Ben sana başkan olamazsın demedim, adam olamazsın dedim
New Hampshire'da seçim turuna çıkan Frank, bir ABD seçim kampanyası klasiği olarak zenci çocuğa özel ilgi gösterme ritüelini gerçekleştiriyor.

Üçüncü sezonun havada kalan umutları, kırgın hissiyatı içinde bir yıl daha göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Dördüncü sezon kimimizin büyük umutlarla beklediği, kimimizin ise artık diziden ümidi kestiği bir sezon olarak evlerimize konuk olacak. Üçüncü sezona göre çok daha etkileyici, çok daha vurucu ama drama tonunun da bir o kadar ağır olduğu 13 bölüm göreceğiz. Üçüncü sezonda karakterini kaybetmiş gibi duran dizi dördüncü sezon ile kendi karakterini tam anlamıyla bulmuş diyebiliriz.

House of Cards artık ilk sezondaki heyecandan, ikinci sezondaki entrikalardan uzak bir görüntü çizse de, başkanlığın ve başkanlık yarışının getirdiği ağırlık diziyi başka bir boyutta sürüklemeye devam ediyor. Üçüncü sezonda basireti bağlanan, kısmeti kapanan, hiçbir işi düzgün gitmeyen Underwood çifti izleyicilere de bıkkınlık vermişti. Dördüncü sezonun çok daha koyu, karanlık fakat bir o kadar da nefes kesici bir tonda geçeceğinin müjdesini şimdiden verebilirim.

Goodwin'in ağzını yüzünü kırsın, bir şey olmasına izin vermesin istediğim ayıcık. Keşke gerçekten adam öldürmüş olmak için Goodwin'de deneseydi şansını.

Yeni sezonun ilk bölümü, Frank’ın gözünün yaşına bakmadan canına kıydığı gazeteci Zoe Barnes’in sevgilisi ve iş arkadaşı deli gazeteci Lucas Goodwin ile açıldı. Açıkçası, geçtiğimiz sezonun öldürücü finali hiç olmamış gibi, bu sahneyle başlamak beni epey ters köşeye yatırdı. Sahnenin vuruculuğu ise kuru basitliği ile daha da etkili oldu. Ayrıca bu sahnenin sezonun başlangıcı için ziyadesiyle iğrenç olduğunu da itiraf etmeliyim. Lucas Goodwin o kadar silik bir karakterdi ki, tanımakta bile güçlük çektim. Bölüm onunla açıldığına göre bu sezon boyunca Frank’ın başına salça olacak, işler açacak bir hikâyesi olacağa benziyor.

House of Cards, diğer büyük yapımların aksine, hiçbir zaman fazla bayağı cinsellik içeren bir dizi olmadı. Cinselliği seyircinin gözüne sokmak gibi bir çaba şöyle dursun, Türkan Şoray filmlerinden alışageldiğimiz, öpüşmeye başladıktan sonra kesilip yatakta yan yana uzanan yarı çıplak insanlar sahnelerine atlayan bir çizgide oldu. Fakat çoğu zaman da, bu açılış sahnesinde olduğu gibi, cinselliğin soğuk yüzü bütün gerçekçiliğiyle yansıtıldı. Kıtırpiyoz Goodwin’in, uyduruk bir tanık koruma kanunundan yararlanıp dışarı çıkması, daha önce bahsettiğim belaların işareti gibi duruyor. Yine de bu basit senaryo oyunundan pek hazzetmedim. Zaten iğrenç bir karakter, bir de bu kadar sudan bir sebepten hapisten çıkınca -ki FBI dahi bilmiyor bunu- insanın tadı kaçıyor. House of Cards’dan beklediğimiz kalite bu değil.

Claire'nin annesi Elizabeth Hale, yıllar sonra kızıyla karşılaşacak olmaktan ürküyor. Yazık yahu kadıncağıza...

Geçtiğimiz sezonu Claire’nin Frank’ı terk ettiği sahnede bırakmıştık. Evden (ev dediğimiz de Beyaz Saray) pılını pırtını toplayan Claire, meğer ana evine dönmüş. Frank de seçim kampanyası için memleketin dört bir yanını dolaşırken, Claire’siz parmağını oynatamayacağının farkına varmış gibi duruyor. House of Cards’ı sevmemin en önemli sebeplerinden biri, neredeyse sınırsız gücü elinde bulunduran iktidar sahiplerinin iç dünyalarına sunduğu bakış açısı. Bu iktidar sahibi özellikle Frank Underwood gibi dünyanın en büyük pragmatisti olduğunda çevireceği numaraları görmek büyük bir keyif veriyor. 

İşte bu bölümde de seçim kampanyası sırasında yaptığı konuşmaları ekibinin hazırladığını görüyoruz. O kadar ki, Frank konuşma yapacağı bölge hakkında tarihte önemli yeri olan olaylar bir kenara dursun, bölgeye has isimlerin telaffuzlarını bile bilmiyor. Ama işte, iyi bir yazar ekibiniz varsa, insanları harekete geçirip kendinize inandırabiliyor, oyları toplayabiliyorsunuz.

Bu bölümde Claire’nin ana ocağına dönmesiyle birlikte ilk defa Claire’nin annesi, Frank’ın kaynanası Elizabeth Hale ile de tanıştık. Frank’tan zerre hazzetmeyen kaynanada tipik bir Türk kaynanasını görmedim değil.

Seni hiç sevmedim Seth... babanı da sevmezdim.

Frank’ın basın sözcüsü Seth’in ikili oynadığını da gördük. Tipi oldum olası güven vermeyen bu şahsiyet, kendine Frank’ın baş düşmanlarından Heather Dunbar’ın ekibinde yer aramakla kalmıyor, bir de onlara bilgi satıyor! Adeta bir Fuat Avni.

Frank’ın bu sezon edineceği düşmanlar Goodwin, Elizabeth Hale, Seth Grayson yetmezmiş gibi, bir de yeni bir başkan adayı dahil oluyor oyuna; Will Conway. Geçtiğimiz yıl Kanada başbakanı seçilen Justin Trudeau’dan oldukça esinlenildiğini düşündüğüm bu karakterin ise 11 Eylül olaylarından sonra hava kuvvetlerine katılan bir savaş gazisi olduğunu öğreniyoruz. Genç olması, aşırı yakışıklı olması, güzel bir ailesinin olması da en çok puan topladığı alanlar. Tabii 40 yıllık siyasetçi Frank, bu yeniyetmeye pabuç bırakır mı, önümüzdeki bölümlerde göreceğiz.


Yazı devam ediyor...

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 9
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 17
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 48
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER