Kiralık Aşk, repliklerin büyüsü part 9

Kiralık Aşk, repliklerin büyüsü part 9
SADECE SEVDİM, EZELİ EBEDİYEN SEVDİM
TAM DOKUNACAKKEN GÖZLERİMLE SEVDİM
NEFESİNE ÖMRÜMÜ EKLEYEREK SEVDİM
İMKANSIZA DEĞER GİBİ SEVDİM…

Selda İlter Köksalar

Hayat bazen insanı hiç istemediği patikalara sürükleyebilir.  Bu patikada yol alırken bazen düşersin. Her yanın yara bere içinde kalır. Hele ki aşıksan ve çok seviliyorsan aldığın yaralar canını daha da çok yakar. Tekrar ayağa kalkarsın ama çektiğin sızı seni sersemletir. Eğer güçlü isen yol ayrımlarına, patikaların taşlarına rağmen mutlu olduğun düzlüklere ulaşabilmek için daima ileriye bakmayı tercih edersin. Seviyor ve seviliyorsundur. Bundan emin yola devam edersin. Sonunda bilirsin ki tüm o yara berelere binlerce şükür borçlusundur. O anları yaşamasaydın istediğin mutlu diyarlara ulaşamazdın. Özdemir Asaf der ki;

“Herkes fazlasıyla sevmiş, ben eksiklikleriyle de sevdim oysa…”
 
İşte ben ve benim gibi düşünen tüm gönüldaşlarımla birlikte biz Kiralık Aşk masalını tüm eksikliklerine rağmen çok sevdik. Çölde vaha etkisi yaratan, her içimin daraldığı anda beni mutlu eden, hayatımın hiç bilmediğim bir tarafına denk gelen, aşkın büyüsüne her susadığımda, Deföm aşkını her özlediğimde, özlemden ağzım dilim kuruduğunda kana kana içmek misali izlediğim çok çok özel bölüm olan 39. Bölümle yolculuğuma devam etmek istiyorum. Neden sorularının tam olarak cevabını veremesem de Cemal Süreyya’nın deyimiyle “Kalpte yer verilir bazısına nedensiz” sözünün etkisiyle 39.BÖLÜMÜ DEFOM AŞKI İFTİHARLA SUNAR diyerek başlıyorum masalın en özel anlarını nacizhane anlatmaya.

 
 
Yine bir rüya rengiyle gökkuşağı açar gönüllerimiz. Sinyor İplikçi'nin rüyasıyla hoş gelirler, sefalar getirirler. "Hadi kalk bakalım uykucu, öğlen oldu. Sevgilim hadi ama… Günaydın. Eee öğlen oldu ya… Yorgunum. Onu biliyoruz. Ee hadi kalk ben de kahvaltı hazırlayayım. Ben burda yapsam kahvaltı mı? Bak şimdi ya… Mümkün müdür? Geç kalıyoruz ama… Beklesinler canım nolcak? Valla benden bilecekler. Her yere dakik giden Ömer İplikçi değişti diyecekler. Umurumda mı sence? “  Hayaller, hayatlar Ömer İplikçi yapacak bir şey yok ne yazık ki. Gökkuşağı açan gönlün esen ilbahar rüzgarında savrulmaya devam edecektir.
 
Ömer bilge çınarına hayatındaki yeni gelişmeleri anlatmak için dükkana gider. "Evleniyorum. Ne diyorsun sonunda. Canım benim çok sevindim. Artık zamanı gelmişti iki kişi olmanın. Yavrum hayatta tek başına mücadele etmenin anlamı yok. Mutlulukları çarpıp, üzüntüleri bölecek bir hayat arkadaşı gerekiyor insana. İşte ben o hayat arkadaşını buldum usta. Bak bir düşün; Allah insana iki tane göz, iki tane kulak, iki tane kol, iki tane bacak vermiş. Hepsi çifter çifter di mi? Ama kalp bir tane. Neden peki hiç düşündün mü? DİĞER EŞİNİ ARAYIPTA BULSUN DİYE. KALP EŞİNİ ARAYIP BÜTÜN OLSUN DİYE. SEN ŞANSLISIN Kİ BULDUN TAMAMLADIN KENDİNİ be yavrum. Öyle oldu galiba. Anlat bakalım kafan karışıktı, bazı endişelerin vardı, soru işaretleri vardı. Nasıl toparladınız? Aslında ben bir tercih yaptım usta. Zamana bırakmayı tercih ettim. Defne’yi bu kadar zorlamak doğru gelmedi bana. Güvenmeyi denemek istedim. Benim içinde çok yeni bir durum aslında. Her şeyi sımsıkı tutamayacağını anlıyor di mi insa?. Kontrolü bazen elden bırakmak gerekiyor. Risk almak lazım sanki? Güzel şeyler bunlar. Ömer’im benim senin ne kadar güzel bir kalbin var. Nasıl pırıl pırıl bir aklın var senin”  doğru diyorsun Sadri Ustam ama bazen Ömer İplikçi damarı galip geliyor senin oğlana. Tüm bu söylediklerini unutabiliyor ve tarihi risk taşıyan kararlar alabiliyor. Dersine bazen eksik çalıştığı muhakkak, o kadar kusur kadı kızında da olur tabii… Sonuçta bir Ömer İplikçi kolay yetişmiyor.

 
 
DEFÖM, aşklarının milli mekanında karşılaşırlar. Aslında nikah bana göre asansörde olmalıydı. En az onlar kadar üne sahip o asansör “Günaydın. Günaydın sevgilim. Puffffff…  Çok pardon ya bi ani oldu da? Ne ani olan? işte o söylediğin. Sevgilim mi? Haaaa ayyyyyy…  Girmeyecek misin? Gircem. Ee hadi gir? Haaaa (akıl uçtu tabii Defnem'de) gireyim.  Rüyamda gördüm seni. Haa öyle mi? Napıyordum? İşte şirinlikler bir şeyler… Sonuçta rüya canım. İnsan gördüğü rüyadan sorumlu değil. Yoo bence tam aksi. Haaaa…  Bilinç rahatlaması Defne…  Normal hayatta gerçekleştiremediğimiz şeyleri rüyalar aracılığıyla çoğu zaman gerçekleştire biliriz. Öyle mi ya? Şimdi hiç başıma gelmedi deme? Gelmedi. Gelmedi canım ne alakası var. Olmadı öyle bir şey" Asansörün tüm kalabalığına inat bir takım minnoşluklar, şirinlikler, sevimlilik halleri falan…
 
Adam rüyanın etkisinden çıkamayınca afiyetle kırmızı elma yiyen Defne'sinin yanına gider. Rüya işte boş ver değil mi? Sinyor Defne'sinden beri rüyaların cazibesinden çıkamamaktadır “Ömer gelsene. Bir şey mi oldu? Yooo. Bir şey mi söyleyecektin? Yok ya şey öylesine… O zaman gel bi kahve içelim otur. Hee bu arada sana bir şey göstercem. Şurda şey gördüm bayıldım bak. Paris moda haftasında böyle şey yapmışlar? Karanlığın geometrisi. Böyle grafik desenler falan kullanmışlar, koyu renkler bunu stiletto da düşünsene? Güzel Defne sen şey çalış… Allah Allah noldu ki şimdi? “ hayeller kırmızı elma, hayatlar karanlığın geometrisi etkisindeki grafik desenli koyu renk stiletto.  Teknesi deniz de yeni batmış denizci hüznü ile odasına geri döner Ömer’im İplikçim.
 
Yasemin’den şirket için Defne'sini isteyen Ömer’im İplikçim verdim gitti onayını alınca derin bir ohh çeker. Defne artık Passionis’in yeni junior tasarımcısıdır. Eski odasında Ömer’in gözlerinin dibinde çalışmaya başlayacaktır. Kafasını her kaldırdığında yine o güzelim aşkını görecektir. Yüreğinin atışını en yakından duyacaktır. Yüzüne, gözüne, saçına, bakışına bir adım daha yakın olacaktır. Hayatının ve gönlünün sahibi hanımefendisinin hasretini çekmeyecektir. Gözleri her buluştuğunda dünyaları uğruna feda edeceği ilham kaynağı hemen yanı başında olacaktır.
 
Hayatın aşka teslim edilen zamanları artık hep enerji doludur. Küçük bir dipnot minik oğlumun şu sözünden esinlenerek yazdım bu cümlemi "Canım hiç sıkılmıyor. Çünkü: Zamanın kalbi enerji dolu.”
 
Bana göre Koriş’in dilinden selam çakar hepimize Meriç Acemi. Hansel ve Gratel masalındaki gibi kırıntıları takip edip masalı anlamlandırabilmemiz için. İşte size içinde fısıltı barındıran replikler “Vurur yüze ifadesi işe geri döndüm bitanesi. Ve ben yine, yeniden, yine ben… Esssss… Dönüşüm muhteşem oldu. Gitmez dediler gittim. Gelmez dediler geldim. En çok ben geldim. Döne döne geldim.” Benim anladığım subliminal mesaj böyle tezahür etti. Hemen akabinde Koriş ve Ömer’in bol bol eski Türkçe içeren muhabbetleri başlar.” Ömer Bey sabah şerifleriniz hayırlı olsun efendim. Ooo Koray Bey hoş geldiniz. Erkencisiniz. Sabah baharla meşk eyledim. Ofise birazcık leyt eyledim. Ayy dillerim karıştı da. Zat-ı aliniz abir i sebil olmama cevaz etmediği için de müteşekkirim efendim. Efendim? Cebilinizde bana da yer açtığınız için minnettarım sevgili beyim. Ne münasebet şimdi Koray? Ebeda çatınızın altında ikamet etmekten haysiyet duyarım. Bil mukabele Koray. Nerden çıktı şimdi bu eski Türkçe sevdası? Her dem hercümerc olunan bekayi ervanımı ceyit bulması karşısında alkış ederim. Kafi Koray kafi hadi. Ömercim seninle ilişkimi konsolosluk seviyesinden maslahat güzarlık seviyesine indirdim. Aramızda ki buzları eritene kadar da böyle olması münasiptir. Netice de bir husumetimiz oldu. Yalnız vakti mi alıyorsun? Senin vaktini ben almam hayatım senin vaktini Defne Top alsın ayy resmen isim caps’ın şey yaptım. Ben bir başkayım di mi be Koray Sargın’ım”  Koray Sargın is back. Sahalara hızlı bir geri dönüş yapan Koriş'ten inciler döküldü. Aslına dönmesi ne yazık ki çok kısa sürdü.

Yazı devam ediyor...
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER