Dikkat, bu Nordic kalp kırabilir: Akta Manniskor

Dikkat, bu Nordic kalp kırabilir: Akta Manniskor
2012 yapımı İsveç bilim-kurgu draması. Şimdilik elde iki sezon ve 20 bölüm var.
Akta Manniskor'un yaratıcısı aktör ve yazar Lars Lundström daha önce Hakan Brakan (izlemedim), Tusenbröder (izlemedim) ve Labyrint (izlemedim) adındaki televizyon dizilerinin senaristliğini de yapmış. Dizinin 1960 doğumlu yönetmeni Harald Hamrell’i (Cismi, ikinci bölümde Hubot Cenneti’nde gözünüze ilişecek) çok beğendim. Müthiş incelikli, sade bir dünya kurmuş. Zaman ve mekan kavramlarından bağımsızmış gibi yaşayan bu fantastik dünyayı çok temiz ve inandırıcı kurmuş. Aksiyonu aksiyon, dramı dram gibi çekmiş. Her karakterin duygusuna yakın durmuş. Seyirciyi tarafsız bırakan bir rejisi var. Karakterlerin dünyasını seyirci için manipüle etmiyor. Şu iyi, bu kötü demiyor. İlginç bir adam vesselam. Diziyi öncelikle dünya kurmakta zorlananlara tavsiye ederim.

Hikayenin kilit kahramanlarından biri olan Leo'yu, Andreas Wilson canlandırıyor.

Oyunculuklara gelince elbette şahane, övgü cümlesi kurmama gerek yok. Kadroda boş yok desem yeridir. Ancak ilk bölümler itibariyle dikkatimi çeken performansların sahipleri, Nordic meraklısı genç kızların yükselen ilahı Andreas Wilson (Leo) dışında, Ellen Mattsson (Eva), Lisette Pagler (Mimmi), Lennart (Sten Elfström) ve Alexander Stocks (Odi) oldu. Hikaye, yakın gelecekte, kısmetse hepimizin muhatap olacağı sentetik robotlar yani Hubotlar ve insanlar hakkında. Neredeyse cılk klişe haline gelmiş, kainatta yaşayan insan, hayvan, bitki ve dahi robotlarca resmedilmiş bir başkaldırı hikayesinin nesi ilginç, diyecekseniz, haklısınız. Hikaye, gelecekte var olacağı iddia edilen bir fantazi üzerinden ‘Benim de canım var?’ tartışması yaratarak geleceğe bakarmış gibi yaparken aslında bal gibi de içinde yaşadığımız çağa rahmet okuyor, ‘Biz ne zaman bu kadar zalim olduk?” sorusuna ve üflesek devrilen, evrilen değer yargılarımıza cevap arıyor. Dizi, Voltran'ı oluşturmak üzere oyun kuranlara ne anlatır bilmem ama, ilk oyuncağı arkadan takma plakla konuşur gibi yapan sarı saçlı İrma olan bir çocuk için kalp kırıcı bir gidişat sergiliyor.

Claes Hartellus, 10 dakikalık performansıyla, "rolün ufağı büyüğü olmaz" diyor. İzleyin.

lüm, gecenin köründe telefonla konuşarak araç sürdüğü için dikkati dağılan ve kamyonetiyle yoldan geçen birine çarpan Dr. Emmet Brown görünümlü vatandaş Gösta'nın (Claes Hartellus) telaşlı, gergin hikayesiyle başlıyor. Açık söyleyeyim dizinin bu aşamada gerilim öğeleri o kadar güçlüydü ki, ‘Korkunçluymuş, izlemem ben bunu’ noktasına gelmek üzereydim. Kamyonetinde “Akta Manniskor” etiketi olduğunu kaşla göz arasında gördüğümüz Gösta, kazadan sonra son sürat evine sığınıp ‘gelenleri’ beklerken, tatlı karısı Siri’nin (Lisbeth Tammeleth) kocasının telefonda sipariş ettiği kahve ve keki bütün o kargaşaya rağmen servis etmeye çalışması çok ferahlatıcı bir sahneydi. Sırf bu sahne üzerine günlerce konuşabilirim. Ortalık sakinleştiğinde anladık ki  Leo'nun liderliğinde özgürlük koşusuna başlayan Hubotların yani, hikayenin en başında gruptan ayrı koşmaya zorlanan ve gerçek insan Leo'ya aşık Mimmi, Eva, Fred (David Lenneman), Gordon( Andre Sjöberg), Max (Christopher Wagelin) ve haklı (!) yaşam savaşını izlerken insanlığımızı da temize çekeceğiz. Çok da lazımdı!

Johan Paulsen'in andropoz döneminde bir aile babası kompozisyonu çizdiği Hans karakteri çok etkileyici.

Bütün hikayenin tam ortasında oturan kahramanımız Leo, Max'ı yanına alarak karaborsacıların eline düşen Mimmi'yi bulmaya karar verdiğinde biz çoktan Engman Ailesi'nin evine konuk olmuştuk. Üç çocuklu ailemizin sıradan ve sıkıcı hayatlarına giriş yaparken televizyonda Miyakki reklamını izledik. Anladık ki robot teknolojisi almış başını gitmiş. Ailedeki karakterlerin dağılımı dramanın çatışmasına son derece uygun yapılmış. Kahve makinasıyla bile başa çıkamayan babamız Hans (Johan Paulsen) robotlu yaşama sıcak bakarken, annemiz İnger (Pia Halvorsen) insansız yaşam istemeyen bir muhafazakâr olarak direnen son kaleyi temsil ediyor. İnger, yaşlı babacığını yanına alamadığı ve onu Odi ile yaşamak zorunda bıraktığı için de vicdan azabı çekiyor. Evde ayrıca bir adet hormonları tavan yapmış delikanlı Tobias (Kare Hedebrant), bir delişmenimsi genç kız Matilda (Natalie Minnevik) ve bir de hâlâ Noel Baba'ya inanan tekne kazıntısı kız çocuğu var. Hepsi de bizi az sonra tanışacağımız Büyükbaba Lennart ve Odi'nin hikayesine titizlikle hazırlıyorlar.

Odi rolünü, 1979 doğumlu İsveçli aktör Alexander Stocks canlandırıyor.

Odi, Lennart 'ın can yoldaşı, kıçtan prizli olacak kadar eski teknoloji ürünü bir robot. Lennart, raf ömrü çoktan bitmiş olan Odi'yi alışkanlıklarından vazgeçemediği için elden çıkarmayı bir türlü göze alamıyor. Lennart hikayemizde sadakat kavramının temsilcisi.. Tatlı Odi, market alışverişi esnasında 'marmelat- reçel' karmaşası içinde çipi yakınca da sorunlar başlıyor. Markette olay çıkaran Odi zaten rutin kontrolleri esnasında 'kullanmayınız' raporu almıştır ve tez zamanda geri dönüşüm çöplüğüne teslim edilmelidir. Bu arada büyükbaba rolündeki aktör Sten Elfström'ün performansını ağzım açık izledim. Elbette büyükbaba Lennart, Odi'yi çöpe atamaz ve olaylar gelişir. Bu aşamadan sonra hayatmıza ilk on dakikada tanışıp, kaybettiğimiz Gösta ve Siri yüzünden Dedektif Bea (Marie Robertson), hubotları kötü yola düşüren Nuri Alço bozması, karanlık tarafa hizmet eden ve ölümüne çekici aktör Jonas Malmsjö'nün canlandırdığı Luther, proleteryanın son ateşli temsilcisi Roger (Leif Andree) ve onların pek güzel yayılan hikayeleri de giriyor. Bütün bu karakterlerle tanışırken Leo'nun fıldır fıldır aradığı Kore yapımı Mimmi ise.. Neler olduğunu öğrenmek için diziyi izleyin bence..

Böyle işte..
R.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER