İşte şimdi sen de herkes gibisin İplikçi!
Ömer İnterrail çantası ile kaçarken..
“İki insan aynı anda haklı olamaz. Yalnızca kendilerini haklı görürler” buz gibi bir cümle değil mi? Ömer’in ağzından duyduk bu canımızı acıtan cümleyi ve daha nicesini. Bölüm öncesinde "Defneci mi yoksa Ömerci mi" olacağımı düşünüyordum. Ancak yalanlardan yalanlarla kaçan Defne’ye azıcık kırgındım. Sonrasında düşünüp şunu dedim: “İkisi de haklı, illa taraf tutmak zorunda değilim”. Gerçi Ömer İplikçi bana çok güzel cevap verdi ama, hala iki insanın aynı anda haklı olabileceğine inanıyorum.

Güven duygusu, ilişkilerin başlaması ve hatta devam etmesi için önemli hatta şart. Öylesine büyük, öylesine gerekliydi ki güven duygusu, kaybetmek her şeyi bitirebilirdi. Sahi güven kaybedilen bir şey midir yoksa kazanılan mı? Ömer mesela Defne’ye ilk başlarda sonsuz güveniyordu da sonra bir nokta da güvenini mi kaybetti? Yoksa Defne’nin doğallığını, iyiliğini ve hayatını güzelleştiren merhamet dolu kalbini görünce mi, Defne’ye güvenmeye başladı? Ben ikincisinin olduğuna inanlardanım. Güven kaybedilen değil, kazanılan bir şey. Kazanılması her ne kadar zor olsa da, inanın bana “güvenemiyorum” deyip güvenmek de istemeyen biri ile bu yola çıkmak daha da zordur.

Evet, Defne hiç istemediği şekilde oyunların içine girip bu hallere geldi. Yine kocaman bir evet, Defne oyunu açıklamak için birçok fırsat yakaladı. Hatta yanlışların içinde boğulmaktan, yine en büyük zararı kendisine ve Ömer’e verdi. Ancak bu ilişki için yapılabilecek bütün fedakarlıkları o yaptı. Ömer’in kocaman ve sahteliklerle dolu dünyasına, çiçekler ekerek güzelleştirmeye, kendisine benzetmeye başladı. Tıpkı Ömer’in istediği gibi… Ömer’in geçmişinden gelen yaraları geri döndüğünde bir şekilde Ömer’e yaradılar ancak bu kez de Defne’de kocaman kocaman yaralar açtılar.


Herkes mutluymuş gibi, oynarken..

Yüzüklerini paşa paşa taktılar. Keşke çekip gitseydi, dedim. Keşke çekip gitse de Defne bir kez yalnızca bir kez o an yaşaması gereken mutluluğunu tam olarak yaşayabilseydi, şimdi değil belki ama sonrasında hakkınca yaşasaydı. Yine bir oyunu temiz ve kuralına uygun oynamıştı İplikçi. O an için haklılığını sabrı ile taçlandırmıştı. Ancak her ne kadar olgunluğu ile övünse de, 8 yaşındaki hali asla değişmemiş belli. Çocukken olduğu gibi kaçmayı tercih etti. İki kişinin aynı anda haklı olamayacağını düşünmesine sebep olan bencilliği ve kriz anında bile almayı unutmadığı demliği ile beraber kaçtı.

“İnto the wild” havasında kafasını dinlemek istedi herhalde. Çünkü çok doğru ve sonsuz haklıydı, bu haklılığını ancak tabiat ana kaldırabildirdi(!) Gerçi, kendisi söz konusu olduğunda karşıdakine doğruluk ihtimali vermek istemediğinden de kaçmış olabilir, dağlara, taşlara ve hatta yıldızlara ne kadar haklı olduğunu anlatmak istemiştir. Halbuki o güzel gönlünden herkese bir bahane bulmuştu; Hulusi için haklı, Neriman için huyu bu, amcası içinde seni anlıyorum deme cesaretini göstermişti. Herhalde bu kadar haksız şekilde bahane bulunca elindekileri de tüketti ve en gerekli olan kişiye hiçbir şey kalmadı. 


Yazı devam ediyor...
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER