İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batıramayanlarda bu hafta: Fiona
Hangimiz yazımın başlığındaki güzel atasözlerimizden biri olan iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırmayı uygulayabiliyor? Kötü niyetli olmayabiliriz, karşımızdakinin iyiliğini düşünüyor olabiliriz ama durmamız gereken o kırmızı sınırlardan haberimiz var mıdır? Fiona ailenin babası ve annesi rolünü o kadar uzun zamandır oynuyor ki ablalıktan ziyade artık baskıcı bir askere dönüştü. Kardeşlerinin iyiliğini düşünürken onların geleceklerini ve sağlıklarını korumak isterken zorbalığa kadar vardırdı işi. Ben de bir ablayım ve kardeşimin her zaman iyiliğini düşünürüm, gerekli uyarıları yaparım fakaaat iş yaşadığımız hayatta aldığımız sorumlulukların cefasını da sefasını da çekmeye gelince yalnız olacağımızı bilmeye gelir. Karşı tarafın kendi iradesiyle yaptığı ve yapacağı şey için kendini hırpalamak? İşte bu olmaz. Fiona da hem geçmişinden hem de başına gelebileceklerden, bir kişinin daha sorumluluğu üzerine kalacak korkusu yüzünden kardeşlerine kendi hayatlarını yaşama şansı tanımıyor. 

Müdür yardımcılığının ona getirdiği stres, Ian’a ilaçları konusunda izlediği yanlış politika yüzünden çocuğu işten de kendisinden de uzaklaştırdı. Debbie’ye telefon mesajlarında bile rahat verdirmedi, aileyi bebeği aldırması için seferber etti. Olmadı Debbie’ye zarar vererek bebeği düşürmek gibi hayale kapıldı. İyice aklını peynir ekmekle yedi, bu kızın bir afallaması gerek derken çoktan kendisinin hamile olduğunu öğrendik. İşte Shameless farkı ve şaşırtması buna diyoruz! Ian ne demişti ”İnsanların vücutlarıyla ilgili kararlar alamazsın Fiona!” Şamar gibi bir söz. Şamarı Sean’ın tekrar uyuşturucuya başladığını öğrenmesiyle de yemişti zaten Fiona. Adam kendi ağzıyla eski bir bağımlı da olsam tekrar batağa dönme ihtimalim var dedi resmen ve kız korktu. Fiona şimdi başkalarının hayatıyla ilgilenmek, değiştirmeye çalışmak yerine bağımlı olma potansiyeli olan biriyle neden ilişkiye girdiğini ve belki de hangi akla hizmet ondan çocuk sahibi olduğunu düşünmeye başlayacaktır. Evet bebek ya Sean’dan ya da Gus’tan. Fiona’ya yaşatacağı gerginliği ve dizinin devam edeceği yol beni cezbediyor ^ .^

Şimdiden karalar bağlamaya başladım. Lip’in tuhaf evlilik ve seks hayatı olan bu profesör kadınla başı belaya girebilir diye düşünüyorum. Kadın başından beri Lip’i belki de kocasını öldürmek için kullanıyor. Lafını şaka yollu karışık açtı. Diyelim kaza eseri bu adam öldü. Okuldaki bazı öğrenciler de bu gizli ilişkiden gerçekten haberdar. Lip’in başı derde girer. Bu bölümde ocağın altını kısık olarak açtılar bakalım neler göreceğiz. Lip yine belaya bulaşırsa üzülürüm!

Fiona’nın aklı o kadar dolu ki Carl’ın "Ailemin babası olma yolunda eve ekmek getiriyorum, alın şu tonla parayı da Debbie’nin bebeğini aldırın, eve de yiyecek bir şeyler alın." temalı marifetinden bir şey çakamadı. Çocuk okula silah sokup satıyor. Kimse farkında değil. Sen istediğin kadar debelen Fiona, işler yolunda değil anacığım.



Neredeyse 5 kiloluk un paketiyle yapacağınız şeyler bellidir. Mantı, apartmana yetecek kadar poğaça, bir sonraki altın günü için ön hazırlık gibi birtakım yiyecekler. Debbie söz konusuysa Fiona’ya bebeği doğurmakta ne kadar istekli ve ciddi olduğunu kanıtlamak için un paketini bebek kıyafetine sokarak ortamlarda “Ben deliyim, uğraşmayın, yakarım!” şeklinde dolaşabilir. Kızın bebeği istemesine mi kızsam, un paketiyle böyle ilginç fikirleri hayata geçirişine mi hayran kalsam bilemedim. Cinsiyetini bile belirlemiş kafasında. Kızımız olacak Gallagherlar!

Amerika’daki doğurganlık yaşının ne kadar düştüğünün belki de küçük bir eleştirisi yapılıyor dizide. Zira Debbie okul arkadaşlarından iki ‘bebek arabalı’ arkadaşının yanına gidip hem çocuk, hem okul nasıl oluyor tatlı kızlar kıvamında bir sürü kötü şey duydu. Ayrıca Debbie’nin öğretmeninin kıza yaptığı belden aşağı konuşma da insan olarak midemi bulandırdı. Debbie bu çocuğu doğuramayacak. Trende un paketini unutması da bunun bize gösterdiği küçük bir ipucuydu.


Yasına karışacak değilim Frank, istersen yıllarca yas tut ama ağına aldığın zavallı hasta, küçük bir ihtimal de olsa belki iyileşecek kadından ne istedin. Kadın öldü, ben de her izleyen gibi senin tavırlarına güldüm. Bazen ölümlere bile güldürürsün Shameless! Frank sonunda acısını Bianca’nın anıları yerine koyduğu eşyaları yakmakta buldu. Öğüt veren hippi arkadaşa selam olsun. Beni yak, kendini yak, her şeyi yak modundaki Frank neredeyse her yeri yakıyordu. Yine güldük, yine güldük. 

Yabancı dizi tarihinde bir sürü pub görmüşüzdür. Bunlar dizideki karakterlerle bütünleşir, bizi içine alan, her zaman adını hatırlayacağımız yerlerden biri olur. Mesela Cheers dizisindeki bar, How I Met Your Mother’daki MacLaren’s Pub, It’s Always Sunny in Philadelphia’daki Paddy’s Pub, Simpsons’da Moe’s gibi. Shameless’in Alibi Pub’ı da bizim için kıymetli. Bu bölümde Alibi ‘South Side’daki en iyi kötü (Yazar burada 'kötü' yerine gerçekte kullanılmış kelimeyi yazmaya utandı.) bar’ olarak bir dergide  gösterilince, hiçbir zaman bir şeyde iyi olmadığını söyledi Kevin ve çok sevindi. Sen hayatımda gördüğüm en tatlı babalardan ve iyi insanlardan birisin, daha ne olsun be Kevin! ^.^ Tanganı ve istemeden de olsa bir adamın hayatıyla oynadığın oyunu hiçbirimiz unutmayacağız.

Shameless enerjisiyle kalın!

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 19
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 33
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 10
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 15
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 9
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 21
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER