Her gecenin sabahı, her kışın bir baharı…
Umut oturuyor TV karşısında, bir dizinin sesini duyuyoruz biz. Naz eve geliyor, konuşmaları gerek, “Nereden başlayacağız şimdi?” diyor, tedirgin. Belli ki elektriğin yoğun olması, iplerin kopma noktasına gelmesi ürkütüyor onu. Umut’un ihanetinden annesine bahsetmemesinden de anlamıştık bunu zaten…

Derken aniden televizyondaki akış değişiyor. Ne dizinin bittiğini duyduk, ne magazin programının giriş müziğini ya da “az sonra” tanıtımlarını. Son dakika haberi girer gibi magazin programı düşüyor önümüze, Ali Nejat ve Naz’ın buluşması… Oldukça ciddi bir konuşma başlayacakken Umut’un televizyonu kapatmaması bir yana, bu magazin haberinin sırf diziye malzeme olsun diye Umut’un önüne “küt” diye çıkarılması çok sıkıntılı. Birkaç bölümdür her şey sıkıntısız akıp giderken mizansende böyle bir hataya düşülmesi beni üzüyor. Sırf gerginlik olsun diye böyle şeyler yapılmasını gereksiz buluyorum ben.

Umut’un tepkisi, evden çıkıp gidişi falan zaten beklediğimiz şeylerdi, bir sürpriz yok. Haberin ortaya çıkışının da, o konuşmanın bölüm başından bölüm sonuna ötelenmesi dışında bir faydası yok zaten.

Karasu Köşkü’nde ise hava güneşli. Kaan salondaki piyanoyu keşfediyor ve Feyza’yı ikna ediyor piyanonun başına oturmaya, yıllar sonra. Feyza çalıyor, söylüyor… Köşkte şaşkın ve umutlu bir sessizlik. Tarık Bey’i ilk kez gülümserken gördük, öyle bir sevinç hali. Bir tek Feyza’nın yüreğinde fırtınalar…

“Kın olmuş susuyorum, bir tek sırdaşım yok…” Feyza’nın çalıp söylemek için bu şarkıyı seçmesi pek manidar. Yanından bir an olsun ayrılmayan, neredeyse onunla birlikte yaşayan bir terapisti var ama içini dökebileceği bir sırdaşı, boğazının düğümlerini çözecek bir dostu yok… Görünen o ki bu boşluğu Kaan dolduracak her daim gülümseyişiyle, neşesiyle…

Yine bir dizi klişesi, genci yaşlısı, patronu emekçisi herkes görüyor ya da okuyor haberi, herkeste bir telaş. Bir anda herkesin gündemi bu haber oluyor, sanırsın yatakta basılmışlar!

Ali Nejat baba olma alıştırmalarına tam gaz devam ediyor. Birlikte resim yapmalar, berbere gitmeler, fotoğraf çektirmeler ve nihayet Kaan’ın yeni nüfus cüzdanı çıkarılıyor. Kaan kendisine oyuncak alınmış gibi mutlu. Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmiş bir çocuk olması ne güzel, Didem ne güzel yetiştirmiş çocuğunu tek başına… Tabii belki de tek başına olduğundan, annesinin koyduğu kuralları bozacak, onu gereksiz yere şımartacak insanlardan uzakta olduğundan böyle sorunsuz büyümüş de olabilir Kaan. Mutlu olduğu her anda annesini hatırlayıp hüzünlenmekten başka bir sorunu da yok şu an. Şimdiye kadar onun bu hüznüne de çok güzel karşılık verildi Ali Nejat, Feyza ve Naz tarafından. Acısını unutturmaya çalışmak yerine annesini hayatının bir parçası haline getirmeye çalıştılar. 

Bu arada Naz krediyi aldı, Genco aracılığıyla Kenan’a ulaştı ve ödedi Umut’a hiç söylemeden ve hatta Genco’nun söylemesini de engelleyerek. Kenan’ın dilinde bu, delikanlılığa sığmayan bir davranıştı, o da bunu diline dolayacaktı…
 
Ali Nejat ve Naz’ın birlikte olduğunu iddia eden magazin haberinde, arka planda Ayhan da vardı, görüntüler onun restoranının önünde çekildiği için. Ayşen bunu fark edince soluğu Ayhan’ın restoranında aldı. Alelade bir şeyden bahsedermiş gibi haberi sordu. Ayhan da birinin bunu sormasını bekliyormuş gibi döküldü her şeyi. Umut’un Naz’ı aldattığını da atlamadan… Ayşen bu sefer de Umut’a gitti koşa koşa, o her zamanki “kızımın hayatını mahvettin” konulu atarını yapmaya… Herkes ne çok konuşuyor böyle!

Tarık Bey emekli olurken şirketteki hisselerini ya da yetkilerini devretmemiş Ali Nejat’a,  yalnızca vekâlet vermiş. Şimdi apar topar iptal etti vekâletnameyi, Ali Nejat’ın başlamak üzere olduğu araba projesini durdurmak için. Ali Nejat, Umut’un ödemesini kendi hesabından yaptı, bunları babasına yetiştiren kişinin o olduğunu adı gibi bildiğinden Oğuz’u da sonra ilgilenmek üzere bir kenara not etti, şirketteki yetkileri olmadan projeye nasıl devam edeceğinin sinyallerini ise vermedi. Ama benim hissiyatım, bu konuda Feyza’nın desteğini alacağı yönünde.

Tamirhanede Genco ile yaptığı konuşmadan anladık ki Umut, Naz’la ilişkisi konusunda oldukça sağduyulu. İlişkilerinin çoktan bittiğinin ayırtına varmış, daha fazla yıpratmaya niyetli değil. Naz ise kararsız ve ürkek. O malum konuşma için evde buluştuklarında ikisinin de tavrı birbirini suçlar gibi değildi, ikisi de birbiri için bir şeyler yapma gayretindeydi. “Benim yüzümden ertelediğin hayatını yaşayabilirsin,” dedi Umut. Naz, hiçbir şeyi ertelemediğini söyledi. Çünkü o da Umut’un kendisi yüzünden hayallerinden vazgeçtiğini düşünüyor. Yani ikisi de sevgiyle, aşkla değil, yalnızca sorumluluk duygusuyla hareket ediyor. Umut’un da çok güzel özetlediği gibi, âşıklardı birbirlerine ama o sevgiyi büyütemediler… Ve ayrılık zamanı geldi, montunu alıp çıktı Umut, Demir Demirkan’ın “Gitti Gider” şarkısı eşliğinde, “gün olur her şey biter” ne de olsa…


“Âşıktık birbirimize ama biz o sevgiyi büyütemedik…”

Evden usul usul çıkan o ağırbaşlı, sağduyulu Umut, ilk iş olarak gidip Kenan’ın yüzünü gözünü dağıttı. Bu Genco için, bu karımın arkasından konuştuğun için, bu da kardeşimin yoluna çıktığın için…  “İçimde bir psikopat varmış, sayende ortaya çıktı” dedi bir de, böyle bir özbilinç yok! Herhalde gelecek bölümlerde Kenan’ı daha hırslı, daha saldırgan görürüz.

Ali Nejat’ın Kaan’ı alıp Hasan Amca’ya gitmesi benim hiç beklemediğim bir davranıştı. Yaşlı adam ve karısının mutlulukları görülmeye değerdi. Zaten Ali Tutal’ın her sahnesi ayrı bir seyir keyfi, keşke daha çok görünse. Asık suratlı Tarık Bey’in yaydığı negatif enerjiyi de dağıtır belki. Ali Nejat’ın özür dilemesine karşılık Hasan Amca’nın özrü, dengenin sağlanmış olması güzeldi. Hasan Amca’nın hem özür dilemesi, hem gösterdiği şefkat, hem de mezarlığı yaptırdığı için kendisine para verme gayreti Ali Nejat’ı birkaç saniyede yerle bir etti. Babasından görmediği şefkati ve ilgiyi neredeyse hiç tanımadığı bu adamdan görmek, babası şirketteki yetkilerini elinden alırken bu adamın kendi kefen parasını ellerine tutuşturması…
 
Bölüm boyunca bana en tuhaf gelen, Naz’ın Ali Nejat’a tepkili olmasıydı. Telefonları açmadığında diyecek bir şeyi yok diye düşünmüştüm. Telefondan istediğini alamayan Ali Nejat karşısına çıkınca da “Hayatımı mahvettin, her şey altüst oldu” diye bağırıp çağırıp çekip gitti, Ali Nejat’a konuşma fırsatı bile vermeden. Anladık derdi Ali Nejat'mış, çıkan haber değil. Sanki kameraları Ali Nejat çağırmış oraya, sanki kendisiyle ilgili açıklama yapmış gazetecilere… Saçma ve gereksiz bir asabiyet. Ali Nejat anlayamadı ama üzüldü, hatta yıkıldı…

Neslihan’a değinmeden kapatmak istiyorum bu haftayı. Onun yerine, beni en çok etkileyen konuyu, İbo ve Ayşegül’ü konuşmak istiyorum. İkisinin birbirlerine olan ilgilerini baştan beri biliyoruz. Geçen hafta İbo bir adım atmaya çalışmış ve karşısında taştan bir duvar bulmuştu. Ayşegül, ne yapacağını bilmediği ve hemen “evet” dememesi gerektiğini düşündüğü için “bir daha gözüme gözükme” demişti İbo’ya. Bir atasözümüzün dediği gibi, deli kıza cilve yap demişler, gelmiş halıya…

Hatasını anlayıp bir mektup yazmıştı Ayşegül İbo’ya ve orada tıkanmıştı hikâye. İbo, daha önce hiç mektup almadığı için nasıl karşılık vereceğini bilememiş. Belli ki Ayşegül’ün gelgitlerinden de korkmuş biraz. Köyde bir Ayşe Abla varmış, onu anlattı İbo. Bu Ayşe Abla çok güzelmiş ve çok sevdiği biriyle de evlenmiş. Çocuğu olmayınca kocası onu terk edip başkasına gitmiş. Ayşe Abla da deliye dönmüş. Çocuk görünce önce sever, sonra kovalar, sonra yakalayıp gene sever, sonra ağlaya ağlaya dövermiş. Çocuklar da ondan hep kaçarlarmış tabii. İbo merak edermiş bu ablayı, kaçmamış bir gün. Ayşe Abla onu ağlaya ağlaya döverken de hiç canı acımamış. Sonra Ayşe Abla da bir daha dövmemiş zaten. “Ben sopa yemekten korkmam Ayşegül, sokulurum aksine,” dedi, “bir tek kalp kırmaktan korkarım.” Ayşegül zaten bilemiyor nasıl davranacağını, kalkıp gitmeye yeltendi, gidemedi; İbo ona bir şeyler söylemeye çalıştı, diyemedi; o da İbo’nun yanaklarını aldı avuçlarının içine, yanağına bir öpücük kondurup kaçıverdi… Orada kalakalmış İbo’nun suratı görülmeye değerdi. Öyle bir hal ki dayak mı yemiş, öpülmüş mü belli değil… Ama bize buradan sıcacık ve çok gerçek bir hikâye çıkacak, orası belli.


Kadın bir öpücükle tokat etkisi yaptı ya la!

Şimdi Umut kararını verdi ama yine de kırık, Feyza zaten hep kırık dökük, Ali Nejat üzgün, Naz yorgun… Tam da Feyza’nın söylediği Fikret Kızılok şarkısındaki gibi, herkes bir harman, ekran karşısında bizler de… Ama dermanımız olmasa da [henüz], her gecenin sabahı, her kışın bir baharı [var].
 

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 9
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 17
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 48
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER