Tatlı İntikam: “Bir dilek tuttum: Sen ol yanımda!”
Çocuk: Gözlerinden yüreğin görünüyor.  /  Kız: Ayyy, ne kadar da röntgenci bir çocuk!!!
Ben genellikle yorumda, baştan başlayıp bütünü gözden geçirir sonra da bazı yerlere yakından bakmayı seçerdim ama bu kez bir değişiklik yapıp beni çarpan yerden başlayacağım. Evet, doğru tahmin ettiniz: Orman sahnesi ve ateşböceklerinin o güzelim dansları… Ateş böcekleri daha önce Güneşi Beklerken’ de çok hoş bir sahneyle yer almıştı ama bu kez beni çok daha etkileyen, yüreğime sıcaklık veren ve bölümün ruhuna çok daha uygun bir sahnede çıktı karşımıza. Işık oyununun görsel güzelliği bir yana Sinan’ın onları bağladığı efsane çok hoştu. “El ele tutuşup dilek tutma” ya ve Sinan’ın “İlk aşkım son aşkım olsun!” dileğini Pelin’in “Tek aşkım olsun!” diye özetleyivermesine bayıldım. Atmosfer ve iç seslerin güzelliği çok başarılı bir sahne yarattı.

“Tek Dileğim” tagine uygun olarak bölümün genelinde biraz metafizik bir hava vardı, bu hafta. Sinan’ın Pelin’in arkasından bakarak “Gitmezse seviyor.” totemiyle başlayan, Pelin’in Reis’e kahve falı bakmasıyla devam eden ve “sonsuz aşk” dilekleriyle tepe noktasına ulaşan bu hava Pelin’in “Bari dileğimi bitirseydim…” serzenişiyle tam da zirvede ‘şimdilik’ duraklatıldı. ‘Dilek’leri öğrendik de gerçekleşmesini görmek hâliye zamana yayılacak gibi.

 
Pardon ne tarafa bakıyozzz? Kamera tam olarak ne taraftaydı, acep?
 
Haftalardır esintisini hissettiğimiz Rüzgâr, sonunda kanlı canlı çıktı karşımıza. Romantizmin dorukta olduğu anda film dünyasının olmazsa olmaz kuralıyla zınk diye araya giriverdi. (Tam da bu noktada Pelin’in “İnsan kızına niye Rüzgâr adını koyar, bir hışımla mı doğdu, naptı?” repliğini tüm yüreğimle onaylıyor ve kendisini haftanın repliği seçiyorum. ) Açıkçası baştan beri ettiğim dualara rağmen Rüzgâr ne yazık ki benim kaygılarımı artıran bir çizgideydi bu bölüm.

Başta yaratılan, ‘Sinan’ı ölümün kıyısından çekip alan güçlü kız’ imajı ve gerçekten çok zarif ve farklı görüntüsüne karşın Rüzgâr, hayalimdeki “aykırı kadın” imgesini doğurmayacak gibi… “Pelin” adını duyduğu anda değişen yüz ifadesi, dönerken arabada ön koltukta oturmak gibi çok yersiz ve alaturka tepkisi hele Sinan’la Pelin hakkında yaptığı konuşmalardan anlaşılan; klasik bir Türk kadını tiplemesi var yine karşımızda. Üstelik restoranda erkek ağırlıklı bir grubun içinde bütün ilgiler üzerindeyken şirin, canlı, esprili olan kadın; Simay’la konuşurken birden snop, ukala ve sevimsiz bir varlığa dönüşüverdi.

Belki ben baştaki görüntüden fazla etkilenip kafamda değişik bir kadın kurguladım ama karşılaştığım Rüzgâr’ı, şimdilik, pek de sevmedim. Final sahnesinde diziye katkısının ne olacağı da çıktı ortaya. Görünürde dedesi için bir teklifle çıktı Sinan’ın karşısına ve Sinan gibi gönül borcunu her şeyin önünde tutan bir adamın böyle bir teklife “hayır” deme ihtimali elbette ki hiç yok. Bu da en az 5 -6 bölüm işlerin karışması demek.


Yazı devam ediyor...
 


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER