Ruhlar 'Kördüğüm'leniyor...
...ve çocuk travmadan travmaya koşmaktadır artık. Çünkü o kahrolası ‘Drama Tanrısı’, Türkiye’de çekilen hiçbir dramada çocukların uzun süre mutlu ve acılardan uzak olmasına izin vermez. İllâ ki büyüdüğünde psikopat bir seri katil olmayışı şaşkınlık uyandıracak kadar çok acıya boğulmalı, insanlıktan çıkarılmalıdır çocuk. Yerli dramaların vazgeçilmez ‘kötü’ karakterleri nereden çıkıyor sanıyordunuz? Küçük dünyasında mutlu olabilen sıradan bir çocuktan bir manyak yaratmayı çok iyi biliriz biz.
 
Tamam, güllük gülistanlık bir hayatı yoktu Kaan’ın ama bu kadar korkak, endişeli ve diken üstünde de değildi, onu seven insanların verdiği güvene tutunuyordu sıkı sıkı. Annesinin ölümüyle başlayan ağır süreç çok iyi idare ediliyor, büyüklerin pis işlerine çocuk karıştırılmıyor diye sevinirken ben, tam ortasına atıverdiler Kaan’ı korku ve endişenin kördüğümünün. Üstelik ‘oyun’u kazanmışlardı, Naz Ablasıyla beraber yenmişlerdi o adamları. Kaan gene de mutluydu, hayat gene de güzeldi. Ne gerek vardı sanki yerli dizi klişesi kapı aralığından lafın yarısını dinleyip yanlış anlamalara?
 
Ama babası tarafından durmaksızın yaralanan Ali Nejat’ı bir de oğluyla, çocuk konusunda yaralı olan Naz’ı da yine aynı yerden yaralayarak onları bir araya getirmeyi seçmişler. Feyza ve Neslihan’ın, kaçırılma olayında Naz’ı suçlamalarında haklılık payı var elbette, bana kalırsa Ali Nejat da bunun farkında ama üstünde durmuyor. Kaan konusunda sığınmak istediği liman, güç almak için elini uzattığı el Naz çünkü. Naz da Umut’un telefonlarına cevap vermezken tek başına çekildiği bir köşede Ali Nejat’ın telefonunu açmaktan, ona bulunduğu yeri söylemekten çekinmiyor. Ruhlar çoktan düğümlenmiş birbirine…
 
 
Halbuki ne güzel baba-oğul sahneleri izliyorduk, içimiz giderek...
 
Umut, gördüğü o son sahnede takılı kaldı: Kendisi yüzünden kaçırılan Kaan ve Naz’ın, kurtarıcıları Ali Nejat’a sarılma anı… Dışarıdan bakan bir göz için bir arada mutlu, zorlukları beraber aşabilen bir aile tablosu… Umut’un bölüm boyunca oradan oraya gezinmesi, sahilde, sokaklarda, hatta evin içinde yürüyüp durması boşuna değil. Naz, bir tarafa düğümlenmekteyken Umut’la arasında da bitimsiz bir çözülme var. Bağlar bir bir ve büyük bir hızla kopuyor birbirinden.
 
Son zamanlarda ruh durumu sürekli değişen ve üst üste korkular yaşayan Feyza, bir de ilaçlarını içmediğini itiraf etti ama bu yine de Neslihan’ı alarma geçiremedi. Kaan’ı alıp giderken Feyza, ona engel olamadığı gibi bir de Ali Nejat’ı durdurmaya, sakinleştirmeye harcadı bütün enerjisini. İşte bunlar yüzünden Neslihan’ın öfkesine ya da kırgınlığına inansam da aşkına inanamıyorum, güya sevdiği adamın canının yanabileceğini göremediği için.
 
Gittikleri yer de dağ evi değil kâbuslar evi sanki. Önce babasının “Ben mi istedim baba olmayı?” sözlerini duyan Kaan’ın babasının kendisini kovduğunu görmesi, sonra Feyza’nın, Barış’ın merdivenlerden yuvarlandığını ve onu durduramadığını görmesi, bunun ardından gerçekle bağını koparıp Kaan’ı Barış sanarak çocuğa yeni bir kâbus yaşatması… Bir acı daha ne kadar deşilebilir diye düşünmemize gerek kalmıyor, her bölüm kanatıyor da kanatıyorlar…

Feyza’nın kendini kaybetmesinden korkup ormana kaçıyor Kaan. Kaan’ı bulamayıp çaresiz kalan Feyza, Neslihan’ı çağırıyor yanına. Yakın çevrede yaşayan biri tarafından bulunup eve getiriliyor Kaan neyse ki. Karanlık dağ evinde yaşadıklarını, hislerini paylaşıyor Feyza, Neslihan’la. O anda ekran büyük ölçüde karanlık, ama mum ışığında parıldayan, gözleriyle ve ses tonlarıyla bile oynayarak o duyguyu bize yaşatan iki harika kadın oyuncu var karşımızda: izlemeye ve övmeye doyamadığım Tülay Günal ile oynadığı her role inandığım, gözlerimi alamadan izlediğim Rojda Demirer. Böyle sahneler görünce, hikâyede kızdığım, sevmediğim ne varsa ikinci plana itiveriyorum. Durup düşündüğüm şeyi sevemesem de ekrandaki işi gerçekten büyük keyifle izliyorum çünkü, diziyi izlemek için harcadığım zamana acımıyorum hiç.

Naz hamile. Bu vesileyle öğreniyoruz ki, doğmadan kaybettiği bebeğinden sonra çocuk sahibi olmak istememesinin tek nedeni korkuları değilmiş, gebeliği de risk taşıyormuş. Şimdi Naz'ın aklında onlarca soru var, kendisine bile soramadığı. Bir yanda bebeği doğurmaması için ısrar eden annesi, bir yanda ilişkilerini tükettikleri için boşanmak üzere olduğu Umut, bir yanda ansızın hayatına girerek eski yaralarına bilmeden derman olan Ali Nejat ve Kaan ve ne yapacağını bilmediği bir can, içinde büyüyen... İşte bu gerçek bir kördüğüm ve bakalım bunu kim, nasıl çözecek?

Son olarak son sahne hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Umut eve geldi ve Naz'ın kan tahlil raporunu buldu. Raporda yer alan sayısal değerlerin altında şöyle bir ifade vardı: "... şahsın hamile olduğu anlaşılmıştır." Benim bildiğim kadarıyla hiçbir kan tahlilinin sonucu bu biçimde sözlerle ifade edilmez. Özellikle gidip de gebelik testi yaptırmak için kan vermediyseniz o kadar değerin arasından yalnızca Beta-HCG (+)'i seçip vurgulayan bir rapor yazılmaz. Tahlili doktora gösterirsiniz ve bu sonucu o size söyler, elinizdeki kağıt parçası değil. Umut raporu eline aldığı zaman, "anlayamaz ki" diye düşünmüştüm. Çünkü erkekler Beta-HCG değerinin ne anlama geldiğini genellikle bilmezler. Keşke, diyorum, anlamaz gözlerle baksaydı Naz'a, neyi olduğunu sorsaydı ve ondan öğrenseydi gebeliği ya da Naz'ın bunu Umut'la paylaşıp paylaşmayacağını merak etseydik gelecek bölüme kadar...

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER