Öldürmeyen acı güçlendirir
Sarsıldık ama yıkılmadık!
Başlığı Turgut için böyle seçtim sanıyorsanız yanıldınız. Başlık Mahir için özellikle seçildi. Turgut ve Belgin'in oyununa gelen Mahir'i izlerken uzun zaman bu bizim tanıdığımız Mahir mi diye düşündüm. Eğer bu gördüğüm Mahir ise daha önce izlediğimin kim olduğunu bulamadım hala. Bu haliyle daha önce tanışmamıştık. Memnun da olmadık pek. 

"Kabadayıyım ama polis ahbaplarım var. İşkence yöntemlerini iyi biliriz evelallah." Mahir

Mahir'i kanla, öfkeyle besleyip, her cephede ayrı delirmesini sağlayan Turgut ve Belgin sayesinde içinden başka biri çıkan Mahir'i izledik bu gece. İnsanlığın var olduğu günden bu yana iyiliğin ve kötülüğün sürekli olarak içimizde mücadele etmesine karşılık geliyor bu haller. Mahir gibi insanın bile içinden bir anda gördüğümüz üzere canavar çıkabiliyormuş. Okuduğum bir yazıda şuna benzer cümlelere rastlamıştım. "İnsan içinde iyiliğin ve kötülüğün mücadelesi sonunda hangisi kazanır diye sorarlar. Biz hangisini daha iyi beslersek o kazanır." Mahir bugün kötü tarafını ve öfkesini besledi. Elbette ki planlayanların müthiş bir performans gösterdiğini söyleyemeden geçemeyeceğim. Bugün kötülük kazandı ama bildiğim bir şey var ki iyiler ve iyilik mutlaka kazanır. Mahir'in bunca acı olaya rağmen daha da güçlü bir şekilde yoluna devam etmesi gerekiyor. Yüreğini kötülüklerle karartan Mahir bu dengeyi nasıl kuracak gerçekten merak ediyorum. Bu hale gelmiş bir Mahir normale döner mi sizce? Mahir'in Turgut konusunda haklı olması kabul ediyorum. Ama dayak meselesini bile normal karşılamayan bizler için elektrik ile işkence etmesine "normal" demek komik olur.

Gülünce diyorum gözlerinin diyorum içi diyorum gülüyor diyorum!

Bölüm sonu nezarethaneye düşen Mahir'in Turgut'un oyununa geldiğini en nihayetinde idrak etmesi şaşırtıcıydı. Hâlbuki biz Mahir'in daha önce "Turgut gibi düşünerek" birçok şeyi hadiseyi hallettiğini unutmadık. Mahir'in Turgut'u vurma amacı ile değil de sadece konuşturup itiraf ettirme düşüncesi bile fazla iyi niyetli geldi bana. Turgut'un değil dayakla, istemeden parmağını bile oynatmayacağını en iyi Mahir'in bilmesi gerekirdi. Bu kadar olayın üstüne Turgut'un yalnız olmadığını ve yardım aldığını bile düşünüp nezarete kadar gelen birine yine "iyi niyetle ve sorgusuz sualsiz" yaklaşması ise benim için hep soru işareti. Hadi Mahir göremiyor çok öfkeli, Feride gibi şüpheci biri bile zerre kadar Belgin'in Mahir'i ne amaçla aradığını sormuyor, sorgulamıyor! Feride'nin sonunda bir işinin olduğunu görmek çok güzeldi. Oradan da mesajlarımızı aldık. Adalet konusunda zaten yüzümüz gülseydi belki de çok daha güzel anlar izlerdik. Mahir'in babasını duyduktan sonra nezarethaneden kaçacağı çok belli. Sonra olacakların ise hem bu aşkın hem de dizinin temelini sarsacağı artık aşikâr. Mahir'in bu hali de "eyvallah" kabul ediyorum; mahkeme sahnesine zemin hazırlanıyor. Peki, ne olacak gülünce gözlerinin içi gülen Mahir'e. Artık hep böyle mi göreceğiz Mahir'i. Suratı asık, sinirli ve bol öfkeli! Aslında bölümler bittikten sonra düşündüğümde aklıma ilk sahneler pek gelmez. Bugün ilk sahneyi pür dikkat izledim. Mahir ile Feride'nin karşı karşıya konuştuğu tek sahneyi yani. Verilen sözlerin hayatımın temelini oluşturması bir yana, söz verenin tutması şarttır benim için. Bölüm başında Mahir'in Feride'nin işi ile kalbi arasında fena halde sıkıştığını anladık. Mahir kibarca "bundan önce sana verdiğim tüm sözleri unut. Tek şunu bil sadece seni seveceğim, hayatımda senden başka kimse olmayacak" dedi. Mahir'in en azından bu sözünü tutacağını biliyoruz.

"Mahir Feride Yenge'ye gitti, ne demek?" Belgin

Bölümün ana teması kesinlikle iyiler ve kötülerdi. İyileri zaten parmakla gösterdiğimiz dizide kötüler için oluşan tablo ise ibret verici. Belgin ve Turgut ortaklığını, isteklerini ve olacakları az çok hepimiz kestirebiliyoruz. Belgin'in şansını denemesine bile anlam veremezken, Turgut'un bunca dayağı boşa yediğine üzülüyorum. Çünkü hiçbir zaman şansı olmayacak her ikisinin de! Mehmet Saim'in bir baba olarak hem kızını işinden etmek istemesi hem de bu ilişkiyi ortaya çıkarmakla kalmayıp herkese ifşa etmek istemesi gecenin başka bir kötülük abidesiydi. 

Dizide pek alışık olmadığımız bir şey aslında "flashback"ler. Çok mecbur olmadan görmüyoruz da. Keşke Belgin - Turgut ortaklığının temelini gördüğümüz gibi Turgut'un bu hale nasıl geldiğini de görsek. Korkut olmak için kimden yardım aldı? Hadi parasının var olduğunu kabul edelim bu gücün dayanağı kim? Hala oturmadı bu kısım ve fazla eğreti bu benim gözümde. 
İşler böylesi karışmışken ve adım adım dalya bölüme giderken

Ölüm iyiliği gelmiş olmasın bu çocuğa. Dağlara taşlara!

Songül'ün İlknur'u kalbini dinle deyip ikna etmesi en şaşırtan andı benim için bu gece. Her zaman kalbini dinleyince mutlu bir finale varamıyor insan. Tecrübe ile sabittir. Orhan'ın ilk defa bir işe yaradığını düşünüp mutlu olması ve Zehra ile hayaller kurması tebessüm ettirdi. Bugüne kadar Orhan'dan tek iyilik görmeyen bizler için endişeliyiz. Tam iyi bir şey yapayım derken canından olmasın da çocuk! Bülent'in samimiyetsiz samimiyetine değinmeden olmaz bu gece. Bülent'in ne olduğunu zaten biliyorduk hatta ben mutlaka bir atak gelecek diye bekledim durdum. Hırsız olup "baba" dediği adamın dükkânından ayakkabı çaldı. Şaşırmadım. Eminim ki başka planları da vardır. Ayten'in Turgut'un yaşadığını öğrenip koşa koşa Feride'ye gelmesi bir umuda sebep oldu benim için. Ayten belki de ilk defa başına geleni, derdini anlatacak Feride'ye. Umarım ki Turgut bu defa yaptığının cezasını fazlasıyla çekecek!

Bugün dizi içinde ufak ufak mesajlar verildi. Mahir'in verdiği sözler, Feride'nin baktığı dava sırasında ortaya çıkan adalet çelişkisi, haklıların çabasının hep sekteye uğraması. Ve tabii ki aşk söylemleri. Turgut'un Mahir ile Feride'nin aşkının gücünden korkması, Belgin'in yatak odası hayallerinin boşa çıkması. Annemin hep kullandığı benim de çok sevdiğim bir söz var; inat da bir murattır. O zaman herkes inadında ısrar etsin çünkü ben delirmiş bile olsa Mahir'in Feride'ye olan özlemini, hasretini ve aşkını görmek istiyorum. Biliyorum ki günün yarısı karanlıksa çok şükür ki yarısı aydınlık. En azından karanlıktan sonra aydınlığın da geleceğini biliyoruz. Bu yüzden de aşk ile izlemeye devam ediyoruz.

Not: Mantar Çorbası'na böylesi ağır bir bölümde bile ettiği "tek kelime" ile beni güldürdüğü için teşekkür ederim.


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER