Kötüler de bazen kazanır

Siyahla beyazı keskin çizgilerle ayırmak, bir taraftan grilere göz atmak, dikkat kesilmek gerek bazen. Çünkü biz de o büyük gri kalabalığının içindeyiz ne de olsa. İyi kötü diye etiketler vururken, onların zıt taraflarını görmek daha ilginç değil mi? Beklenmeyeni görmek veya hayal kırıklığına uğramak?

Gerek karakterler, gerek bölüm açısından bu hissi bu gece sonuna kadar yaşadım. Geçen bölüm itibariyle başlayan sinir bozuculuk hissi, bölümün ilk yarısıyla birlikte tavan yaptı. Bir sahneden diğerine geçtikçe, saç baş yoldurup dibe inen hikâyeler, bir anda yükselişe geçip adeta kendini affettirdi. Neredeyse 3 aydır beğenerek izlediğim dizi nereye gidiyor diye sınansam da, finalde aklımda sorularla derin bir oh çektim. Yine de özellikle ilk yarı için eteğimdeki tüm taşları döküp lafımı sakınmayacağım. O zaman hazırsak geçelim.
Geçen hafta da değindiğim gibi, Seda'nın merdivenden düşme sahnesi, dizinin şimdiye kadar ki en klişe, en sevimsiz sahnesiydi. Nitekim bu hafta bunların devamına maruz kaldık. Nisan'ın suçlanması, Seda ve annesinin kıskançlık ithamları, aman bebeğimizin kalp sesini dinleyelim havaları çekilir gibi değildi. Bu kadar şeyin üzerine Yüksel’in “kızım nasıl” diye ağlayacağına, büyük bir agresiflikle saldırması gayet sinir bozucuydu. Bu kadın ki yıllar evvel Yakup’la aşık atmış biri, böylesi basit sahneler bu karaktere kesinlikle yakışmıyor. Özellikle son zamanlarda sadece Seda’ya “sakin ol” diyerek ortalıkta dolanması beni karakterden tamamıyla soğuttu. Zaten bölüm sonunda Seda annesini paketleyip göndererek temponun yükseleceğinin işaretlerini verdi.

Gelelim Efe'nin ailesine, bu fakirlik meselesinden ve İsmail’in dertlerinden Fatma Ana ile beraber ben de yaka silktim. Nadide’yi olması gerektiği yere getirmek için onlarca gereksiz olaya soktular. Burak'ın kıskanma halleri, kızı çalıştırmamak istemesi verdiği mesaj bakımından gayet yersizdi. Son iki bölüme kadar Nisan bile evde oturuyordu zaten. Bu kısımların tek olumlu yanı market sahibi beyefendinin gerçekçi halleri ve Fatma Ana’nın ev hediyesi olarak Efe'nin yaptığı resmi götürmesiydi. Yoksa bu gece Efe'nin ailesi ile kısımlar baştan aşağı abartı Yeşilçam parodisi gibiydi. Sofradaki köyden indim şehre durumlarının abartılması da tuz biber ekti. Neyse sona ulaştık. Pek bir güzel Nadide kızımızı manken olarak işe yerleştirdik. Burak ve ailesi arasında oluşacak kavgaların fitili ateşlendi.

Mete'yi Seda'ya, Efe'yi de Efruz'a mı kaptırdık ne?

Diğer bir can sıkıcı kısım; "seyirci istiyor" romantizm sahnelerine aşırı yüklenilmesiydi. Efe- Nisan ikilisinin hallerini ben de seviyor ve izlerken bir “ah” çekmiyor değilim. Ama bu bölüm itibariyle bu ikilinin üstüne fazla yüklenildiğini ve sahnelerin diğer bölümlerdeki gibi doğal olmadığını düşünüyorum. Romantizm yapacağız diye Nisan'ı avukatla görüştürmeden, nöbetçi mahkemeye bile çıkarmadan nezarette tuttukça tuttular. Hep bir arada olacaklar diye bir şey yok. Malumunuz ayrılık da sevdaya dahil. Bu çift ayrı ayrı acılarını yaşayamaz mı, çabalayamazlar mı yaşamak için? Yok illa hem Seda, hem Efruz Efe’ye kancayı takacak, Nisan bunlara hep şahit olacak…ohoo. Nisan'ın da dediği gibi bu kızcağızı ne durumlara soktun Efe.
 
Diziyi biraz topa tuttuktan sonra gelelim ikinci kısma. Açıkçası olaylar Seda'nın annesini postalamasının ardından gelişmeye başladı. Zaten annesinin aklıyla pek bir yol alamayan Seda güzel ve haklı bir hamleyle eve yerleşti. Bebeğin adını Efe koyayım diyerek Leyla'nın da gönlünü aldı. Meğerse “Anne senin gitmen lazım” derken ne kadar da haklıymış. Tüm bunların öncesinde Yüksel’in ajanda konusunda Yakup’a yardımı ve Yakup’un Seda’yı kızı olarak kabul etmesi göz önüne alınırsa; Seda farkında olmasa da artık daha güçlü. Seda artık Yakup’un yumuşak yanlarından birisi.

Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER