Bana anneliğin resmini çizebilir misin Abidin?

Bana anneliğin resmini çizebilir misin Abidin?
Ama dur, buna senin bile gücün yetmez.

Ülkemizde annelik üzerine ahkâm kesmeyeni genelde döverler. Egonu tatmin etmenin en kolay ve en bedava yolu budur çünkü. Anne olup olmamak fark etmez. Diploma gerektirmez, ekonomik sınıf gözetilmez. Erkek kadın, genç yaşlı herkesin ezberinde annelik üzerine sarf edilecek en az bir cümle vardır.

Bence anneliğin evreleri vardır. İsmin yalın hali gibi: Anneliğin bekar hali.. Anneliğin güçlü hali.. Örnekler çoğaltılabilir.

Annelik bir vazife değildir.

Hatta anneliğin bir cinsiyeti bile yoktur. İşte en sevdiğim evrelerden biri: Anneliğin erkek hali..

Yaradan, biyolojik olarak doğurganlık vasfını kadına bahşetmiştir. Bu vasfı dileyen ya da nasip olan kullanır. Bakınız doğurganlık vasfından bahsediyorum, annelik içgüdüsünden değil. Doğurmayı tercih etmeyen anne değil midir? Pekâlâ öyledir. Bu da bir tercih meselesi.. Bir yavru kediyi sokaktan çekip almış, ona sıcacık bir yuva vermiş, koynunda uyutmuş birine anne dememek mümkün müdür? Yetiştirme yurdundan evlat sahiplenen, hani o çok meşhur “karnında değil ama evladını kalbinde büyütmüş” lafının muhatabı kadınlar mesela? Saksıdaki bir tohumu; karnındaki bebeğini sever/besler gibi sulayan, onunla her gün şefkatle konuşup sonunda o açtığında kendisinin yüzünde güller açan kadın da annelik yapmıyor mudur?

Ya Allah’ın doğurganlık özelliği vermediği erkekler? Doğurmuş fakat merhamet duygusunu yitirmiş nice kadından çok daha “anne” babalar gördüm. Evladını karnında taşımamış ama bir anne ne kadar iyi bakabilirse o kadar iyi bakabilen mükemmel adamlar.. Evladının yemeğini yediren, altını değiştiren, her gece masallarla ninnilerle uyutan, beslenme çantasını özenle hazırlayan, ödevlerini kontrol eden, saçını şefkatle tarayan, bağrına basan nice baba.. İş arkadaşlarına tarhana çorbası tarifi soran adamın yüreğine de “anne yüreği” demezsek taş olmaz mıyız?

Sosyal mecralarda, altın günlerinde, beş çaylarında, iş yerlerinde ve veli toplantılarında ve dahi aklıma gelmeyen muhtelif mekan ve zamanlarda o hep tartıştığımız, üzerine ahkâm kestiğimiz, “ben böyle yapıyorum sen niye yapmıyorsun”u birbirimizin gözüne soktuğumuz “annelik” mefhumu üzerine bir hikâye seyrettik dün akşam. Ve sosyal medyada yine en çok annelik üzerine ahkâm kesmecilik okuduk.

Ortada üç beş kaide var, annelik şartnamesi gibi bir şey bu herhalde. Dizi üzerinden yine bunları okuyunca böyle yakınmalı bir giriş yapmak durumunda hissettim, mazur görünüz.

Öncelikle ilk bölümüyle Star tv’de seyrettiğimiz Anne dizisine bol şans diliyorum.

Tabii ki “ben de anne olduğum için bu diziyi merakla bekliyordum” bıdı bıdısı yapmayacağım. Cansu Dere ve Gonca Vuslateri oyunculuklarına zaafım var. Merakla bekliyordum ifadesini kullanacaksam, önceliğim budur.

Çocukların etrafında kurulan hikâyelerden sıkıldım ne yalan söyleyeyim. Bu sebeple diziye, bir parça ön yargıyla başladığımı söyleyebilirim. Cansu Dere ve Gonca Vuslateri faktörleri ve yönetmen koltuğunda Merve Girgin olması beni cezbetti. Salı akşamları sıkılan gönlümü eğleyecek yeni bir hikâyeye de ihtiyacım olunca oturdum başına..

“Başından sonuna zırıl zırıl ağladım” diyebilir miyim? Hayır. Bu kötü mü? Bence yine hayır. Baştan sona zırıl zırıl ağlasaydım; bu, işin tekdüze bir dil kullandığının resmi olurdu. Öyle olmadı. Bazen tebessüm ettim, çokça kızdım, gerildim, nihayetinde ağladım da tabii ama yineleyeyim, çokça gerildim. Boynuma bir ağrı saplandı ilk andan itibaren. Gecenin sonuna doğru boynumdan başıma uzanan bir ağrı ve bir an kendimi dişimi, yumruğumu sıkarken bulduğum bir hâl ile seyrettim.

Melek ve hikâyesi, önyargımı parçaladı. Sıradan bir çocuk hikâyesi değildi bu. Belki de en önemlisi, hayale değil gerçeğe yakın olması yüzünden bu kadar sinirlerim bozuldu. Gecenin sonunda artık hıçkırıklara boğulmuşken “canım film bu, gerçek değil ya” deyip gözyaşımı silememek bizim büyük çaresizliğimizdi. Melek’in her canı yandığında aslında Melek’e değil altta geçen “Şiddete karşı Alo 183’ü arayın” kamu spotuna ağladım.

Çünkü Melek hayal değil, Melek yalan değil, Melek bize uzak değil.

Konsomatrislik yapan Şule’nin hayatındaki tek güzel şey Melek. Bence insan çocuğuna Melek ismini koymuşsa bu boşa değildir. Şule Melek’i seviyor. Fakat Şule bağımlı. Bir maddeye değilse de bir adama bağımlı. Bir bataklığın içinde. Kurtulması mümkün mü? Belki evet. Belki denedi. Belki kızını öldürmekle tehdit ettiler. Bilmiyoruz. Belki de Şule düşüncesiz, bencil bir kadın. Şule belki de hayatının en büyük hatasını Melek’e anne olmakla yaptı. Keşke onu çöpe bırakmak yerine (çöpe bırakmak ne korkunç bir ifade Allah'ım) çok önce yardım alsaydı birinden yahut onu daha bebekken bir aileye verip hakikaten sıcak bir yuvaya sahip olmasını sağlasaydı..

Şule’nin akıbeti ne olur bilmiyorum ama ahkam kesilecek bir konu varsa o da evladının şiddete ve istismara maruz kalmasına sessiz kalan bir annenin insanlıktan çıkmışlığıdır.
Çocuğuna lüks bir hayat veremeyebilirsin, onu saracak pamukların olmayabilir, beslenme çantasına koyacak bir dilim ekmek bile bulamayabilirsin ama ona bu yokluğu varlık içinde çektiriyor ve şiddete uğramasına göz yumuyorsan ben bu oyunu bozarım. İşte o zaman Şule’yi elime verseler en kibar ifadeyle saçını başını yolarım.

Annelik, üzerine ahkam kesilecek bir konu değil ama çocuk istismarı ve şiddet, uğruna dünyayı ayağa kaldırmak gereken hayati bir mesele.. O çocuğa o ruju sürdüren adam gerçekte ve hatta ülkemizde yok mu? Okula yüzü gözü mor içinde gelen çocukların “üstümüze sıçrar” diye kimsenin hesap sormadığı aileleri hayal mi?

Çocuğumun eski okulunda kızını okula motosikletle getiren bir anne vardı. Çocuğu kasksız gördüm birkaç defa. Tabii anne de öyle.. İnsanlar neyi eleştiriyordu biliyor musunuz? “Koca kadın utanmıyor motorun tepesinde gezmeye, tut elinden getir, biz nasıl getiriyoruz?” Toplumumuz beni umumiyetle yanıltmıyor, hamd olsun.

Neye kızacağımızı ve neyi eleştireceğimizi öğrendiğimiz zaman sağlıklı bir toplum olabiliriz diye düşünüyorum. Okula beslenme getirmeyen çocuğu ayıplayan çocuklar yetiştiriyorsunuz. (Bu konuda alnım apaçık olduğu için kendimi bu gruba katmamayı müsaade ederseniz hak görüyorum) Veli toplantılarında “ay insan şu çocuğa yeni bir hırka alır, kaç para ayol bir hırka” diyen vicdansızların ağzının ortasına çarpmıyorsunuz. Kaç Melek evde gördüğü şiddetle okulda gördüğü psikolojik baskının arasında sıkışmış halde kim bilir. Herkes kendi çocuğundan mesul tamam süper, ya çocuğunun mesuliyetinden bihaber anne babalar.. Onların çocukları ne olacak? Tamam devlet baksın. Peki devlete bunu kim haber verecek?

Burada eğitimcilere olduğu kadar velilere de büyük iş düşüyor. Melekler, işkencelerin üzerini örtmek zorunda hissetmesin diye, bir parça vicdan sahibi herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Toplumun Zeynep Öğretmenleri çoğalsın, Şule Annelerin gözü korksun, Cengizler ayağını denk alsın diye bu tür projeleri oldukça önemsiyorum. Bu anlamda Anne’ye "acıdan beslenen bir ticari kaygı" gözüyle bakanlarla aynı safta durmuyorum. Bu vesileyle 9 yaşındaki çocuğuma bir daha ve bir daha sınıftaki arkadaşları hakkında sorular soruyor ve onları “gerçekten” tanımasını sağlamayı amaçlıyorum.

Farkındalığı artmış bir insan bir başka insan için umut anlamına gelebilir. O umudun peşi sıra bir hayat kurtulabilir.

Dün gecenin beni en çok acıtan kısmı, sahilde “anne, annem” diye öğretmenine sarılan Melek sahnesi idi. O kucaklaşmada, o “annem” deyişte “keşke bunu sen yapsaydın anne, beni sevseydin, beni başkalarının kollarına bırakmasaydın anne” diye feryad eden bir iç ses okudum. Zeynep Öğretmenine sarılan Melek’in o sahnesinin adını “Beni niye sen sarmadın anne” koydum.

Burada yeniden başa dönüyor ve yineliyorum. Anne olmak biyolojik olarak kadına verilmiş fakat duygusu ve merhameti onu hak eden herkese sunulmuştur. Konuyu anne olmaktan ziyâde “insan olmak” ekseninde değerlendirmek hepimizin boyun borcudur. Okula beslenme getirmeyen Melekler’den, sırtında morlukla yahut ayağında yırtık ayakkabıyla gezen çocuklardan yalnız o çocuğun anne babası değil insan olarak hepimiz sorumluyuz. Ardındaki hikâyeyi bilmeden çocuğunu okula tokasız, deftersiz, ayakkabısız gönderen anne babaların dedikodusunu yapmak en kolay olanı. Yüreği yeteni elini taşın altına koymaya davet ediyorum. Bu yolda bir adım atan ve Melek nezdinde şiddet mağduru tüm çocuklar için farkındalık sağlayan Anne dizisi ekibini selâmlıyorum.

Yolunuz ve şansınız açık olsun.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER