Sen neymişsin be abi!

Bu dizinin ratinglerine fena halde kafayı takmış durumdayım. Sağdan bakıyorum olmuyor, soldan bakıyorum olmuyor, gözümü kapatıp açıyorum gene olmuyor. Bir türlü aklım almıyor. Samimiyet? Var… Entrika? Var… Gizem? Var… Toplumun değerlerine saygı? Var… Yakışıklı erkekler, güzel hanımlar? Var… Aksiyon? Alası var… Daha ne istiyor bu seyirci? Daha ne istiyor ha!!! Dört haftada ben isyan noktasına geldiysem Mevlam başından beri yazanına, çekenine, oynayanına, set ekibine ve seyircisine sabır versin. Bana kalsa 8.00’dan aşağıya düşmemesi lazım ya neyse biz işimize dönelim. 

Davut Paşa nihayet patladı. E patlasın da… Yıllardan beri her şeyi içine ata ata ne yapsın dolmuş adam. Hani karşısındaki dizinin büyük transferlerinden biri olmasa bence o patlamayla alnının çatısına kurşunu da koyardı. Fakat sahneyi önemli kılan Davut Paşa’nın patlaması değildi. Sahneyi önemli kılan Farah’ın ona verdiği cevaplardı. 

Geçen bölümlerde de değinmiştim. Bu ara bu konuya başka bir dizinin yorumunda da değiniyorum. Dediğim gibi saf kötü pek azdır. Farah bizi kötü görüyor ve doğal olarak kendisi iyi konuma yerleşmiş oluyor. Fakat her şeye rağmen bu sezonun ilk bölümünde bolca görmüştük ki şüpheleri de var. Burada farkına varmamız gereken şey kardeşliğin diğer elemanlarının kendilerini nasıl gördüğüdür. Farah kendisi üzerinden kardeşliği anlattı bize. Dizi için değerli bir bilgi. 

Eskiden milli maçlar sonrası Türkiye sokakları. Osmanlı 3 - Prusya 0

Farah’ı ele geçirdikten sonra bir kovalamaca olacağını fragmanlarda görmüştük. Mustafa’nın akıl yürütme sahnelerini çok seviyorum. Egodan ne kadar uzak olduğunu ve düşmanını ne kadar iyi tanıdığını bize defalarca gösteriyor. Aynı şeyi Padre için söylemek mümkün değil mesela. O hala ezici gücünün kibrine kapılmış bir halde dolaşıyor. Ne zaman alır bilmem ama bu konuda alacağı ders ona pahalıya patlayacak.

Süreyya’yı geçen sezon televizyon karşısından geçerken hep iş güçle uğraşırken görüyordum. Bu sezon daha farklı bir Süreyya vardı. Sürekli Leyla ile vakit geçiren ve Ali için endişelenen, kelimenin uygunluğu tartışılır ama daha pasif bir Süreyya izliyorduk. Hoş o hali de gözüme hiç batmamıştı ama bu bölümdeki tekrar "iş kadını Süreyya” kimliğini görmek hayli hoşuma gitti. Boris’e bu işi ancak o yedirebilirdi. Ha Boris bu zokayı yutmuş bir şekilde uzun süre dolanmaz. Elbet uyanır ama o zamana kadar kar, kardır. 

İndiana Jones: Kayıp Dehliz yakında sinemalarda.

Farah’ı bu sefer öyle bir yere soktular ki hakikaten değil kardeşlik, akraba-i taallukat gelse gene çıkartamaz. Çok yerli dizi izleyen birisi değilim ama İstanbul dehlizleri sanırım en son yıllar önceki Sağır Oda dizisinde konu edilmişti. Halbuki senaristler için inanılmaz bir malzeme. Bu arada Abdullah’a benden başka gülen olmadı mı? İlk bölümde Farah’ın burnundan kan gelişini izlemişken “biz esirlerimize eziyet etmeyiz” repliği hakikaten güldürdü beni. 

Tamam, adalet dağıtma konusunda bence de dünyadaki en mahir güç bizdik ama esirlerin başlarını da şefkatle okşamıyorduk. Bilen bilir, edebiyata “Kont Dracula” diye yansıyan meşhur Kazıklı Voyvoda yıllarca Osmanlı esiri olarak Kayseri’de kalmıştır ve adamı resmen delirtmişiz. Sen beni güldürdün, Allah da seni güldürsün Abdullah. 

Esat Paşa’nın sonunu gerçekten merak ediyorum. Adam sinsi ama zeki değil. Zekayla sarmalanmayan sinsilik ne kadar sonuca ulaşırsa o da o kadar ulaşıyor. Sahnelerini izlerken bir kez daha Boris’in zekasına şapka çıkarttım. Esat Paşa’yı aşağılamaya öyle hazırlanmıştı ki ama Esat Paşa daha çoook kullanılabileceğini bilmeden de olsa fark ettirince iştahını başka sefere sakladı. Boris'in ona bir şey yaptığı yok. Esat Paşa ne yapıyorsa kendine yapıyor.

Özür dilerim efendim zindandaydım o yüzden süt getiremedim.

Mustafa’nın Farah’ı çocukların annesine götürme fikri bir başkası için olsa oldukça kötü bir plan derdim ama Farah için daha etkili bir plan olamazdı. Hemen öncesinde zindandaki Farah-Mustafa diyaloğuna ise resmen bayıldım. İddia ediyorum yerli dizilerde bu kalitede bir diyaloğu bulmanız çok ama çok zordur. Tek bir kelime dahi fazla değildi. Her sözün bir amacı ve yeri vardı. Ayrıca her replik, söylenenler dışında konu, karakter veya gelecekle ilgili fikirler veriyordu. Muazzam bir işti doğrusu. 

Belki çok fazla övdüm ama bu tür diyaloglarla nadir karşılaşıyoruz. Karşılaştığımızda da hakkını vereceğiz ki çoğalsınlar. Burada bir yanlış anlaşılmayı da engellemek lazım. Bu sadece Filinta’ya has bir durum değil. Dizi sürelerinin 120 dakikaya vurmaya başladığı bu dönemde sadece 5-6 günde nefis ve her anı dolu dolu bir 120 dakikalık senaryo yazmak mümkün değil. Şartlar böyleyken mühim olan arada sırada da olsa böylesi dolu sahneler görmek. 

Yüce Efendi ve Zaharyas arasında bir otorite savaşının olacağını biliyorduk zaten. Nitekim çok da beklemedik. Geçen haftadan bilenen Yüce Efendi bu hafta fırsatını bulduğu anda Zaharyas’a haddini bildirdi. Fakat bu hareketiyle...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER