Ejderhayla dans eden bir kızın saflığı bir babanın seçimlerini tetikler...
Etkileyici arenanın etrafında kulaklarındaki melodiyle sanki bir şiir gibi yükseliyordu! Tüm kan, kavga, kin ve ölümü ardında bırakmıştı, sarhoşken insanın başı nasıl dönerse keyiften onun da aynı şekilde dönmekteydi… Uçmak muhteşem bir olaysa, bir ejderhanın sırtında uçmak, dünyaya hükmedecek kadar tepeden bakmak daha da muhteşemdi, tarif edilemezdi. Daenerys keyifle Meereen’in büyük piramidinin yanından yükseldi, piramit altında küçücük, minicik kalıncaya kadar gözleriyle onu takip etti… O artık yenilmezdi, ölümsüzdü! Drogo’su biricik ejderhası onu sırtına kabul etmişti, artık sırtı hiç yere gelmeyecekti, hiçbir zaman…O Daenerys Stormborn-Fırtınadadoğandı, deli kral 2nci Aerys Targaryen’in tek kızı, tek yaşayan varisiydi, ve artık küllerinden yeniden doğmuştu…

İki ejderha mavi gökyüzünde ihtişamla döne döne yükseldi, dişinin boynu erkeğinin boynuyla birleşmiş, kanatları birbirlerine ayrılmamacasına kenetlenmişti. Bulutlarına arasına yükseldikten sonra aniden kanatlarını arkalarında tutup baş aşağı döndüler ve yine ayrılmadan kurşun hızıyla yeryüzüne doğru, bu sefer yüzlerine esen sert rüzgarla beraber alçalmaya başladılar. Denize doğru iyice yaklaşırken bir anda ayrışıp sırtüstü uçarak takla attılar, sonra tekrar ilk konularındaki gibi birleşip hızlıca dönerek bulutlara yükselmeye başladılar…

Ejderha dansı demişlerdi adına, çiftleşmenin ve arzunun dansı, deniz yüzeyinde başlar bulutlara ererdi, yatayda ise neredeyse engin ve sınırsızdı. Şairane ve erişilmezdi ve ancak iki çift birbirini gerçekten tamamlarsa görülebilirdi, ki bu olay bir yüzyıl içerisinde belki iki belki üç kez gerçekleşebilirdi.

...Ejderhalar ancak binicileri üzerlerindeyken dansları ölümcül bir hal alırdı. Başbaşa olmalarının verdiği serbestlik ve huzur kaybolurdu o anda, sınırlanmış olmanın yaşattığı kızgınlık ve öfke birbirlerine vahşice saldırmalarına sebep olurdu...

...Andersen’in kibritçi kızı önünde boynuna asılı sehpasıyla kar yağışı altında sokak sokak gezer ağlayan sesiyle sigara içenlere kibrit satmaya uğraşırdı…

Kuzeyde karların arasındaki çadırında bir kız çocuğu, heyecanla okuduğu eski ve kalın kitabın sayfalarını dikkatlice çevirdi, ejderhaların dansında anlatılan Sir Byron Swann ejderha Vhagar’ı öldürmek istemiş ve bunun için kalkanını ayna gibi parlayana dek bir hafta boyunca cilalamıştı. Daha sonra ejderin arkasından eğilerek yaklaşmış ve sürünerek önüne geçmiş, ejderhanın sadece kendi yansımasını görerek saldırmayacağını umuyormuş, fakat tabii ki Vhagar buna kanacak kadar salak değildi! Onu kavurana kadar büyük bir zevkle yakıp kariyerine son verdi.

Ağır kitabı kapatan genç kız babasını ne kadar sevdiğini düşündü, onun için yapamayacağı şey yoktu, babası Stannis Baratheon, Ejderha kayası lordu ve belki de yedi krallığın gerçek koruyucusuydu, Andalların ve İlk insanların kralı.
O Shiireen Baratheon’du, babasının yaşayan tek varisiydi ve ona Rhaenyra Targaryen ile üvey kardeşi Aegon’un yedi krallık işçin giriştikleri savaşı anlatıyordu heyecanla, ikisi de Demir tahtı kendi hakkı olarak görmüş ve insanlar ikisinden birinin tarafını tutmaya başlayınca savaşları krallığı ikiye bölmüştü. Kardeşler kardeşlerle, ejderhalarla dövüşmüş, bittiği zaman ise ölen binlerce kişinin yanına iki kardeş de eklenmişti. Bu olay Targaryen’ler için de felaketin başlangıcı olmuş, ejderhalarını tamamen kaybedip bir daha asla toparlanamamışlardı.

Kızın düşüncelerinde kimseyi seçmemek vardı, zaten işleri bu kadar kötü hale getiren de taraf tutmaktı. Babasına göre ise insan bazen taraf tutmak zorunda kalırdı, dünya onu bu yola iter, yapmak istemeyeceği bir şey yaptırabilirdi. Ama adam kendini tanır ve kendine sadık kalırsa o seçimin aslında kendi elinde olmayan bir şey olduğunu anlar, kaderi için yazılanı oynar ve vicdanını rahatlatabilirdi, kaderini oynamaktan ne kadar rahatsız olsa bile.

Sıkıca babasına sarıldı genç kız, onun için yapabileceği her ne varsa yapmaya hazırdı, ya da o an hazır olduğunu sandı. Neden bahsettiğini anlayamadığı babasına o kadar güvenmişti, ona zarar vermek istemeyeceğinden o kadar emindi ki, babasının ‘beni affet’ diyen fısıldamasını duyamadı bile.

...Andersen’in kibritçi kızı hala önünde boynuna asılı sehpasıyla kar yağışı altında sokak sokak gezer ağlayan sesiyle sigara içenlere kibrit satmaya uğraşırdı… Çığlıkları ise son anında annesine derinden tesir ederdi.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER