Üç kenarlı aşklar
Geçen hafta neredeyse sıkıldığımı söylediğim Gönül İşleri, 9. bölümüyle benim kalbimi bir kez daha kazandı. Havanın gitgide soğuduğu şu günlerde, pazar akşamları için benim beklentim, ekranda içimi ısıtacak bir hikâyeyle iyi oyunculuklar izlemek, Gönül İşleri de bunu gayet iyi başarıyor.

Aşkın acısına pastanın tatlısı


Geçen bölüm kızların hayatında işler iyice sarpa sarmış, Servet Yılmaz’ı Alev’in evine girerken görmüş, Sevda Tibet’in teklifi ile Bedir’in öpücüğü arasında kalmış, Saadet Asrın’ın başına açacağı yepyeni bir hırsızlık işiyle tehlikenin tam ortasına düşmüştü. Hepsi, başkalarının gönül işlerini organize ederken kendilerininki çıkmazlar içindeydi. Aşkın acısına, pastanın tatlısı ile derman bulmaya çalışan kızlardan, Servet’in hali en çıkmazlısı diyebiliriz, değil mi? 

Olmadı, yastık koyar, doğumda Servet'in çocuğunu çalarım.

Geçen bölümdeki tahminlerimiz doğruydu, Servet hamileliğini söyleyip söylememe gel-gitleri içinde kıvranırken, Alev Yılmaz’a “ben hamileyim” demişti. Akıllı düşünürken deli dağları aşarmış. Ben Alev’in hamile falan olduğunu düşünmüyorum. Bakalım mumu ne zamana kadar yanacak, yoksa hamile kalmak için bir fırsat mı yaratacak? Yılmaz kendiyle hesaplaşırken Servet’in uzak duruşunu da anlamaya çalıştı. Servet’se ne gidebiliyor, ne kalabiliyor. Geçen bölümden devam eden yan hikâyemiz, Dilara Hanım’ın oğlunun düğününü organize etme çalışmaları arası, Yılmaz’la evlilik terapisinde buluştular. 

-Sen hep içine at Servet, hiç öfkeyle duvarları yumruklama!
-Ne biliyorsun?Belki içindeki duvarları yumruklamak insanın canını daha çok acıtıyordur!

Ah be Servet’ciğim yerinde olsam çoktan Yılmaz’a carlayıp, Alev’le görüşmesinin hesabını sormuştum. Ama Servet Durmaz olmak; bir adım atmadan önce 40 kez düşünüp, içindeki duvarları yumruklamayı gerektirir. Zaten Yılmaz’la aralarındaki temel sorunlar; hep bu içine atmalardan, her şeyi kontrol edip, en doğrusunu yapmaya çalışmalardan kaynaklanıyor. Bazen insan duygularını olduğu gibi seslendirmeli, yoksa işler böyle uzuyor da uzuyor. Terapistin tavsiyesiyl,e son sahnede birbirlerine yazmaya karar verdiler, herhalde artık bu hamilelik mevzuları ortaya çıkmıştır, yoksa gerçekten bayılacağım.

Canım, sen hayırdır, kahvaltıda yürek mi yedin?

Gelelim Küçük Enişte Tibet’e… Tibet kendisinden hiç beklemediğimiz şekilde, annesine karşı çıkışlarına bu hafta da devam etti. Annesinden “şimdiye dek her istediğini elde ettin, Sevda’yı sadece elde edemediğin için istiyorsun” sözlerini duyan Tibet, onu sevgisine inandırmak için, arabasının anahtarını, cüzdanını falan yerlere fırlattı. Tibet’i zerre kadar sevmiyor olsam da, bu hafta kendisine hakkını teslim etmek gerekiyor. Tamam, hakkını vermeli ama benden öyle hiç “vaaayyy, nasıl da kafa tuttu annesine” gibi beğeni cümleleri beklemesin, nihayetinde Tibet’ten bahsediyoruz. “Canım, sen hayırdır? Kahvaltıda yürek falan mı yedin” diyebilirim ancak. Annesi şimdilik bu durumu kabullenmiş görünüyor ama bu hep sürecek bir teslimiyet değil elbet. Tibet, kazandığı bu zaferle, Sevda’nın okula dönüşünü ayarladı. Bu, Tibet’in elinde, Sevda’nın karşı koyamayacağı tek kozdu, iyi kullandı. Bu arada şunu da söylemeliyim; hikâyenin, Tibet konusundaki bu tercihini çok sevdim. Yoksa Bedir’in salt iyi, Tibet’in salt ezik karakterleri ile, aynı kulvardaki yarışları hiç keyifli değildi.

-Bedir sana çay söyleyeyim.
-Yok, bir şey almayayım, ben az önce kızılcık şerbeti içmiştim(kan kustu).

Sevda Bedir cephesinde ise işler bildiğimiz gibi… Her şey ortada ama hala seslendirmekten kaçıyorlar. Nuri bile aralarında olup biteni anladı neredeyse, bu ketumluk neden, “seviyorsan git konuş bence” çağındayız. Sevda geçen bölümdeki öpüşme sonrası bir hevesle dükkana gitti ama, Bedir ortalarda yok. Sevda’nın, önce Bedir’in hislerini açmasını istediğini biliyoruz. Hatta Bedir’in dile gelmesi için, bildiği bütün kadınca taktikleri artarda sıralıyor. Sevda’nın bu “benim hayatımdan sana ne, kim oluyorsun ki sen” tavrını, çoğunlukla şımarıkça bulduğumu söyleyebilirim. Ama bu hafta Bedir’e öyle bir laf etti ki, hak vermemek elde değildi: “Kim olduğunu söyleyecek kadar bile güvenmediğin birine, neyin hesabın soruyorsun sen?” Eh, bu son cümleyle bizim kadar Bedir’i de ikna etmeyi başardı Sevda. Bedir’le randevulaştılar, tam hevesleniyorduk, bu defa da Servet engeline takıldılar. Servet, Bedir’i kıstırıp, Sevda’nın aklını çelmemesi için uyardı. Bedir de Sevda’yla buluşup, biz birbirimize göre değiliz deyip, onu Tibet’in kollarına attı. Yalnız, Servet neden böyle bir şey yaptı, onu hiç anlayabilmiş değilim. Bedir, gayet aklı başında, çalışkan, düzgün karakterli bir çocuk. Tamam, Tibet Sevda’yı okula geri aldıracak, Servet de bunun Sevda-Tibet ilişkisine endeksli olduğunu tahmin ediyor ama tek enden bu olabilir mi? Belki Servet de Sevda için zengin bir koca istiyorduysa…

 Aynı anda utanmadan, hem kırıcı, hem kırılgan...

Asrın, geçen bölüm, hapisteki eski ortağı tarafından, Dilara Hanım’ın evindeki kolyeyi çalması için tehdit edilmişti. Tehdit unsuru tabiî ki Saadet. Karanlık köşelerin hırsız prensi Asrın, bu hafta da yine bir köşeden Saadet’in karşısına çıktı, Leyla’nın Kemal’in ablası olduğunu öğrendi ve onu ihbar etti. Elimizde; görevden uzaklaştırılarak hakkında soruşturma açılmış bir Kemal Komiser var artık. Bu da Kemal’e Saadet’in etrafında dolaşmak için bolca zaman verecek. Asrın da bütün gün Saadet’in peşinde olduğuna göre, artık Kemal’le Asrın’ın çarpışarak karşılaşacaklarını tahmin etmek zor değil. Asrın düğün günü kolyeyi çalmak için Dilara Hanım’ın evine girdi. Eski ortak, Asrın kasayı kurcalarken Saadet’e haber verdi, Saadet Asrın’ı iş üstünde yakaladı. Romantik eski ortak, Saadet’i yalnızca tehdit değil aynı zamanda bir intikam unsuru olarak da kullandı. Asrın’ı Saadet’e, üstelik kızı da tehlikeye atmış olduğu bir hırsızlıkta, suçüstü yaptırdı, “Sen benim paramı çaldın, ben de senin aşkını çalmış oldum” diyerek intikam aldı. Ama bu hala Asrın’ın ne kadar romantik bir aşık olduğu gerçeğini değiştirmiyor, vallahi Saadet, Asrın’ın bu Gönülçelen tavrına iyi karşı koyuyor.

 Ben seni o mezarın başına bana acı diye değil, küçük aşk oyunlarının bedeli nasıl ödeniyor gör diye götürdüm Saadet!

Tabi Saadet’in bu tavırlara karşı koymak için aklı ve gönlünü meşgul edecek bir şeylere ihtiyacı var. O da Kemal’i, bunun için kullanıyor hissine kapılıyorum. Çünkü Saadet’in ufak kıskançlık tripleri dışında, Kemal’e hisleri olduğuna dair bir işaret görmedik. Bu duruma biraz bozulduğumu söylemeden edemeyeceğim. Komiser Kemal bir Asrın değil elbet ama, hisleriyle oynanmasına da gönlüm razı gelmiyor.

Son durumlarda aslında büyük bir değişiklik yok, kızların hayatındaki aşkların kenarları üçer tane… Söylenmemiş sözler de pişmanlıkları beraberinde getirmeye, daha çok devam edecek gibi…  Bu durumda; bize de Muzaffer Amca’nın duasına ortak olmak kalıyor:

 

 Üç kızım var, üçünün de durumu aşk üçgeni, Allah'ım sen dörtletme!









BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER