Düğünümüz var dostlar!

Altı aydır Elif’in stresi hepimizi yedi. Artık son hafta iyice ayyuka çıkmıştı. Polat, Elif’in saklandığı odayı boş görünce ne hissettiyse vallahi ekran başında aynısını hissettik. Elif dolaptan çıkınca ben bile sarılmak istedim ki bilen bilir sarılmayı sevmem. Resmen sinirlerim gevşedi. Bir de Pusat’dan güzel haber gelince Vadicilerin düğünü başladı bile...

Polat’ın ilk ziyaretçisi Hoca oldu. Irak’a gidiyormuş ve Yasin Komutan koruyacakmış. Mutlaka maceralı geçecektir ama bizim görebileceğimizi sanmıyorum. Polat ve Hoca sürekli karşı karşıya oturup çok önemli şeyler konuşuyorlarmış gibi bir hava var ama iyi irdelediğimizde aslında konuları çok yüzeysel geçtiklerini görüyoruz. Eskiden Polat devlet büyükleriyle bu tarz şeyleri konuşurken çok daha derine inerdi. Sanırım yapım tercih hakkını bu yönde kullanıyor. Hoca’nın altın getirmemesi de gözlerden kaçmadı hani... İnsan bi çeyrek olsun alırdı. Çeyrek de olmuş 170 lira. Hoca da haklı.

Yabancı ya, çimi görünce hemen oturdu okumaya başladı. Bak bakalım ondan başka bir şey okuyan var mı?

Martin’in dilencilik macerasına hepimiz gülmüşüzdür herhalde? Gerçekten güzel bir ayrıntıyla sahneyi doldurmasını bildiler. Dua etsin dayak yemedi. Rose ile bir kez daha görüştü ama hala Rose kim? Gücü nedir? Tam olarak nereye çalışıyor? Hiçbirini bilmiyoruz. Sadece Martin’in Elif’i almak için her şeyi göze alacağını biliyoruz ki şans da adamın yanında. Tilki ondan kardeşini nasıl hastaneye soktuysa kendisini da düğüne sokmasını istedi. İşte bu sahne Tilki için müthiş bir kırılma noktasıydı.

Aklında 40 değil 4000 tilki gezdiren Tilki’yi acı öyle bir sarsmış ki normalde tek başına 10 tane farklı giriş şekli bulabilecekken bunu Martin’den istedi. Tilki’yi bu kadar güçlü yapan şey aklıydı ama duyguları, aklını bastırmaya başladı. Böyle giderse çanlar Tilki için çalmaya başlar. Fakat ne yalan söyleyeyim kardeşini güzel uğurladı. Gözlerine para koyunca cesedini yakacak sandım.

Açeydim gollarımı getme diyeydim.. Benim yüzümdeeeeeen!

Çeşitli kültürlerde cesedi ateşe vererek denize bırakma veya sadece yakma ritüeli vardır. O paraları da onu cennete götürecek kayıkçı için bırakırlar. Tören sonradan Hristiyan inancına kayarak beni yanılttı. Fakat yanılan tek kişi ben değilim. Yuri de yanıldı, Tilki’nin sıcak kollarına kandı. Yuri’yi sağlam deşti vallahi... Zaten Tilki deşmese de o saç stiliyle zaten çok yaşamazdı. Martin’i suçlamak yerine yardım istemesine çok şaşırmıştım ama Yuri şaşkınlığımın gereksiz olduğunu gösterdi. Tilki duygularını aklının önüne atarken dahi adam kullanıyor. Planı basit. Martin’i önce kullanacak sonra nasılsa öldürür.

Öktem’in kim olduğu tam bir muamma olarak ortada kalmıştı. Hatta John Smith olduğunu düşünenler vardı. John Smith’i görmesine rağmen hücre cezasında hapishanenin yerini sormasıyla anladık ki Öktem daha önce hiç görmediğimiz biriymiş. Yeni karakter geliyor yani ki bu güzel bir gelişme. Güzel olmayan gelişme ise internette paylaşım yapılmasına üç gün hücre ve 20 kırbaç ceza verilmesi. Sen hayatında hiç kırbaç yemedin galiba hoca efendi? Tamam, ben de yemedim ama canım başka şekillerde yandı. Senin canın da yanmamış.         

Hacı akşama ne yemek çıkıyor burada sen bilirsin?

Belli ki daha uzun bir süre Yusuf’la birlikte yürüyeceğiz. Tam bu noktada söylemek istediğim bir kaç şey var. Aksiyon sahnelerine çok yakışıyor, yakışıklı da bir tip ama yeni sezonda düblaj şart. Mevcut ses tonu özellikle uzayan sahnelerde dikkat çekiyor. İkincisi, acil olarak mimiklere bir çözüm bulunmalı. Tam 20 tane kırbaç darbesi yedi. Yüzünden canının yandığını net olarak okusak da bir kırbacın sırtına vurduğu tek bir anda dahi gözleri kısılmadı veya mimikleri değişmedi. Daha önce bu kadar ayrıntılı olarak hiçbir oyuncuya değinmemiştim. Yusuf’a değinmemin sebebi hem karakterinin hikayesiyle hem de yapabilecekleriyle büyük bir Vadi efsanesi olma potansiyelini taşıması. Halledilebilecek küçük problemlerin önünü bu şekilde tıkamasına izin vermemeli.

Düğün hazırlıklarını tek açıdan izlerken ne yalan söyleyeyim vakit geçiriyorlar diye başta kızdım. Polat’ı bir anda damatlığı ile karşımda görünce tabii ufak bir şok etkisi oldu. Düğüne hem kısa, hem de çok güzel bir geçiş yaptılar. Damatlık Polat’a yakışmış ama o saç traşı hiç mi hiç gitmemiş. Yüzünü yusyuvarlak bir şekilde ortaya çıkartmış.

Yhaaa saçmalama be tabii ki mutlu olmalarını istemiyorum!

"Düğünümüz var dostlar!" diye heyecanlanmak isterdim ama bu kadar güvenlik arasında doğal olarak pek kolay olmuyor. Her türlü tedbiri aldılar ama bu sefer de düşmanlar teker teker kapıdan girdi. Hala deşifre olmadığını düşünen Martin de geldi. Her devrin adamı Hakkı da geldi. Hakkı’nın “Fehmi bey sonsuz mutluluklar diliyor” lafındaki sonsuz mutluluğun mesajını hepimiz almışızdır herhalde. Polat da aldı ama bu güzel günde takmak istemedi. Beran’ı düşmandan saymıyorum ama o da düşman gibi geldi. Değişik değişik pozları ondan bekliyorduk zaten. Polat’dan bir ayar yemeden kendine gelmez. Hakkı ile selamlaşmalarından da işkillendim doğrusu...

Kapıda başlayan ve içeride devam eden Deli Hüsnü Bey muhabbeti hepimizi gülümsetti. Hüsnü Bey’e de kader öyle bir güldü ki vallahi şanslı adam. Fakat esas eğlence Mete’nin gelişindeydi. Anneciği ile olan diyaloglarından da Akif’le göz göze gelişlerinden de inanılmaz keyif aldık. “Kolunda anneni taşırsan Türkiye’de giremeyeceğin yer yok” repliği çok dikkat çekiciydi. Anne hala tam bir sır kapısı. Bakalım ne zaman aydınlanacak.

Başbakan mı gelmiş? Oy mu istiyor?

Herkesi geçtim Başbakan bile geldi. O da çeyrek altın getirmemiş. Yine de getirdiği bir sürü güzel dileğiyle bu açığını kapatmasını bildi. Tam düğüne dalmış, gelenlerin verdiği tepkilere gülerken birden konu seçimlere, yeni anayasaya ve darbe anayasasının memleketin önünü tıkadığına gelince tabii ki insan önce bir şaşırıyor. 

Açık söyleyeyim siyasete bu kadar girilmesine başta kızdım. Fakat hemen sonra hata yaptığımı fark ettim. Kurtlar Vadisi Pusu’nun bu denli siyasetin içine girmesini hala istemiyorum ama her konuda fikrini açıkça ortaya koyarken iyi, güzel deyip de seçimle ilgili fikrini söylediğinde karşı çıkmak pek tutarlı bir davranış değil. Bu dizi Işid’i de yerden yere vurdu. Üstelik Işid’in en güçlü ve tehditkar olduğu dönemde bunu yapma cesaretini gösterdi. Katılırız, katılmayız ama geçmişten bugüne baktığımızda Kurtlar Vadisi’nin herhangi bir konuda fikir beyan etmesinden rahatsızlık duymak büyük haksızlık olur. Ben bunu yapmayacağım.

Gel bi dakka sadece konuşcaz senle..

“Martin’in Elif’i kandırma şeklini ağzı açık izleyen kaç kişiyiz?” adlı facebook grubumu yazı bitince açacağım arkadaşlar sabredin. Tereyağından kıl çekmek daha zordur. Elif’le masadan kalktıkları andan itibaren geçen her saniye ruhum daraldı. Senaryo ekibi son ana kadar işi gerilim dolu sürdürmeyi çok iyi başardı. Martin’in her şeyi hallettiğini düşündüğü anda Polat karşılarına çıkınca Fenerbahçe gol atmış kadar sevindim.

Bölümün başında evde kamera açıkken Polat ve Cahit’in, Martin ile ilgili sohbetleri hem şaşırtmış hem de kızdırmıştı. Polat’daki bu saflığı anlamak mümkün değildi. Saflık da değilmiş zaten. Geçen bölümün yazısına gelen yorumlardan birinde Polat’ın hastaneden çıkma sebebinin Erdem olduğu ve Martin’in bilgisayarının şifresini kırdığı tahmin edilmişti. Vallahi arkadaşı tebrik etmek lazım. Yüzde yüz isabetle tutturdu ve o andan itibaren bizim için keyif dolu dakikalar başladı. Bilen bilir, şiddet yanlısı değilim ama başkasının çocuğuna da yanaşmayacaksın arkadaş. Yanaşırsan, bedel vakti geldiğinde benim de keyiften yağlarım erir.

Dünyanın en temiz dayağı...

Martin, Polat’la golf oynamak istemişti ama burası Türkiye. Doğal olarak Polat Türk Golfü oynamak istedi. Normal golfde topun deliğe girmesini sağlamaya çalışırsın. Türk golfünde ise topun gireceği delikler açmaya çalışırsın. Tabii bunu insan üstünde yaparsın... Ben böyle temiz dayak yiyen adam görmedim. Resmen pekmezi aktı.

Fakat o bıçak darbesi hiç olmadı. Polat’ın bu kadar dikkatsiz davranması karakter özelliklerine aykırı bir durum. Umarım Diriliş ‘Ertuğrul’ dizisindeki gibi bıçak zehirli çıkmaz. O bıçak yarasını büyük olasılıkla bir yere bağlayacaklar ve Polat için zorlayıcı bir engel olacak. Zaten son bölümlerde habire bizimkileri deşiyorlar.

Polat yine Leyla’yı bekletti ama yine sözünü tuttu ve geldi. Köprüden geçişleri ve nikahı çok güzeldi. Herkes oradaydı. Polat’ı ve dahi herkesi mutlu görmek Kurtlar Vadisi Pusu’da pek alışık olmadığımız bir durum. O yüzden sahnenin alabildiğine tadını çıkartmaya çalıştım. Annem duymasın ama hani bir anlık da olsa benim bile evlenesim geldi. Bu bölüm şüphesiz pek çok hemcinsimin başını yaktı. Artık Polat Alemdar “Evlenmek isteyen adam bir haftada şak diye nikahı basıyor bak!” siteminin baş sorumlusudur. Erkeklik tarihi onu kolay kolay affetmeyecek.

Yol güzel ama doğru mu?

Yine de içimde bu evliliğe dair bir şüphe yok değil hani... Polat bu kış kısa süre arayla hem annesini hem de babasını kaybetti. Aile’ye çok değer veren biri olarak bir an boşlukta kaldı. Yapabileceği en mantıklı şey kendi ailesini kurmaktı ki Leyla da burada devreye girdi. Acaba anne ve babasını kaybedip o boşluğa düşmemiş olsa yine Leyla’ya teklif eder miydi? Bu soruyu buraya anti parantez not olarak bırakıyorum.

Elif’e değinmeden olmaz. Polat ve Leyla’dan daha fazla Elif’in mutluluğuyla mutlu oldum. Leyla’ya her fırsatta “anne” demesi içinde yıllardır birikmiş özlemin dışa vurumuydu. Duygulanmamak elde değil. Sıcacık bir ortam vardı. O kadar sıcaktı ki Mete Aymar bile alkışlamak zorunda kaldı. Fakat biz ailecek Timur’un alkışlamasına kahkahayı bastık.

Timur’un öyle bir alkışlama tarzı vardı ki sanki Leyla’yı o seviyordu da Polat elinden almış, Leyla da nikahına çağırmış gibi bir tavır içerisindeydi. Hoş, Timur’u bu bölüm, geçmiş bölümlere nazaran 10 kat daha fazla sevdik. Gariban gazetecinin makinesinin parasını ödemesi çok güzeldi. Adamsın Timur, hatta tarzsın ve hatta Nurella’nın deyimiyle “kuş uçtu beybi!”

Gelecek sezon kimlerin ölümüne sebep olacağım acaba? Çok heyecanlıyım.

Düğün hakkında daha başka ne söyleyebilirim bilmiyorum. Sadece Saf’iye’nin töreni evden izlemesine çok takıldım. Orada olmalı, en önde oturmalıydı. Kafamın basmadığı mantıklı bir nedeni yoksa, olabilecek kötü şeyler gereği orada duruyorsa bu hayli zorlama bir sahne halini alır. Umarım mantıklı bir nedeni vardır.

Son ana kadar bir olay çıkmasını bekledim ama çok şükür hiçbir şey olmadı. Keşke sezon finali bu bölümle bitseydi. Hem düğün vardı hem de Martin’in cenazesi vardı. Yeterdi artardı bile ama önümüzde son bir bölüm daha var ve niyeti her an bozabilecek, Hakkı’dan gazı almış Beran, ellerinin bağını camla kesmeye çalışan bir asistanımız ve dışarıda Martin’den işaret bekleyen Tilki var. Üstelik Polat da yaralı. Demem o ki bölüm her ne kadar güzel bitse de önümüzde stres dolu bir hafta daha var. Pazartesi kokular gelmeye başlar.

Kurtlar Vadisi Pusu’nun 262. Bölüm’ü de böyle güzel bir şekilde bitmiş oldu. Sezon finali 263. Bölüm’de görüşürüz.


BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 38
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 55
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 35
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 9
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 17
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER