Hayatın Müziği: İçindeki müzik hiç susmasın!

Hayatın Müziği: İçindeki müzik hiç susmasın!
Bir şarkı tutturup günlerce mırıldandığım zamanlar olmuştur. Ve hatta içten içe dans ettiğim zamanlar da… Müzik, hayata eşlik ettiğinde bir başka güzeldir çünkü. İçindeki müziği susturmamak gerek çünkü hayat notalarla daha bir anlamlı…

BluTV’nin Büyük Günahlar’la başlayan serisi 7 YÜZ, ‘Hayatın Müziği’ bölümüyle yayın hayatını sürdürüyor. -Sadece- sade ve basit anlatımı sebebiyle sevebileceğim bir bölüm olan Prosedür, bu sadeliği keyfe dönüştüremeyip Büyük Günahlar’ın büyüleyiciliğinin bir hayli gerisinde kalarak kalbimi biraz kırsa da Hayatın Müziği kırılan parçaları özenle tamir etti.

Büyük Günahlar, ‘dizi’ içeriği bağlamında izlediğim en muhteşem şeylerden biri olabilir. Hal böyle olunca beklentim de o kadar yükselmişti ki serinin ikinci bölümü olan Prosedür’ü bitirdiğimde “Eee hikaye nerede?” diye sormuştum kendime. Prosedür, ‘aşk’ ve ‘takıntı’ bağlamında sade bir anlatımla yola çıkıp 7 YÜZ’ün genel dünyasının dışına çıkmasa da fazlaca Black Mirror olarak adlandırdığım bir bölümden öteye gidememişti. Çok sevdiğim Melisa Sözen ve Engin Hepileri’ye rağmen hem de. Bu durum yine de serinin gelecek bölümlerini iple çekmeme engel olamamıştı ama.

Prosedür’ün hemen ardından gelen Hayatın Müziği’ne dönecek olursam… Hayatın Müziği, ‘müzik’ kavramını şahane bir metafor olarak kullanırken ritmi düşmeyen hikayesiyle ilk dakikadan son ana kadar keyifli bir yolculuğa çıkarıyor seyirciyi. Kahramanımız Pınar’ın dönüşümüne şahit olurken, içimden “Her şey bambaşka olacak!” diye haykırmam da bölümün en güzel taraflarından biriydi belki de.

Esasında Pınar yabancı değil, bizden, tam içimizden. 7 YÜZ’ü bu kadar sevmemin nedenlerinden biri de bu zaten. Karakterler, sokağa çıktığımızda asla karşılaşmayacağımız tipler değil. Pınar da hemen hemen herkesin hayatına giren birisi. Yetenekli fakat bir hayli çekingen. Kendine güveni yok fakat yönlendirmelere açık. İçindeki potansiyeli dışına çıkarabilmek içinse kulağına bir şarkının çalınmasını bekliyor. Bu şarkı, Pınar için bir dönüşümün öncüsü olurken beni de birtakım sorgulamaların içine bırakıyor.

Oşa, yani Osman Şahin hikayeye bambaşka bir boyut katıyor. Eray, aşkın değerini vurgularken ajanstakiler de hayatın zorluklarına dokunuyor. Ve Pınar’ın içindeki şarkı yükselip alçaldıkça hayat akıyor…  

Diğer bölümler gibi Hayatın Müziği’nin hikayesi de Tunç Şahin’e ait. Bölümü Derya Yanmış kaleme alırken Umut Aral yönetiyor. Damla Sönmez’e Cihan Yenici, Selim Bayraktar, Janset, Tuğçe Karabacak, Murat Okay, Özlem Zeynep Dinsel, Sabahattin Yakut eşlik ediyor.

Damla Sönmez, Pınar’la tabiri caizse dans etmiş! Sönmez, içine kapanık halinden masanın üzerine çıkıp cesurca şarkı söylediği o ana kadar şahane bir şekilde yönlendirmiş Pınar’ı. Ve ona eşlik eden isimler de keyifli performanslarla hikayeye değer katmışlar.

Tertemiz bir reji ve su gibi akan hikayesiyle oldukça keyifli bir ‘yüzleşme’ bölümü olmuş Hayatın Müziği. Kahramanımız Pınar’ın yüzleştiği birçok şey olsa da ben en çok kendiyle yüzleşmesini sevdim. Ve bir de kendinden emin bir şekilde kahveleri kapıp gelmesini…

Sözün özü; Hayatın Müziği, yüzümde koca bir gülümsemeyle izlediğim çok çok keyifli bir bölüm sundu bana. Mutsuz hissettiğimde, enerjim düştüğünde izleyip modumu yükseltebileceğim kadar keyifli bir bölüm hem de. Gelecek haftayı, serinin dördüncü bölümünü merakla bekliyorum. Emeği geçen herkesin emeklerine sağlık…

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER