MARS: Mars'a gidiyoruz ve bu yolculuk için tüm milletlerin birlikte çalışması lazım

MARS: Mars'a gidiyoruz ve bu yolculuk için tüm milletlerin birlikte çalışması lazım
National Geographic'in merakla beklenen mini dizisi Mars'ın 19 Ekim'de Londra prömiyeri gerçekleşti. Galanın ertesi günü Mars dizisinin yönetmeni Evarardo Gout, yapımcısı Justin Wilkes, iki başrol oyuncusu Ben Cotton ve Jihae ile Mondrian Otel’de buluştuk. Gherkin’de düzenlenen gala partisinden dolayı herkes yorgun görünse de, sorularımıza ayrıntılı cevap vermekten kaçınmadılar.

Projenin genel olarak çok beğenilmesinin ve heyacan uyandırmasının etkileri, yüzlerindeki gülümsemeye de yansımıştı. Biz de sizler için , Gout ve Wilkes ile Mars projesinin fikrinin nasıl oluştuğu ve geliştiği, Mars’ın neden insanlık için önemli olduğu hakkında; Ben Cotton ve Jihae ile ise bu projenin onlar için neler ifade ettiğini ve gelecek projelerini konuştuğumuz kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Sohbete katılan diğer gazetecilerin sorularını da kendiminkilerle birlikte size aktarıyorum. 6 bölümden oluşan mini dizi Mars'ı 13 Kasım'da tüm dünya ile aynı anda NatGeo'da izleyeceğiz. İyi okumalar.

Bütün kadro gazetecilerin sorularını cevapladı

Diziye verebileceğimiz özel bir ad var mı yoksa siz yeni bir şeyin temelini mi atıyorsunuz? Bu dizi ne kadar özgün?
JW: Sürecin ilk aşamalarında başka yerlerden referans almaya çalıştık. Bu formatın doğrudan bir tasviri olarak görünen bir referans yoktu. Zorulu koşullar altındaki insanların hikayelerini anlatan sevdiğimiz filmler vardı ancak, bizim yapmaya çalıştığımız gibi direkt olarak bilgilendiren bir şeye rastlamadık. Bu hem heyecan verici hem de korkutucuydu aynı zamanda. Tek bir süregelen anlatımız var 2033 ve 2016’da geçen ve bu iki tarih arasında gidip geliyoruz. Bence belgesel, size dramada olan biteni anlamanız ve ondan zevk almanız için gereken ve önemli bilgileri verdiğiniz zaman başarılı oluyor.

(Dilek) Birçok olgusal gerçekle uğraşıyorsunuz ve yapım ücretleri ve daha başka birçok şeyi düşünürsek, sanatsal özgürlüğünüzü nasıl muhafaza ettiniz? Bu konuda hiç zorlandınız mı?
EG: Bence bu çok ilginç bir süreçti. Proje her ne kadar önce biliminsanları ve yazarlar arasındaki bir dans olarak başladıysa da; proje üstünde ne kadar çok çalıştıysak aramızdaki anlayış o kadar gelişti. Dolayısıyla, en sonunda çok organik ve bütünleşik bir şeye dönüştü. Bilimadamları projenin drama kısmını anlamaya başlayınca, kendileri çözümlerle hatta önerilerle geldiler. Bilim yüzünden yapmak isteyip de yapamadığımız bir şey olmadı. Hatta tam tersi, bilim o kadar muhteşem ve ilginç ki; en iyisini ortaya koymak için ondan alınabilecek çok malzeme var.

JW: Şu anki bilim kurgu özel efektleriyle o kadar çok yapabileceğiniz şey var ki.. Elimizdeki; teknik açıdan sağlam, sınırları belli bir şema olduğundan dolayı drama bölümüne çok daha fazla yer ayırabildik. İnsanların gerçekten karşılaşacağı zorluklar, gezegene inerken karşılaşacakları zorluklar ve hayatta kalma mücadeleleri gerçek bilimden alındığından ve biz de bu formülü ve formatı uyguladığımızdan dolayı, daha da etkileyici oldu.

Dün, roketlerden çok insan hikayeleriyle ilgileniyorum dediniz. Bu süreç sizi değiştirdi mi?
EG: Aslında hayır. Eğer içinde iyi bir insan draması varsa; her hikayeyi, her yerde anlatabilirsiniz. Bunu bu süreçte öğrendim. Bu kadar yetenekli insanla çalışmak, projeyi canlandırmak, gerçeğe dönüştürmek ve elle tutulur bir ürün haline getirmek mükemmel bir deneyimdi. İnsanları anlamak istiyorsunuz, nasıl hissettiklerini, kanadıklarını ve sevdiklerini... Birinci bölümde gördüğünüz "bilim" çok etkileyici. Bu insanları önemsiyorsunuz. Elon Musk’ı görüyorsunuz, roket havada parçalandığında ağlayan kadını görüyorsunuz ve o roketi yapan adamı önemsiyorsunuz. Dolayısıyla, bu onların hikayesi, sadece roketin değil. Roketi yere indirme gayesini gerçekleştirmek isteyen ise insan. Roket, filmimizde ayrıca bir karakter. Onu insanlaştırmaya çalıştık. Onun için özel ses tasarladık, nefes alıyor, hareket ediyor.

Her proje beyaz bir sayfayla başlar, sizi Mars keşfi hakkında çalışamaya iten ne?
JW: Bu proje Elon Musk’la yapılan bir sohbetle başladı. Benim geçmişim aslen belgesel öykücülüğü ağırlıklı. Elon’la, Space X’teki diğer çalışma arkadaşlarıyla ve orada yaptıkları işlerle ilgili bir belgesel yapma fikrini görüştük. Ancak konuşma sırasında gördük ki; bu hikaye SpaceX’te yaptıklarından daha büyük bir şeye dönüşüyor. Elon, gelecek kolonilerin nasıl olacağı, hayatta kalabilmemiz için gezegenler arası bir türe dönüşmemizin gerekliliği, yeni ufuklarda ne olduğu üzerine konuşmaya başlamıştı bile. Bu keşfin koşullarını böyle ifade ettiğinde, hayal edemeden duramıyorsunuz. Bunun tek bir film olmayacağı, belki çok parçası olacağını çabucak kavradık. Seyirciye Mars’ı keşfettirmek ve şu anda var olan mühendislik ve teknolojiden ayrı orada olacakları göstermek istedik. Mars'a gidebiliriz. Bu gerçek ve teknolojimiz önceden de vardı. O an kafamda ampul yandı ve "Ben bunu göstermek istiyorum’’ dedim. Çabucak gerçeğe dönüşen bir hayal bu. Daha adını koyamadığımız formatımız böylece ortaya çıktı. İki anlatımın da birleşimini gösterebildik; şu anda olan, günümüz mühendisliği. Bu gerçek, bilimkurgu değil ve daha sonra yani 15 yıl içinde gerçekleşecek olan.

(Dilek) Filmin ana mesajı; eğer insanlık bir araya gelip, birlikte çalışmaya başlarsa her şeyi başarabilir. Ayrıca filminizde Mars’ta kurulacak yeni bir uygarlık fikrine de bir vurgu var. Şu anki dünya bu kadar parçalanmışken, insanların Mars’ta bir araya gelip uyum ve ahenk içinde çalışabileceğini düşünüyor musunuz?
JW: Şu anki, parçalanmış durumumuz söz konusu olduğunda, insanların hünerini ve özellikle insanlara bir amaç verip, kafa kafaya verirsek neler başarabileceğimizi göstermek bir gereklilik. Benim ebeveynlerimin nesli için Apollo çok etkileyiciydi, hâlâ hatırladıkları bir dönem. Benim zamanımda ise olay; uzay mekiği ve insanları bir gezegenden başka bir gezegene göndermek. Beş yaşındaki kızım için veya ondan biraz büyükler için aynı şeyi istiyoruz. "Mars’a gidiyoruz ve bu yolculuk için tüm milletlerin birlikte çalışması lazım" demek bizim niyetimiz. Bu diziden çıkması gereken mesaj tam da bu.

EG: Dizideki oyuncu seçimlerinde bile bu mozaik var... Çok uluslu olmayı, değişik aksanları ve farklılıkları saklamak yerine kucaklamak... Dizide görev alması için Rusya’nın en iyisi, Avrupa’nın en iyisi, Amerika’nın en iyisini seçiyoruz. Bunu casta da yansıtıyoruz. Değişik ülkelerden seçilmiş oyunculardan bir yelpaze oluşturmak, ana akım Amerikan televizyonunda görülmesi çok ender bir durum.

Ridlet Scott’un The Martian filmiyle aranızda bir bağ var mı yoksa tamamen tesadüf mü?
EG: Bu aslında biraz da zamanın ruhu değil mi? (gülüşmeler) Barack Obama, "Oraya sadece ziyaret etmeye değil, kalmaya gidiyoruz’ demişti. (gülüşmeler) Her gün gazeteleri açtığınızda, Mars’a gitmek için yapılan çalışmaları okuyorsunuz. Sanırım artık, Mars’ı bir bilim kurgu öğesi olarak görmekten çıkartmaya ve "Aman Tanrım, oraya gidiyoruz hem de tahminimizden daha hızlı’’ diye düşünmeye başladık. Bence Mars’a önümüzdeki 15 yıl içinde gideceğiz. Teknolojimiz var, 60’lı yıllardan beri gerekli teknolojimiz var.

Bu kadar uzmanı bu proje için nasıl bir araya getirdiniz? Kolay mıydı?
JW: Gayet kolay oldu diyebilirim çünkü bu konuda konuşmak isteyen çok insan vardı ve bizimki gibi bir sürü insana ulaşabilecekleri küresel bir platform ya da bir program yoktu. Tabii ki; Elon gibi adamların takvimine uymak zordu ama öykümüzün amacı ve National Geographic’in dürüstlüğü gibi etkenler sayesinde insanlar bu projede yer almak için sıraya dizildiler. Biz de; bir sürü değişik ülkeden insanı tespit etmeye çalıştık. Biz sadece Space X’i ya da NASA’yı temsil etmiyoruz; ESA (Avrupa Uzay Ajansı)’yı da temsil ediyoruz. Antartika’dayız, Hawai’deyiz yani bu bilimi yapan herkesi temsil ettik ve onların ne yaptığını göstermek adına çok iyi bir platform oldu.

EG: Tekrar bu dizinin mesajı meselesine dönersek; tabii ki bu dizi Mars’a gitmekle alakalı ama daha çok neler yapabileceğimizi anlamakla da alakalı. Hayal edelim, çocuklarımıza dünyamızı, toplulumuzu ve kim olduğumuz konusundaki yargılarını değiştirmeleri için ilham verelim.

Gitmemiz gerektiği konusunda herkes hemfikir mi?
JW: Neden gitmemiz gerektiği konusunda herhalde herkesin farklı fikirleri var. Kimilerininki daha kişisel, kimilerininki daha pragmatik ama bence, yeni bir 'Apollo Anı’nın başlangıcındayız. Geçen hafta Çin, Ay’a insan göndereceğini ve sonra Mars’a onu izleyen bir göreve başlayacağını açıkladı. Hindistan’ın yine bir uzay görevden bahsettiğini biliyoruz. Ha keza Japonya uzay araştırmalarında çok aktif. Küresel ajansların ve özel ya da kamusal teknolojilerin giderek bir arada çalıştığını gözlemliyoruz..

EG: Artık sadece hükümetlerin değil, özel girişimlerin de uzayla ilgilenmeyi başarabildiğini görüyoruz. Artık "acaba bu Amerika’nın çıkarına uyar mı?’’ diye bir durum söz konusu değil.

Mars’ı kim yönetecek? Nasıl bir model öngörülüyor?
JW: Uzmanlara sorduğunuzda birçok faklı görüş var.

EG: Şu anda Deniz Hukuku geçerli, değil mi?

JW: Evet, şu anda Deniz Hukuk’u geçerli ama Antartika’da olduğu gibi, bir kere doğal kaynaklar bulundu mu, bunun ne kadar süreceğini görmek ilginç olacak. Bu tür bir keşif ile Amerika kıtasının keşfi arasındaki paralellikler ve Portekiz, İspanya ve İngiltere gibi sömürgeciler ve şimdikiler arasındaki karşılaştırmalara baktığınızda, gerçekten olan tam da bu. Mars’taki doğal kaynakları sömürmek için ve belki burada kullanmak için insanlar yeni teknolojiler geliştirecek ve Evarardo’nun dediği gibi özel girişimler ve hükümetler arasındaki böylesi bir kesişme olduğunda, işler kızışmaya başlayacak.



Yazı devam ediyor..
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER