Ayrılık: Günler geçtikçe özlemek mi, alışmak mı?
Her “Seviyorum.” diyenin sevmediği gibi her “Sevmiyorum.” diyenin de sevdiğini söyleyemeyiz, değil mi? Çünkü beyin-ruh-kalp-dil dörtlüsünün içerisinde en iyi dilimizi kontrol edebiliyoruz. Bir bıraksalar ooo…

Sarp’ın dili de beyni-ruh-kalp üçlüsü arasında öyle bir sıkışmıştı ki eğer Sarp, Yasemin’i durdurmasaydı ben durduracaktım! Seviyorum diyemeseydi, ben atlayacaktım. Ha, bir işe yaracak mı göreceğiz. Bu biraz da şeye benziyor: Geç gelen adalet! Bu kadar şey olurken aklın neredeydi diye sormazlar mı adama? Ama sormayalım, çok üzerine gitmeyelim Sarp Civan'ın. "Yol yakınken."

***

Yasemiiin, ne yapıyosun Yasemin!:)

Açıkçası Lütfü’nün kaçırılma tezgâhı ve Cem’in annesine resti çekip Civanlar’ın evine geldiği akşam bir sakatlık çıkacağı belliydi. Yani, Cem bu sonuçta: Yasemin’i gelinliği ile yolun ortasından bırakmışlığı da var herkesin içinde yeniden deneyelim mi demişliği de. Cem’den her şeyi bekliyordum da “Beraber misiniz?” sorusuna Yasemin ve Sarp’tan ayrı cevaplar almayı beklemiyordum. Onu geçtim. Sarp’ın yok; Yasemin’in var demesiyle beyin hücrelerim komple yandı. Yasemin değil miydi, “Iytın tiyzi bilmişin, girmisin.” diyen.

Ama ne var biliyor musunuz? Böyle göz göre göre olan ayrılıklardan da tuhaf bir zevk alıyorum. Göz göre göreden kastım şu: Ayrılıyorsunuz ama kokusu hala üzerinizde, ayrılıyorsunuz ya hala gözünün içine bakıyorsunuz, ayrılıyorsunuz ya belki de ilk günaydını hala ona söylüyorsunuz. İşin adı kötü, adı. Ayrılık. Günler geçtikçe özlüyorsunuz, özledikçe alışıyorsunuz, alıştıkça vazgeçip aynı hızla geri bağlanıyorsunuz.

Benim takım!

Peki, bir soru daha: Bundan çok değil 5-6 bölüm önce Yasemin’in aşkı size de çok sığ geliyor muydu? Ne yalan söyleyeyim bana geliyordu. Aslında sığ da doğru bir ifade mi bilmiyorum. Onun yerine “çocukça” ya da “olgunlaşmamış” da diyebilirim belki. Tam Yasemin büyüyor derken… Cem’i işin içine dahil etmesine üzüldüm. Üzülmemin nedeni, Yasemin’in minnoş ve bencil kalbi değil tabii ki. Üzülmemin nedeni, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde Cem’in hisleriyle oynaması. Çünkü Yasemin cephesindeki Sarp ve Cem 2’lisinden Cemciyim. Gel gelelim Gül cephesindeki Sarp ve Kemal arasından tabii ki Sarp. (Çünkü yaşasın imkânsız aşklar, yaşasın ikinci adamcılık, yaşasın kutuplaşma.)

Hayaller Hyun Bin, Richie Rich; hayatlar Akbiling.

Cem’in resti çekip Yasemin’in kapısına gelmesinden, Cem’in saatini sattığını öğrenen annesinin aradığı ana kadar Sarp’ın pasiflikten komaya gireceğini düşünmüştüm. “Gitme!” ya da “Yapma!” demek bu kadar zor olmamalı. Sevdiğini söyleyemedikten sonra, koluna takıp gezemedikten sonra, gözlerine bakamadıktan sonra duvardaki gömme dolaptan farklı ne yanı var sevdiceklerin? Kaldı ki Cem bir yandan sevgisini yaşamaya çalışırken diğer yandan hayatta kalmaya, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Sarp zaten ideal insan profili. Sen hep aynı olduğun için kime seni takdir etmez. Ama birisi şovunu yapa yapa gelir ve en birinci olur. Sen de öyle iyiliğinle kalırsın. Ve Cem de bu yolda ve büyük adımlarla geliyor. (Cem’in bu durumlara tahammül sınırını da merak ediyorum.)

ÇÜNKÜ MUTLULUK GÜLÜŞLERDE SAKLI!

Gül Özdemir’e gelince… Gül, Sarp’ın kafasını ciddi anlamda karıştıracak potansiyele sahip. Yapar mı? Bence yapar. Ama onun gönlü başka dizideki Kemal’de. Başka dizi dedim çünkü Kemal konuk oyuncu gibi bir şey oldu. Ateş almaya gelir gibi bir var bir yok. İşin ilginci gözüm de aramıyor. (Başıma saksı düşmedi. Gayet de ayığım.)

Ben tam böyle ciddili, romantikli yazıyorum gözümün önüne Lütfü’nün halleri ile Civanspor geliyor.

Ay Lütfü demişken: Lütfü’ye çok zengin bir evde iş buldum!!!
 


Yazı devam ediyor…
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER