İyi olan arkadaşlıktır
John Lennon bundan çok uzun bir zaman önce “Hayat, sen plân yaparken başına gelen şeydir.” demiş. Sanırım bu deyiş; Arkadaşlar İyidir’in her bölümünde karşımıza çıkacak ve kulağımıza yer edinmesi gerektiğine inandığım bir kavram olarak devam edecek. Biz kullar, istersek önümüzdeki elli yılı plânlayalım. Sonuç hiçbir zaman değişmeyecektir. Ne yazık ki insanoğlunun yaşamı, pamuk ipliğine bağlı olduğu sürece plânlarımızda hep bir aksaklık olacaktır.
 
Ailecek güzel bir gün geçirmek için plân yapılıyor. Annesi, babası, aile dostları, çocukluk arkadaşı… Hep birlikte güzel bir babalar gününü kutlayacaklar. Üstelik özenle heves edindiği, hayâller kurarak satın aldığı prenses kız, babalar günü hediyesini de unutmuyor. Günün anlam ve önemine uygun düşecek şap şahane bi’ şey! Sonra. Sonra aklının ucundan bile geçiremeyeceği, onu ve tüm hayâl dünyasını, hattâ geleceğini yerle yeksan eden bir felaket oluyor. Felaket tabii. Demiş ya düşünür; sen plân yapma hayatın işine karışılmaz, diye. Evet, hayat işine bu defa da – her daim olduğu gibi – karıştırmadı. Arkadaşının babası yerine onunki gitti. Hem de babalar günü hediyesini açamadan. İşte, hikâyenin en can alıcı kısmı ise burada başlıyor.
 
Sonrası ise izlediğimizden de öte. Arkadaşlar İyidir’i izlemeye başladığımız ândan bu yana en çok sorgulayacağımız nokta; arkadaşlık kavramı olacak. Bu hikâyede yine her kesimden, her dertten, her keder ve sesten kesitler göreceğiz. Kimimizin derdi zayıflamak iken, kimimiz parayı, kimimiz aşkı, kimimiz de sadece geri gelemeyenlerin acısını hissedecek, hissettirecek.

Hiç ayrılmayacakmış gibi eğlenelim!

Bilirsin ki arkadaşın varsa omuzunda ağlayabileceğin biri de vardır

Bir daha asla babalar gününü kutlayamayacağı günden dört yıl sonra hikâyemiz akmaya devam ediyor. Bundan sonra, anladığım kadarıyla da hikâyeyi Gizem (Su Kutlu)’in gözünden izleyeceğiz. Babasının prensesi iken evin külkedisi ve annesinin bakıcısı oluyor. Gizem, babasızlığın acısı ile yıkanmış bir kız. Baba acısı, özlemi, eksikliği, el üstünde tutulmaması ve paylaşılamaması o kadar yoğun ki; yaşlandığını hissediyor. Hayatının on beş yılında dilinden eksik etmediği sözcüğü bir daha dile getirememek ise en çok canını acıtan oluyor. Başta da dediğim gibi hayat tamamen pamuk ipliği ağlar ile örülür. Sadece bi’ ân, başka değil. O bi’ ânda bakmışsın ki dünya tersine dönmüş. Umutların, hayâllerin ve daha birçok senden olanlar ellerinin arasından kayıvermiş. Belki balık yemeği bile sevmezken, şimdi tüm balıkların mevsimlerine kadar bilmesi de Gizem'in yaşamla olan mücadelesini gözler önüne sürüyor.

 Az sağa kaydırsam mı?

Obsesifim, kompleksliyim. Var mı diyeceğin?

Tarık Ferit Çamoğlu (Emre Karayel) biraz obsesif, bir çimdik agresif, iki tutam idealleri olan tam kalemim ve dişime gelecek gibi hoca tipi. Üniversite topluluğunda hangi bölümü, niçin seçtiğini bilmeyen yüzde doksan beşlik bir dilim söz konusuyken; “Neden iktisat bölümünü seçtiniz?” gibi soru sormak tuhaf değil mi? Çoğu üniversite yaşına gelmiş genç yetişkinlerin tercihlerini üç başlık altında toplamak mümkündür. Ya aile baskısı, ya okuma olsun da ne olursa olsuncular ya da idealleri olanlar. Son söylediğim ihtimal yüzde beşlik dilimi kaplamakta. Tarık alışılagelmişin dışında yer alan hocalardan. Öğrencilerini sadece sınavdan AA alsın diye eğitmek istemiyor. Amacı hayatı öğretmek. Bunun içindir ki yoklama almak istememesi. Bunun içindir ki kitap, defter veya fotokopiciden alınan ders notlarına karşı olması.

Eğleniyoz diye teneke beyinli olacak değiliz ya

Öğrencilerin beyninin içi boş levhaya benzetmesi de idealist olmasından süre gelmekte. Haksız diyemiyorum. Çünkü son jenerasyon ne yazık ki kitap okumayı bırak, kapağını dahi açmıyor. Akıl süzgeçlerini teknolojik cihazlarla değiştirmişler. Tarık ezberci sisteme karşı alışılagelmişin dışındaki eğitimcilerden. ÖSYS sınavlarına çalışmaktan sosyalleşememiş, konuştuğunu anlamayan nesiller söz konusuyken tavrını yadırgamıyorum. Eren (İdris Nebi Taşkan) ve Tarık arasındaki atışmalı, çekişmeli olan diyalog da bunun en güzel göstergesi oluyor. Son tahlilde Emre Karayel’in Tarık Ferit Çamoğlu karakterini terzi edasıyla üzerine oturtması ve karakterin iyi yazılmış olması keyfime dem kattı. O amfide, sözüm ona oturan benim ve Tarık Ferit karşımda. O derece etkilendiğim bir karakter oldu.


Yeni bi' düşman edindin dostum. Şimdi gözlerimin rengine iyi bak

Eren’in arızalı karakter olduğunu iki şerit arasında makas yapmasından anlamak mümkündü. Özellikle Tarık ile olan atışması, yeni nesil öğrenci - hoca çatışması gönlüme oturdu. Hiçbir öğrenci Tarık gibi bir hocaya kafa tutmak istemez. Zararlı çıkacağını bilir. Lakin Eren'in geçmişten yürek yemesiyle daha ilk dakikalardan kimsenin cesaret edemediği tavırları göstermesi ikili arasındaki ilişkinin başlangıcı oldu. Eren, Tarık’ın oyununa geldi. Diklenmesi ise Tarık’ın hoşuna gitti. Tarık gibi hocalar böyle paslaşmaları sever. Emin olun ki, bu ikiliyi daha çok konuşacağız. Eren ile Tarık arasında izlediğimiz sahne ise sadece aradaki dostluğun teaser’ıydı. Coming soon bebeğim.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER