Kendimi Defne'nin yerine koyduğumda vicdan yapması gerektiği kanaatine varabiliyorum elbette. Herkes gibi benim de yalan kadar nefret ettiğim başka bir şey daha yoktur. Lakin ben, Defne kadar geç ve aceleci davranmazdım. Şimdi bu nasıl oluyor? Geç ve acele gibi iki tezat kavram nasıl bir araya gelebiliyor? Şöyle ki eğer düğün günü gelmiş çatmışsa, söylemek için geç kalmışımdır. Ve düğün günü söylemem gerektiğine inandıysam, nikahtan beş dakika önce söylemek, acele ediyorum anlamına gelir. Özetle dürüstlüğün ne kadar önemli olduğunu her fırsatta savunan ben bile, o kadar delirmedim. Bu kadar beklemişken, biraz daha beklerdim sanırım.
Köprüden önceki son çıkış bu an değildi bence. Ömer, "Evet" mi der, "Hayır" mı kaygısından da değil bu düşüncem. Yine "Evet" diyecekse bile burnundan gelecek olduğunu düşündüğüm için. Bir anı da doya doya yaşayalım hani ya da Ömer yaşayabilsin... Ben Ömer olsam dönüp, "Neden şimdi zalimin kızı, anlatsana biraz. Benimle evlenmek isteyip istemediğine bi karar ver artık, bu çok yaralıyıcı olmaya başladı. Az daha tutamadın mı içinde? Bile bile damarıma basıyorsun sanki, atmayayım mı imzayı? Onu mu istiyorsun?" derdim.
"Her şey bir oyunla başladı"
Her ne kadar Defne'nin itirafının zamanlamasını saçma bulsam da prodüksiyon kısmına tek kelime laf edemem. Hani böyle bir ortamı da belki bir daha bulamazdı Defne. Nihayetinde, kiralık bir aşkık olan ben değilim. Benim Ömer'le aram bozulmaz, olanla ölene da çare yok. Sonuçta anlattı. Lakin anlatma biçimi kısmına da sitem edeceğim. Kız takmış kafaya 15. Bölüm'den beri "Her şey bir oyunla başladı." cümlesini, konuya öyle girmekte kararlı. Ve girdi de. Her dedi, şey dedi, bir dedi, oyunla dedi, başladı dedi. Kendini zaten buna hazırlayan ben, "Anaaa, söyledi." diyerek, gözlerimi faltaşı büyüklüğünde açıp, yorganın altına gömüldüm. Ömer; "Net değilsin Defne" derken, bir şeyi pat diye sonuç odaklı söylemeyi kastetmiyordu, çokça eminim. Defne'nin oyunu anlatışı -anlatamayışı- benim korktuğum hale yakın ilerledi.
Defo'ciğim, abinin borcu olmasıyla; borcu kapatamazsanız öldürülecek olması arasında, çok ciddi bir fark var. Misal, hayat hikayeni özet geçmiyorsun Ömer'e, bu oyuna neden girdiğini anlatıyorsun ki oyunu oynadığın kişi aynı zamanda Ömer. Yani "Yemişim abinin borcunu lan, bankadan kredi alıp karşılığında beni harcıyorsun?" dememesi için, ölüm kısmını ilave edeceksin ki yaptıklarının bi' anlamı olsun. Borç kapatma yöntemi olarak, yaptığın kabul edilemez bir şey. Fakat abinin hayatını kurtarmak için yaptığın bu şeyin, mazur görülme ihtimalin de biraz yüksek.
Hayalleri düğün, hayatları kördüğüm olan Kiralık'çılar. (Temsili)
Neriman'ın, iki yüz binlik teklifini kabul ettiğini söylediğinde, konunun orada bitmesini asla ama asla istemezdim. Misal, tehditlerle yaşadı, onun yaptıkları yüzünden Ömer'e yalan söyledi, oyun yüzünden değil aslında. "Sinan Bey'den saklamasını istediler. Anlatacak oldum.... Sude öğrenince... Koray Bey de biliyor..... Necmi Bey, "oyun bitsin" dedi....." cümlelerinin arasına es konulmadığının farkındayım ama Defne ne anlattı bilmiyorum. Bilmiyoruz. Ve bu konuda da kırgınım, duymak isterdim ki, kafamda bir yere koyabileyim. İçimde, yaşadığı tüm sıkıntıları ve aldığı tüm tehditleri anlatmış olduğunu hayal ediyorum, lütfen öyle olsun!
Ve Defne bir zahmet, "Ben sana aşık oldum" diyebildi. Bir ara hiç bu konuya değinmeyecek sandım. O kadar sonra söyledi ki Ömer'in dönüp de, "Hangi ara?" diye sorması gereken yerdeydik. Neyse ki kaçışlarının, çırpınışlarının ve yalanlarının bu oyun yüzünden olduğunu da ekledi ki dağ evine kadar bağlar belki Ömer bunu, eğer üzerine düşünürse.
Çok önemli olduğunu düşündüğüm, Fikret ve Deniz kısmı ile Şükrü Abi'nin mektup meselesi de var ama arsa küçük, yol beş metre, oralara girmeye fırsat yok. Ve kimse de demiyor ki, "Bunları zorla mı evlendiriyoruz, suratları neden asık?" Şimdi ben kendimi, Defne'nin itirafına ne kadar hazırlasam da, olmamış işte. Yaşayınca her türlü farklı etki hissettiriyormuş. O sekiz dakikalık sahneyi, seksen sekiz kere izleyince alıştım. "Amaaan, alt tarafı kiralık aşk abartacak ne var sanki?" oldum. Ömer de isterse, üç ay başa sarsın sarsın yaşasın, belki daha kolay olur idrak etmesi, ne diyeyim...
Yapay sahnelerden nefret eden bir izleyiciyim. Misal flashforwardlarda, "düğün kimin?" gizemi yaratılmak için bakışlarıyla hiçbir şey belli etmeyen bir Ömer oldu hep. O yüzden sevmedim. İşte son sahnede de Ömer'in bakışlarıyla, aslında sırrı bilip bilmediği kaygısı yaratıldı. Neden durup da, "Ne demek her şey bir oyunla başladı?" diye sormadı, nasıl yürümeye devam edebildi? Nasıl soğukkanlılıkla dinledi Defne'yi? Bunlara ben de takıldım evet. Ama aynı zamanda dumur da oldu. "Oha! Sonunda Defne itiraf etti" dumur olması olabilir mi o? Neden olmasın?
Yazı devam ediyor..