Filinta: Dört köşe yetmedi!

Tehlikeli bir bölüm sonunu daha kazasız belasız atlattık. Böyle olacağını zaten biliyorduk ama Filinta bu konularda piyasadaki en sürprizli iş olduğu için insan yine de bir tedirgin oluyor. Herkes için bir yol bulunmuş ama Yüce Efendi’nin savunma mekanizması kuşkusuz en şaşırtıcı ve güzel olanıydı. Daha önce bastondan bıçak ve hatta kılıç çıktığını gördüm de silaha rastladığımı hiç hatırlamıyorum. 

Ahmet’in üstüne bu kadar gitmemek lazım. Çocuğa o yaşta yarin acısını yaşattılar. Yetmedi, yarin katilinden bir araba sopa yedirdiler. O da yetmedi “sen şimdi bunu hazmet” dediler. Siz Ahmet’i sahipsiz mi sandınız acaba? Bakın Arnavutlar'ın tersi pistir diyorum başka da bir şey demiyorum. İnanmayan Şeyh Ahmet Ziyaüddin’e danışabilir. Kutay Köktürk’e de buradan hoş geldiniz diyelim.

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır. Gör işte şartları..

Bu savaş bir şekilde çıkacak. Uzun zaman sonra Mustafalar'ın bir operasyonda resmen başarısız olmaları bunun bir işareti. Burada daha önceleri uzun uzun Padişah’ın soğuk kanlılığına methiyeler düzdük ama meğer pek soğuk kanlı değilmiş. Hani Ahmet Ziyaüddin efendi yatıştırmadan Mustafa’yı bulsaydı bildiğin Rüştü Paşa muamelesi çekecekti. Allah Mustafa’yı korudu demeyeceğim zira en son Abdülaziz fırçaladığında tahttan indirmişlerdi. Allah, Abdülhamid Han’ı korudu.

Olan oldu ve çözümüne bakmak gerekiyordu. Bu andan itibaren uzun uzun bir diplomasi zekasına tanık olmanın keyfini sürdük. Her bölüm Mustafa şov yapardı ama bu bölüm tamamen Abdülhamid Han vardı. Üzgün bir ruh haliyle izlerken “istersem bu savaşı bitiririm. Boğazları açarız” demesiyle benim bile nutkum tutuldu ki Elçi Bey'i tahmin dahi edemiyorum. Öyle bir hamleydi ki Kraliçe bile dile geldi kaaaaarşiiimm!

Tüm bu barış görüşmeleri ve hamleler hengamesinde Efendi Cemil’in “bu savaşı neden çıkartmak istiyoruz?” sorusunu ısrarla sorması dizinin resmen boyutunu değiştirdi. Yüceler Meclisi’nin temsil ettiği gücün dünyaya bakış açısını öğrendik. Hani derler ya, “Kimse Türkiye’nin güçlenmesini istemez, ama güçsüz Türkiye de istemez..” Filinta, bu söylemin uluslararası bir strateji olduğunu söyledi. Sadece bize değil, herkese uygulanan bir strateji. Buradan yola çıkar uzun bir günümüz Amerika’sı çözümlemesi yapardım ama neyse…

Biz ayrı dünyaların kötüleriyiz. Birlikte kötülük yapamayız...

Es Film, Twitter hesabından “bambaşka bir macera”yı müjdeledi. Nitekim o bambaşka maceranın ipuçlarını da serpmeye başladılar. Akbar ve Miloş düşmanlığı bu zamana kadar karakterlerin arasında yaşandığını düşündüğümüz ve sebebini bir türlü anlayamadığımız bir mücadeleydi. Artık öğrendik ki o iş öyle değilmiş. İki karakter, iki dev gücün simgeleşmiş haliymiş ve Miloş ile Akbar’ın savaşı bu dev güçlerin savaşıymış. 

Evet, Akbar’ın Amerikan locasından geldiğini biliyorduk ama bu bölüme kadar Filinta bunun üzerinde pek durmamıştı. Oysa bu bölüm bize teşkilatın içinde adeta bir iç savaşın yaşandığını anlattılar. Bu kadar büyük bir savaştan bahsedip üç bölüm içinde sonlandıracaklarını hiç sanmıyorum. Gelecek sezon konuyu hangi açıdan, nasıl ele alacaklar bilmiyorum ama belli ki resmi tarih kitaplarının aksine Amerika’yı çok daha sık duyacağız. Ne yalan söyleyeyim, şimdiden heyecanlandım.


Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER