Yaz'ın Öyküsü: Üşüdüm üstümü örtsene anne!
Bu hikayede birinden taraf olacaksak, elbette bütün haşarı hallerine rağmen Yaz'dan yana olmalıyız. Ebeveynlerin kişisel yaşam mücadelesi esnasında, bilgisine başvurulmadan emr-i vaki bir tekme ile kıçından tokatlanarak dünya denilen kahredici kaosu yaşamaya ve zevk almaya mecbur edilen Yaz, ne yapsa haklıdır! Konu kilit... Pek de bir bela açmıyor aslında Umut ve Mert'in hayatına.. Sadece onsuz sürdürdükleri yaşam rutinini tepe taklak etmeye çalışıyor. Hasta yatağında, "üşüdüm üstümü örtsene anne" tribinde, gerine gülümseye aldığı zevk de tam bu yüzden! Yaz'ın hâlâ gerçekten annesine yaklaştığını sanmıyorum. Babasını da sadece eğlenceli ve değişik bulduğu için sıcak davranıyor. İlk yasakta isyanın Allahını duyacağız ve bu minnoş kızın nasıl da dil yarası açacağına şahit olacağız, umarım..

Genç aksın aşk hikayesinden bi cacık olmayacağını artık tekrar etmeme gerek kalmayacak sanırım çünkü Ferhat silah doğrultup, tetiğe asılarak ölüm fermanını imzaladı. Umut Erpek şikayetçi olmasa da, Tunç bu işin peşini bırakmaz. Neticede haneye silahlı tecavüz ve yaralama var ortada. Bize düşen de "Ferhat sana güle güle!" demek olacak.  Hemen değil. Tabii dramayı kaleme alanlar, Ferhat'ı da Yaz gibi şıpın işi bu cezadan kurtarmazlarsa.. Hatırlarsanız bu arkadaşlar "rica ile" daha önce de işledikleri suçtan kurtuldular. Yine kurtulabilirler..

Fragmandan anladığımız kadarıyla annesinin cevabına şahit olan Yaz, intikamını bir level yükseltip bu sefer de Ekim kartını oynayacak. Ekim kadar bilinç akışı ham karakteri bir sabah Ege'nin koynunda görmeyeceğimizin de garantisi yok. Hoş, ben Ekim'in yerinde olsam Ege'ye değil direktoman Mert'e oynardım. Yaz'ı kalbinden vururdu! Umut'u da.. dev kaos olurdu. Ama RTUK bu konuya ne der, bilemedim. Aklıma gelmişken unutmadan araya sıkıştırayım, bu bölüm Yaz'ın polis sireni duyunca tedirgin olmasının anlamını çözemedim. Neden o tip "suçlu" tadında bir oyun verdi? Alt tarafı evden 24 saatliğine kaybolduğu için anne ve babası polise bildirmiş olabilir diye mi düşündü ve o kadar büyük bir tedirginlik yapıştırdı suratına, bilemedim..

Bu arada Tunç çapında bir adamın, çok sevdiği anneciğinin 'ihanet'ine şahit olup bir Mavi Sakal'a dönüşmemesi ve kadınlardan intikan almaya kalkışmaması drama klişeleri açısından ne kadar da sevindirici değil mi? Bence öyle.. Araya iliştirilmiş ne kadar derinleşeceği şimdilik belli olmayan bu ihanetin Tunç'un kendinden yaş be yaş küçük Ege Bey'imizi horlamasına vesile olması da sanırım 'Senin baban X adam yavrucuğum' topu olarak dönecek böğrümüze.. İlk andan itibaren Ege'yi hırpalamasının başkaca bir sebebi olamazdı. Oldu galiba.. Severim bu tür çatışmaları.

Mert ve "Adını sen koy" abla arasındaki aşkımsı bağ da oldukça meraklandırıcı.. Onların çatışmasını izlemek de zevkli. Tansel Öngel'e alıştım mı, eleştirmekten bıktım mı bilmiyorum ama, gözüme fazla batmamaya başladı yorumu.. Rejinin o koşturma ve telaş arasında, yayına bölüm yetiştirmeye çalışırken, zaman buldukça servis ettiği insanın aklını alan bazı planlarına ağzım açık bakıyorum. Bu bölümde de Ferhat işleri bok etmeden önce köprü altında, arabanın üzerinde dim dik durduğu bir an vardı, al hafızanın en sırça kıvrımında sakla! Emeği geçen herkesin gönlüne bereket...

Böyle işte..
R.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER