Cevher malikanesine Ramazan geldi!

Cevher malikanesine Ramazan geldi!
Cevher Ailesi'nin ‘ramazan’a dair hatırlattıkları beni çocukluğuma götürüverdi bir anda...

İlk olarak Hatçe Hala eli kolu dolu, tam bir aylık ramazan erzakı ile geldi ya, işte annem de sanki savaş çıkacak, "önümüz ramazan" adı altında çarşıda pazarda ne varsa alırdı. Ramazan bereketi ile gelir derler, inanır mısınız onca alışveriş üç kuruş on para tutardı. Şimdi öyle mi ya…

Teravih namazının bile oruç henüz başlamadan ramazan arifesinden başladığını unutmuşum. Bade sorunca Hala açıkladı: “işte böyle karşılanır ramazan, bu geceden başlanır”.  Başlangıç gününü unuttum ama çocukluğumun yaz ramazanlarında teravih dönüşü getirilen su bardakları ile tüm aileye dağıtılan ‘dondurma’yı ise unutmak ne mümkün…

Ramazan davulcusu gümbürdeterek geçerdi koca davulu da kendisini ismen tanır mıydık, çalgısı manili olur muydu, bilmem; sanki hatırlarımda var gibi ama ‘bahşiş’ önemli mevzu.  Dedemin de eli bonkördü, aynı Bayram Cevher gibi: ‘Gece işçisi' gecenin bir körü tüm mahalleyi dolaşmak kolay mı ya?

“Çok güzel olur Cevher Ailesi'nde sahurlar”

İlk sahur, ister oruç tutacak ol istersen olma o sahur sofrasına oturulacak. Çocuksan belki de ilk sen uyanırsın zaten, sırf meraktan. Annen kıyamasa da uyandırmaya sen kendini şartlamışsın bir kere, sahur sofrasına geldin ya, aile büyükleri bile yer verir sana: çocuk öğrensin, çocuk alışsın… Cevher ailesinde olduğu gibi toplanılırdı masa etrafında, iftar kadar keyifli olurdu sahurlar, keyifli olduğu kadar da şenlikli. Tam manası ile öğün sofrası kurulurdu. İsteyene kahvaltı misali sıcacık börek, peynir, domates isteyene ise ana öğün misali etli yemek, pilav. Öyle ki annem hatırlattı, dedem istediği için rahmetli babaannem pilavı bile taze taze yaparmış…

Sabah memuriyette olanlar mecbur mesai saatine uyacak, misal babam... Ama yıllık izninin bir haftasını mutlaka ‘ramazan’ da kullanırdı.  Serbest meslek olanlar ise sabah uykuya teslim olurdu aynı Bayram Cevher gibi. Bırak holding patronu olup işe geç gitme avantajını, dükkânların bile ramazan nedeniyle biraz olsun geç açılması hoş karşılanırdı.

Pide önemli mevzu… Mahallede fırın olduğu halde beğenilmez, dedemin dükkânının olduğu semtten özel olarak gelirdi pideler. Aynı Bayram Cevher’ de olduğu gibi eli aza gitmezdi aile büyüklerinin, sanki ordu doyuracaklar.

İftar saati öncesi karınlar aç, bünye suya hasret, dolayısı ile sinirler gergin…  Özellikle ilk günlerde ‘Oruç başına vurur’ aile fertlerinin. Aman koştururken dedeye babaya elleşme, fazla ses çıkartma… Bayram Baba da iftara kadar biraz şekerleme yaptı ya, işte aynısı bizim erkeklerin de olmazsa olmazı idi.

İftar sofrası mükellef kurulurdu. Süheyla Cevher gibi Medine’den hurma getirtilir miydi hatırlamıyorum ama sofradaki her şey iftar sofrasına yaraşır kalitede olurdu. Ne de olsa on bir ayın sultanı 'ramazan’.

Bayram Cevher elinde dürbün boğaz üzerinden karşı kıyıdaki top patlamasını bekleye dursun, bizim ailede ezanı beklemek ailenin en küçüğünün sorumluluğundaydı. Müezzin ezanı okumaya başlasa bile garantici babaanne her sefer sorardı: ‘iyi bak bakalım, minarelerde ışıklar yandı mı?”

İlk sahuru, iftarı birlikte yaptık Cevher Ailesi ile. İzleyici olarak sanki biz de onların sofrasını paylaştık. Şimdi sıra ‘büyük bayram kahvaltısı’ nda…
 


 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER