Kiralık Aşk repliklerin büyüsü 6: Acıların içinde yoğrulan aşk

Kiralık Aşk repliklerin büyüsü 6: Acıların içinde yoğrulan aşk
Seçebilir miyiz yaşadıklarımızı sizce ya da seçilen ele razı mı oluruz? Tercih hakkımız yok mudur hayata karşı? Seçtiğimizi sandığımız yollar aslında önceden beri bilinen kaderin önümüze koyduğu tuğlalar arasında yaşam çizgimizde önümüze çıkanlar mıdır? Acıların bizde bıraktığı izlerin ruhumuzu şekillendirdiği zamanlar çıkar bazen. Usta ellerde şekil verilen bir çamur gibi sanat eserine dönüşmemiz için bazen sevdiklerimiz ve mutlu anlarımız bazen de acı ile yoğrulup değişimimizin mimarı olacak insanlar o usta eller. Masalımızın bu bölümünde karşımıza çıkan sorulardan sadece birkaçı bunlar. ACI ile AŞK ile geçen 24 ila 30. bölüm repliklerini paylaşmak için yol almaktır niyetim.

 
 
Geçmiş hayatına yani garsonluk günlerine geri dönen Defne'mdeki tek yeni şey kalbinin sahibini bulmuştur lakin kavuşmanın daha zamanı gelmediğinden yanmaya tütmeye devam eden bir yürek kalmıştır Ömer’den yadiğar. Ömer hiç etkilenmemiş çelik gibi duruşundan taviz vermiyor gözükse de gerçek Ömer’in de için için köz gibi yanmakta olduğunu sadece kendi bilmektedir; ta ki yeni bir mucize onları tekrardan bir araya getirene kadar. Ömer’in eskrim mücadelesi verdiği ve kazandığı rüyası başlangıçta pusuda bekler bizleri. Defne’ye karşı kazanmak ne kadar acı verici ve dökülen şu satırların anın etkisinin gücünü hafızamızın en derin noktasına nüfuz eder.
 
Sevme beni göze güzel gözüken görkemim için, Sevindiren gözüm ya da yüzüm için,
Ne de dışardan görünen hiçbir şeyim için: Hayır, bir kalp için de değil değişmeyen!
Çünkü bunlar bozulabilir ve hastalanabilir: Ayrılırsak biz ikimiz.
Sakla, gerçek bir kadın gözünü, onun için, Ve beni hâla sev, neden olduğunu bilmeden!
Sebebin böylece yine aynı kalır Hep benim üzerime düşmek için.

Çeviren: Vehbi Taşar
LOVE NOT ME
John Wilbye (1574-1638)    
 
Ne kaliteli ve özel bir masalı izlediğimizi bir kez daha hatırlatır.       
       
İYİ Kİ MERİÇ ACEMİ İYİ Kİ...
Defne’nin tuhaf hayatı Ömer’in onu ilk öptüğü yerde çakılıp kalmasına sebep olmuştur. Çektiği acı, üzerinden kamyon geçmiş izleri barındırırken acısını kat be kat arttırarak yaşamını sürdürmesi zorunda bırakmıştır. Ömer için ise durum daha farklı bir hal almıştır. Çektiği acıyı saklamayı şahane becerebilmektedir. Sanki dillendirmeyince acı çekmiyormuş delice özlemiyormuş gibi gözükmektedir. Acılar kör sağır dilsiz değildir aslında dillendirilmeyen acıların kavurma derecesi daha da yoğundur halbuki. Daha yürünecek çok yol, değişecek çok huy, alınacak çok dersler vardır Ömer İplikçi ve Defne Topal için.
 
Sadece duygularını konuştuğu tek kişi olan ustasıyla dertleşir Ömer “Sürekli aklımı meşgul etmeye çalışıyorum düşünmemek için eğer düşünürsem, kendine koyduğun sınırları aşmaktan korkuyorsun yani. Hayır, işin tuhafı sürekli iyi şeyleri hatırlıyor insan. Hafıza böyle zamanlarda kast eder insanın canına be yavrum. Ya da daha fazla olan iyi şeylerdi gerçekten ne bileyim yanlış mı yaptım sence yani yanlış mıydı? Daha fazla mı tolerans göstermem gerekiyordu?  Bi düşününce beni terk edişi geri gelişi bi dediği bi dediğini tutmuyor ki ben anlamıyorum sevip sevmediğini gerçek olup olmadığını sürekli kaygan bir zemin. Sen de kaçtın üzülmemek için yani daha doğrusu kendini korumak için. Aynen öyle Hem de hiç kaçmak istemediğin halde değil mi? Belki de o istedi gidemediği için Neden gitmek istesin ki? Bi bilsem çözemedim be usta yetmedi ne yaparsam yapayım yetmedi. Peki şimdi güvende misin, yani kendini daha mı iyi hissediyorsun? Değilim, tabiî ki hiçbir şekilde değilim. İnsan nasıl da birine bağımlı hale geliyor. Mıh gibi çakıyorsun aklına, açıyorsun avucunu koyuyorsun kalbini içine sonra ne yaparsa yapsın ellerindesin. Onun merhametine kalıyorsun o da sana fazla geliyor herhalde”
 
Defne de İso’yla acısını paylaşır “Kalbimde bir öküz oturuyor sanki geçecek mi bu? Bilmem. Bana sanki hiç geçmeyecek gibi geliyor. İnsan böyle bir acıyı nasıl unutabilir ki unutabilir mi sence? Sanmıyorum alışmak olur daha çok ezilmiş çiğnenmiş bir kalple yaşamaya alışmak en fazla bu. Bir daha asla eskisi gibi olamayacağım, ben ömrümün sonuna kadar yaşayamadıklarımın pişmanlığını taşıyacağım hep. Hep bir tarafım eksik kalacak Kendini suçlayacaksın? Suçluyorum zaten Keşke aşkı bu kadar hor kullanmasaydım diyceksin sonuçta hergün aşık olmuyorsun Defocim hayatı boyunca asla aşık olamayan insanlar var biliyoruz. Of, İso yemin ediyorum seni şurdan aşağıya atcam şimdi insan bi geçecek der düzelecek der öleyim mi ben onu mu istiyorsun? Yalan yok kızım ama bana sorarsan boşver aşkın acısı bile güzel. Tabii sana hava hoş, sen aşkını öyle güldür güldür yaşıyon. Ne yani şimdi bir teknoloji çıksa silsek Ömer’i aklından zihninden, ne diyosun istiyor musun silelim mi Ömer’i? Yok yok, kalsın silmeyelim. Olsun, canım yansın ama Ömer gitmesin hep kalsın”
 
İş görüşmesi için Manu’ya giden Ömer ilk önce ellerini görür Defne'sinin sonra gözlerinde kaybolur. Cillobistan başkonsolosu çizgisinden hiç ayrılmayan Ömer ile Defnem hasretin buram buram tüttüğü gözlerinden koca bir dünya geçen bakışmalarından sonra konuşmaya başlarlar “Sen burada mı çalışıyorsun? Öyle oldu başladığım yere geri döndüm. Ne güzel dönebildiysen eğer en başa yani sıfırdan. Deniyorum mecburen. Çizmem sende kalmış onu bir ara Şükrü abiye versen ben gelip alsam. Neden Şükrü anlamadım gel al? Geleyim senden mi alayım? Bu kadar mı zor? Değil mi? Daha zor ne olabilir ki Defne? Atmadıysan tabiî ki belki bahçeye çıkarıp yakmış falan olabilirsin tabiî ki. Saçmalama akşam yokum bakarım sonra”
 
Ömer’in aklı aşk dehlizlerinde kaybolurken Defnenin  doğal halleri her şeyi bilen koruyup kollayan duruşuna şahit olunca külkedisi etkisi altında şekillenen buzlar şelalesinin kraliçesi ELSA dır Defne.
Beyaz teni kızıl saçları Ömüşün esmer teniyle kontras oluşturan muhteşem uyumu ahengi ve ruh birliği bizleri mest eden dışı çelikten yapılmış olsa da içersinde pamuktan yapılma sıcacık bir kalbe sahiptir Sinyor İplikçi. Sadece Defne'sinin gördüğü o kalbin tek atma sebebidir Defne'sinin Aşkı.
 
Defnem çizmelerini almak için kırmızı kapılı eve gidince Ömer’in evde olduğunu anlayınca aceleyle çıkmak üzereyken düşer ve sır topu beline batar acıyla haykırır Ömer odasından koşarak gelir ve şöyle konuşurlar “ Defne dur iyi misin?  Sen evde yokum deyince ben çizmelerimi alayım dedim ahh. Canın mı yanıyor noldu? Şu şey belime battı ya. Dur bakayım. Yok sen bakma hatta ben gideyim hatta kaçtım. Saçmalama ne yapıyorsun? Geçti gitti bile. Neresi sen onu söyle? Acıyor mu? Biraz geçti gitti bile. Öyle kolay geçmez neyse çok derin değil. Öyle mi bana çok derin gibi geldi hala canım yanıyor çünkü? Yani iz kalmaz en azından. İyileşirsin diyorsun? Ben elimden geleni yaptım fazlasını hatta. Emin misin? Eminim Defne bu kadar vazgeçebiliyorum kendimden. Suç bende yani Yooo suçlu falan aramıyorum parçalarımı bir araya getirmeye çalışıyorum o kadar. Bi yolu var mı peki? Bulucam Defne bulucam çizmelerin” içinden geçenlere dil lal olup konuşamaz anlatamaz haykıramaz özledim çok özledim hala deliler gibi aşığım diyemez bir cesaret gösterip adım atamaz. Sorunların içinde harcanan yardım çığlıklarını herkesin duyduğu bir kendilerinin duymak istemediği iki sevda kuşun kanadında yürek. Rüzgarın etkisiyle savruldukça savrulan oradan oraya nasıl sürüklendiğini bilmeden rüzgara teslim iki yangın yeri yürek.
 
Röportajı okuyan Defne ilham kaynağı olmadığına inanarak tasarımcı olarak Yasemin’in kurduğu CHERİ’de çalışmayı kabul eder. Defnem hayatında yeni bir sayfa açar yönünü yörüngesinden çıkmadığı Ömer’in yoluna göre ayarlar ama Ömer artık ilhamının eksikliğinden bir süredir çizim yapamamaktadır. Dışarıdan göründüğü gibi değildir aslında kalesi içten içe çürümektedir. İçini kemiren sevdanın kurdu misali çektiği acı onun psikolojik olarak darmadağınık etmiştir. Ömer iş için İz’i geri çağırır Passionisin yeni konsept danışmanı İzdir artık. Yeni bir satranç oyunu kurulur ve taraflar karşılıklı hamlelerine başlar.
 
Sude Ömer’e, Defne’ye oynadığı oyunu anlatır. Haliyle Ömer zıvanadan çıkar. Şükrü abi sakinleştirmek için yanına gelir “ Ömer Bey iyi misiniz? Değilim iyi değilim Şükrü bu ne acayip iş ya kafam almıyor artık anlamıyorum. Herkes mi kötü ya herkes mi kötü nefret etmek birine kötülük yapmak konusunda üstümüze yok. Kötü söz söylemeyi iş çevirmeyi birine düşmanlık etmeye bayılıyoruz. Birine kötülük yapmak için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. Bizim var ya ruhumuz kirlenmiş ruhumuz ben anlamıyorum çıldıracağım sakin olamıyorum”  bir nebze olsun nefes alabilmek için soluğu Defnesinden kalan sarı çiçeğin önünde alır ve ilhamını arar lakin Defnem yeni işine doğru yola çıktığından ve radyoda ender çalınan Mehmet Güreli şarkısı kimse bilmez çalmaktadır. Eğer o telefonu duysa hayatlarının seyri değişecektir ama bizim çarpık evrende işler böyle yürümemektedir.
 
BULUT GEÇTİ 
GÖZYAŞLARI KALDI ÇİMENDE
 
GÜL RENGİ ŞARAP
 
İÇİLMEZ Mİ BÖYLE GÜNDE
 
SEHER YELİ
ESER,
YIRTAR ETEĞİNİ GÜLÜN
 
GÜLE BAKTIKÇA
 
ÇIRPINIR YÜREĞİ BÜLBÜLÜN
 
BU YILDIZLI GÖKLER
 
NE ZAMAN BAŞLADI DÖNMEYE?
 
KİMSE BİLMEZ, KİMSE BİLMEZ...
 
Ömer aşağıdaki tadilattan çıkan seslerden bunalıp şikayet etmek için indiğinde yetkili olarak karşısında Defne'sini bulur.


Yazı devam ediyor...
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER