Eren Vurdem: Ben bir ağacım. Çınar da bir dalım!

Eren Vurdem: Ben bir ağacım. Çınar da bir dalım!
Beyazcam'da taşkın, deli dolu, divane âşık bir Karadeniz erkeğine can veriyor. Ancak ‘İnadına Aşk’la ilgili güzelleme yazısından sonra röportaj talebinde bulunduğum ve o meşhur, özetsiz 160 dakikalık bölümün çekimleri arasında tanıştığım insan, gülümsemesi, tevazusu ve deyim yerindeyse yüce gönüllülüğü ile ekrandakine tamamen kontrast biri. “Hayranlarınızdan mesaj aldım, sevgiliniz var mı diye merak ediyorlar” dediğimde, beklemediğim bir anda “Sevgilim yok, yazabilirsiniz” diyecek kadar da dobra. Çünkü tüm yorgunluğuna rağmen “Şu kadar saat setteydim, aslında çok da yorgunum” gibi cümleler sarf etmeyen (ki etmesi de çok normal olurdu) ve setten çıkıp evine giderek bir saat soluklandıktan sonra röportaj için karşıma geçen kişi kendi deyimiyle artist değil, aktör.

Yedi yıldır bu sektörün içinde. Müşfik Kenter gibi ölümsüz bir ustadan aldığı eğitimini temel yapan Vurdem, Reha Erdem’in dünya festivallerini gezmiş filmi ‘Jin’de rol alarak, ‘Şubat’ dizisinde hem yeraltı dünyasında kendine yer bulmuş hem de ‘Onur Ünlü Kafası’ ile tanışarak bu temeli güçlü yapılarla desteklemiş. Kanımca ekranın en sıcak ve samimi işi olan ‘İnadına Aşk’taki Çınar Barutçu karakterinden bir tipleme yaratmakla meşgul şu sıralar. Kendisi sürekli dile getiriyor ama ben de belirteyim; Vurdem Karadenizli değil. Ancak röportaj için buluştuğumuzda siparişi çay olunca ‘’Burada bile bir Karadenizli havası var’’ demeden edemiyorsunuz. Ekrandaki gibi ‘ağır abi’ ceketleri giyen biri değil, aksine siyah deri ceketiyle sportif bir tarza sahip. Bir de her ne kadar sert bir yüz ifadesi olsa da onunla ilgili yaptığım çok küçük bir güzel yorumda bile anında utanıyor. Büyük ihtimalle hiçbir zaman da bu yorumları hak etmediğini düşünecek. Kendi deyimiyle hayatın her dokusunu cebe atarak yoluna devam ediyor. Onun için bir kişinin sigara yakışı veya çay içişi bile önemli. Bu da yurt dışı hayalleri kuran Vurdem’in hedefinin basamaklarını oluşturuyor. Bana bırakırsanız röportaj izlenimlerimi aktarmaya devam edebilirim ama sözü Vurdem’e bırakıyorum.
 
Haftaya yayınlanacak 32. bölümden sonra Çınar'a veda ediyoruz...

● ‘İnadına Aşk’ı kabul etmenizde en çok ne etkili oldu?
En önemli faktör Osman Sınav’dı. Böyle güçlü ve usta bir isim ‘İnadına Aşk’ın başında olunca zaten iyi bir iş çıkacağını öngörebiliyorsunuz.
 
● Osman Sınav’ın daha önce bu türde bir iş yapmaması sizi endişelendirmedi mi?
Yönetmenlik yelpazesi çok geniş olduğu için böyle bir endişem olmadı. Baktığınızda ‘Uzun Hikâye’ de onun tarzına paralel bir yapım değildi ama harika bir iş çıkardı.
 
● Hikâye keyifli ve siz de bunun kadar kabına sığmaz bir karakter canlandırıyorsunuz.
Evet, Çınar’ı ilk okuduğumda hoşuma gitmişti zaten. Çok keyifli bir karakter. “Kendime göre modifiye edersem daha güzel olur” dedim ve soluğu Trabzon’da aldım. Bir iki gün orada kalarak halkı gözlemledim. Ve sonucunda da şu an izlediğiniz karakter inşa edildi.  
 
● Çınar ilk bölümlerde deyim yerindeyse ‘ağır abi’ iken sonra bir tutukluk geldi. Fakat şimdilerde yine açılmış durumda.
Aşk kimin hayatına girse onu sağlam bir şekilde sallar ve tabii Çınar da bundan nasibini aldı. Sonrasında ise tekrar geri açıldı. Âşık olduğu kızla da evlendi ve tekrar yerine oturdu gibi bir durum oldu. Hareketlerinde bir durulma oldu ama adam ilk âşık olduğunu söylediğinde bile çevresindeki pek çok kişi inanamadı. Aşk onu öyle bir adam yaptı. Ancak yine de özünden herhangi bir şey kaybetmedi ve aynı şekilde devam etti.
 
● Çınar sayesinde oyunculuğunuzla ilgili keşfettiğiniz bir yönünüz oldu mu?
Açıkçası insan kendini bilirse yeni bir yeteneğini keşfetme gibi bir durum olmuyor. Ben de kendimi biliyorum. Çınar’ın dans etmek için alanı geniş. İleri doğru 10 adım atarken, 20 adım da geri gidebilir. Çember daha da genişlese o zaman çok daha farklı bir karakter ortaya çıkar.
 
● Peki, karakterin gelişiminde sizi ne şaşırttı?
Herkesin bir hesaplaması, matematiği var. Senaryoda okuyup bakıldığında “Aaa… Burada bunu niye böyle yaptı?” diyorsunuz ama tabii ileride anlıyorsunuz. Oysaki onun bir alt metni var. Orada kurulan bacaklar bir iki bölüm sonraki altyapıyı tutuyor. İlk başta saçma geliyor ama ileride dengeleniyor. Senaristlerimizin de işi zor tabii ki. Onlara güveniyorum.
 
● Çınar gibi tatlı sert mizaçlı bir karakter üç kadına emanet. Burada o feminen dokunuşu nerede hissediyorsunuz?
Onlar hayallerinde bir karakter yaratıyor. Onu çıkarıyorlar ve ben de erkek olarak tamamlıyorum onu. Güzel bir sonuçla karşılaşıyoruz. Senaristlerimizden biri Trabzonlu. O da güzel bir çeşni katıyor. Ben de onların oluşturduğu metindeki Çınar’ı bir daha yoğuruyor ve ekranda görüleni yaratıyorum.
 
● Gözlem gücünüz de etkili oluyordur tabii.
Hayatta zaten her şeyden alıp cebinize koymanız gerekir. Pek çok usta oyuncuyla ahbaplığım var. Aralarından biri 60 yaşında bir karakteri canlandırmıştı ve ona yaratım sürecini sormuştum. Askerdeyken karşılaştığı bir adam onun ilham kaynağı olmuş. Şimdi o karakteri gerçekçi olmayan, yapmacık bir şekilde yaratmaya çalışsanız bu yanlış olur. Oranın kültürünü, mekânı, insanını dinlemeniz gerekir. Oradaki insanın çay tutuş şekli veya sigara yakışı bile farklıdır. Okuldayken hocamız Müşfik Kenter bize Antonius’u çalıştırırken “Sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” derdi. İşte, bu sorunun cevabıyla karakteri yarattığınızda o zaman fırına verdiğiniz kek de hem lezzetli hem de kabarık olur.
 
● Müşfik Kenter’le çalışmak herhalde hayatınızın en unutulmaz dönemi olmuştur.
O olmasaydı zihnimin, hayata bakış açımın bu kadar açık olacağını tahmin etmezdim. O gerçekten çok farklı bir adamdı. Hep zorlardı. Normali hiç yoktu. Ondan “Tamam, oyna geç” gibi bir şey asla beklemezdiniz. Bu kadar zorladığı için pes etmeye yaklaştığım bir an olmadı. Çünkü bunun sonucunda ortaya çıkan karakteri gördüğünüzde “İçimde böyle bir insan da varmış” diyorsunuz. Deyim yerindeyse içinizden fırlatıyor o kişiliği.
 
● ‘İnadına Aşk’ sizin için “Ben burada her şeyi gösterebiliyorum, yeterli alan sağlıyor” diyebileceğiniz bir iş mi?
Çınar kendi alanında çok güzel bir karakter. Ben bir ağacım, Çınar da bir dalım. Mafya babasını da oynayabilirim, onun tetikçisini de. Yakışıklı ve saf çocuğa da bürünebilirim. Bende bir sürü dal var. Çınar veya canlandırdığım herhangi bir karakter bir şehrin farklı bir köyü gibi. İşte bu yüzden hiçbir zaman bu cümleyi sarf edemem.
 
● Peki, dizinin yayın gününün değişmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Hayırlısı diyelim (gülüyor). Biz işimizi yapıyoruz sadece. Bu tür etmenlere kafamızı takarsak verimli çalışamayız. Bizi bağlayan tek şey var o da metin. Son bölüm de olsa aynı itinayla çalışmayı amaçlıyoruz hepimiz.
 
● Çınar’ı benzettiğiniz bir karakter var mı?
Açıkçası pek yok galiba. En azından şu an aklıma gelmiyor. Mutlu, hayatı takmayan ama bir yandan da sinirli adamlar vardır. Çınar da bu rengarenk kişilerden. Onun gibi adamlar hep bağırır, duygu geçişleri ani ve güçlü olur. Çünkü onun sahip olduğu renk bunu gerektirir. İşte böyle bir durumda oyuncuyu ortaya koyduğu kendi rengi parlatır. Metinde “Kız kardeşim öldü” diye bir repliğiniz vardır. Bir kişi bunu o kadar farklı söyler ki işte o zaman kendi rengini ortaya koymuş olur. Bir hikâye var; iç mimarlık sınavına 100 kişi girer. Öğretmen çırpınan tavuk çizmelerini ister öğrencilerden. 99’u çırpınan tavuk çizerken sadece bir kişi kanadının altından tüylerin düştüğünü resmeder. Ve bu kişi okula birincilikle girer. O kanat, hayal gücüyle, rengi daha alacalı bulacalı hale getirmekle ilgili.
 

 
 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER