Aşk: Yükleniyor…
Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama yorumumun hemen sol-üst köşesinde minik bir nazar boncuğu var. İyi giden reytingler ve şu gibi akan hikâye için. İlk önce ona bir açıklık getireyim ve hemen İlişki Durumu: Karışık ’ın üçüncü bölümünün yorumuna geçeyim. ;)

Hatırlayacak olursak, bir önceki yorumumda Elif oyuna girecek, kararlı demiştim. Can'a "iş" görünümlü yaptığı ziyaretinden de bunun sinyalleri almıştık. Ama keşke Murat'ın takımından oyuna girseydin tatlı qız! Yalnız bu ziyaret sırasında Ayşegül’ün Elif’in havada kalan elini sıkması yüzyılın en toparlayıcı hareketiydi, güzel detaydı. Çok sevdim çünkü uzatılan eli sıkmamak çok kaba bir hareket ve ben bundan nefret ederim. Ama Elif teke tek fazla direnemedi. Tarkan’ın da dediği gibi yanlış zamaaaan, yanlış insaaaan, tutunmak imkânsız bıktım yamalı sevdalardaaaan. 

Ayşegül'den "Hadi, tamam, ben bakmıyorum. Ne yaparsanız yapın!" duruşu.

Üçüncü bölüm itibariyle Elif’i hala zihnimde konumlandıramadığımı fark ettim. Acaba gerçekten olgun, profesyonel bir kadın gibi mi davranıyor, yoksa aslında karanlık tarafta da bizi mi yiyor? Sanırım kadın olmak böyle bir şey. (Evet, hala "sanıyorum.") Daha önce hiç görmediğimiz, adını bile bilmediğimiz erkeklere ilk görüşte, kör kütük âşık oluruz da; bir bakışta şeceresini çıkardığımız hemcinslerimize bir türlü güven(e)meyiz. Boşuna demiyorlar “Kadın, kadının kurdudur.” diye. Elif doğuştan full donanım. Potansiyel rakiplerini bir çırpıda tanıyacak, analiz edebilecek, bağlantıları hemen kurabilecek seviyede de akıllı. Ancak Ayşegül’e o donanımı yüklemeyi unutmuşlarsa eğer… Elif’in Can’a olan bakışlarını, dokunmatik hallerini, kafa karıştırıcı ve günaha davet eden bakışlarını bir kenara bırakıp Ayşegül ile ilgili konuşmak istiyorum. 

İlişki Durumu: Karışık izleyici olaran Ayşegül'e karşı tutumumuz. (Sık yanaklarınııııı!)

Üç bölümdür Ayşegül’ü hep yalnız bildik. Ailesini kaybetmiş, arkadaşlarının kazığı yemiş ama gözlerinin içi hep gülen bir Ayşegül vardı. Ancak Can’ın hayatına girmesiyle Ayşegül’ün de sıfır kilometre, yepyeni bir hayatı da başlamış oldu. Can heybesinde aşkıyla ve şansıyla geldi. Ne diyor Oğuz Atay:

İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz.

(Ben bu sözü bu aralar çok kullanıyorum yalnız, İclal Hocam ne dersiniz bu duruma?)

Birden bire Ayşegül’e yayıncıdan gelen telefon, yayıncının romana değil; “meşhur oyuncu Can Tekin’in eşine” konsantre olması, Ayşegül’ün romanını alıp çıkması ve romanı Murat’a iletmesi. İşte bundan hep birdenbire. Acaba sürüncemede mi kaldı diye düşündüğüm tek şey Murat’ın anı bir manevrayla romanı sinopsislere çevirmesiydi ki bu durum da çok süründürmedi. Artık Murat ve Ayşegül daha sık görüşecek. Bu demek oluyor ki odunları getirin, kıskançlık ateşlerini harlıyoruz! (Bu arada Murat karakterine can veren Pamir Pekin'i "Güzel gülen adamlar" listesine 1.sıradan sokmak için kime başvuruyoruz, nereyi imzalıyoruz?)

Bu el sallayış Ayşegül'e değil; Can'a olmalı.

Yayıncı ve Ayşegül’ün yazdıkları demişken özellikle paylaşmak istediğim birkaç şey var. İlk lafım sana Ayşegül. Sen yayıncının teklifini kabul edecektin kızım. Senin sosyal medyada olup bitenden haberin yok mu? Şimdi trend bu. Mesela danışman oluyorsun, görev süren bitince bir kitap patlatıyorsun ya da sosyal medyadan 1, 3, 5 diye yazıyorsun. Oh, mis gibi. “Korkma, titre Can Tekin!” gibi bir şeyler işte. Yaşasın Fuat Avnicilik! (Hayır, tabi ki, Ayşegül’ü anarşik işlerime karıştırmıyorum.) İkincisi ve ciddili olarak paylaşmak istediğim şey ise Ayşegül’ün dik duruşu! Helal olsun! “Ay, olmamış buuuaağğ” diyenlerin karşında “Bunu ben yazdım.” demeyebilirdi ama dedi. Çünkü o romanı Ayşegül yazdı. Sanılanın aksine onun tek vasfı “Can Tekin’in eşi” olmak değil ve gönlünden geçenleri, emeğini millete ezdirmeyecek!

"Kadının Fendi" her zaman kazanır. 

Gelelim hayatının sırları merak edilen ünlü oyuncu Can Tekin’e… Sen evcilik oynayacağım diye yola çık, sonra kendini lunaparkta bul. Hayat ne garip değil mi Can Efendi?! Can’ın, Ayşegül’ü Murat’tan kıskanan hallerinin üstüne bir de tatlı romantizmin karıştığı sohbetleri ekleyince Elif’e olan aşkından şüphe ediyorum. Sanırım burada kavramları zihnimde iyice oturmam lazım. Arkadaşlık, hoşlanma, kıskanma, aşk, sevgi ve saplantı. Hepsi birbirinden görünmez ama bir o kadar da parlak, kırmızı çizgiler ile ayrılmış kavramlar. Çoğu zaman aşk diye tutturduğumu şey ağır saplantılarımız değil mi? Eğer birinin yanında kendini güvende, mutlu ve rahat hissediyorsan onu seviyorsundur. En azından seviyor olmalısın. Her şey normal ve kontrol altındayken başkasının adını sayıklıyorsan ya saplantılısındır, tedaviye ihtiyacın vardır ya da nankörsündür. Kafa karışıklığı da neymiş? (Köşeli düşüncelerimi paylaşmış olayım da sonradan bozuşmayalım.)

Potansiyel bir gelin adayı olarak kaynana gömme kısmını da gerçekleştireyim de rahatlayayım! Eğer kaynanalık bir spor olsaydı kesin bizim ata sporumuz olurdu, Mediha Hanım Teyze de bu sporun altın kemer taşıyanı. Bu haftada gerek antrenmanlarda (Elif ile) gerekçe maçlarda (Can ile) kıyasıya mücadele etti. Geçen hafta dediğimin arkasındayım: Mediha Hanım Teyze, başa çıkılması en kolay aile bireyi. Hele ki İsmail Dede’nin yanında… Vallahi bu dedelerden korkulur, finalde nasıl bir hışımla evin kapasına dayanıp, Ayşegül’e “Pılını pırtını toplayıp, git!” dedi. Ben resmen ŞOK!

Ayşegül'ün Tekin Ailesinin erkeklerinden çekeceği var desenize...

Evet, gömmediğim kimse kalmadığına göre bölümün en keyifli yerlerine gelebilirim. Tabi ki sırasıyla muslukçuluk, röportaj, lunapark ve defter. O nasıl birbirini sevmek, nasıl birbirini sevmek, nasıl bir uyum. Pek bi' tatlılar. Kalp kalp kalp. ^.^
 
Can'ın elinden patlayan musluk, bağırışlar, çağırışlar derken Ayşegül bacı oklavayı kaptığı gibi olay yerine geldi. Eee, kolay değil yalnız yaşamak. Hem ne var canım, erkekler de yattıkları yerin altında, arabalarında "Haydar" adını verdikleri beyzbol sopası ile yaşamıyorlar mı? Aslında böyle durumlarda biber gazı daha etkili ama o da suç. ^.^ Ama Can Tekin bunu nereden bilsin? Akvaryum içindeki balık gibi yaşamış yıllardır, yazııık.

Kaçılııııın, Ayşegül geliyoooor!

Gelelim fragmandaki kısa haliyle bile bizi katıla katıla güldüren röportaj sahnesine. Yalnız bu güzel röportajın mimarı Handan. Teşekkürsüz geçmeyelim. Evet, amacı sevenleri kavuşturmak değil ama sonunda ceplerde güzel anılar var mı, var! Üstelik Handan tam bir iş bitirici. Ver koalisyonu, en kralını kursun, getirsin. Bu iş böyle giderse Can ve Ayşegül çifti Handan'dan çok ekmek yer.

İşte bunlar ilerde Can'a hep kafa karışıklığı olarak geri dönecek, ben de çok kızacağım. 

Lunapark ise Ayşegül’ün doğum günü ritüeliymiş. Ne kadar güzel bir ritüel! Ancak görünen o ki bu sene Ayşegül’ün doğum günü hem doğum günü kızı hem de katılımcılar biraz farklı geçti. Bu saatten sonra Ece ve Efe’den gelecek olan iyilik zaten Allah’tan gelsin de Can’ın yaptığı hareket on numaraydı. Tanınma pahasına gündüzden gidilen lunapark macerasının ardından gece parkı açtırması çok şık ve romantikti. Samimiyetsizlikten ölen, değeri sadece maddi olarak ölçülebilen hediyelerin yarıştığı doğum günlerine inat; yaşasın LUNAPARK!

Darwin'in kıymetli anısına saygıyla...

Ve defter… Birilerinin Can’a, böyle güzel hareketler yapmaya devam ederse sadece Ayşegül’ün değil; tüm insanlığın ona âşık olacağını anlatması gerek. Ayşegül’ün en büyük destekçisi olan annesinin aldığı ama ölümünün ardından bir kenara sakladığı defter en yeni haliyle Can’dan hediye olarak geldi. Üstelik güzel temennilerle dolu bir notla. Boşuna demiyoruz bir erkeğe yakın en güzel giysi zarafettir diye. Can yine zarafetini konuşturdu. Tüm ademoğullarına örnek olmasını dilerim!

Diğer insanları bilemeyeceğim ama bu not Ayşegül'ün kalbine dokunur, NET!
 
Notlar, bakışlar, güzel gülüşler... İşte, işler böyle böyle karışacak… Ağır adımlarla sığınaklara doğru ilerlemenin zamanı geliyor, aşk bombaları yükleniyor…

Hikâye, ilk iki bölümde de olduğu gibi, yavaş yavaş ağızda eriyerek gidiyor, tadı insanın damağında kalıyor! Her şeyin, herkesin bir bölüme sıkıştırılmadan anlatıldığı hikâyeler kalp ben!

Emeği geçen herkesin eline, yüreğine sağlık. Yine çok güzeldiniz!


BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 70
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 38
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER