Zehra sonunda aradığını buldu!
En karanlık anların hemen ardından gelir o göz kamaştırıcı aydınlıklar. Üçüncü kez kötü adamlar tarafından kaçırılan Zehra, bu sefer şeytanın bacağını kırdı, Kara Faruk'un kim olduğunu gördü.

Kertenkele son haftalarda artan aksiyon dozu ile göz dolduruyor. Bu hafta da bütün beklentilerimizi karşılayan, bomba gibi bir bölüm izledik. Geçtiğimiz hafta reytinglerde Survivor’un ardından ikinciliğe yükselen dizi bu hafta bir basamak gerileyerek kendine üçüncü sırada yer buldu. Artık sezon sonunun da yaklaşması itibariyle dizinin çok beklediğimiz çözümlemeleri teker teker gelmeye başladı.

Geçtiğimiz bölüm Kenan’ın, Kertenkele’yi cami önünde durdurup “her şeyi hatırlıyorum,” demesiyle bitmişti; bu bölüm de kaldığı yerden devam etti. Kenan gerçekten de olanları hatırlamış. Tam da geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi, hayatının kurtulmasından öte, Kertenkele’nin Ziya hoca olarak bunca zamandır Kenan’ı iyi yola sevk etmesi neticesinde duyduğu hürmet, Kenan’ı Kertenkele’ye daha çok bağladı. Kenan bundan sonra asla yalnız bırakmayacağını söylese de, bölümün ilerleyen dakikalarında Kertenkele’nin Sokrat ile olan probleminde aracı olmaması üzdü.

Kertenkele’nin sahte imam olduğunu bilmesine rağmen hoca demesini ise pek anlamlı bulmadım. Kenan gibi adamlar kandırılmayı pek sevmezler oysa ki. Ağız alışkanlığı olarak geciktirmesini pek sindiremedim.

Özür dilemek büyük bir erdemdir elbette. Dile Zehra, dile.

Azmi Bulut bu bölüm yine camiye musallat oldu; hem de bu sefer musalla taşının üzerinde! Çakal Cevher ile kurdukları kumpas oldukça iyiydi. Kertenkele’nin bunca aydır imamlık yapıp cenaze namazı kıldırmayı unutmasına şaşırdım; anlaşılan malikaneye geçeli evde derslerine pek çalışamıyor. Eskiden YouTube’dan sürekli izlerdi. Tabutun içinden Azmi hocanın sesini duyup, işkillenmemesi ise çok saçmaydı. Azmi hocayı sesinden tanıyıp, tabutu açıp rezil etmesini beklerdim ki niye dayanamadığını anlayamadığımız bir şekilde, Azmi Bulut tabuttan kendi fırladı. Bu sahnenin biraz aceleye geldiğini düşündüm nedense, daha iyi işlenebilirdi.

Geçen bölüm, hatırlarsınız, Kertenkele Kenan’a yakalanmadan evvel Zehra ile olan kamera görüntülerini silmeye gidiyordu. Meğer görüntüleri Sokrat’ın adamı silivermiş, Kertenkele yakalanmasın diye. Bunu duyunca bir anda safa bağlayıp sevindim, fakat tabii Sokrat amansız bir kötü adam olarak, bu iyiliği karşılıksız değil, şantaj için yapmış. Meğer Kertenkele’ye başka hırsızlıklar yaptırmak için kullanacakmış. Velhasıl, bölümün ilerleyen dakikalarında, Zehra’nın 180 derece döndükten sonra “biz kader birliği yaptık,” mottosuyla Kertenkele’yi takip ettiği, Kertenkele’nin de hiç olmayacak şekilde güpegündüz ev soyduğu sahnelerin müsebbibi Sokrat oldu. Uzunca bir aradan sonra tam doğru yolu bulmaya başlamışken Kertenkele’nin tekrar hırsızlığa başlaması bir tek bana mı ağır geliyor bilmiyorum. Hayır, o kadar başarılı bir hırsızsın, polis karakoluna filan girebiliyorsun, kimseye çaktırmadan çıkabiliyorsun… el yazmalarıyla falan uğraşacağına girsene Sokrat’ın evine, Sokrat’tan alsana görüntüleri. Ne gerek var hırsızlık yapmaya yani?

Zehra’yı Kertenkele’nin karısı sanan Sokrat daha çok dert açacak gibi ikilinin başına. Kenan’ı bir kere de konuşurken değil, iş üzerinde görmek isteriz. Sokrat’ın sesini kesmeli, Kertenkele’ye uzanan elini kırmalı.

Bu pardösüyü ve bu duruşu Matrix'teki Neo'ya bir ben mi benzetiyorum acaba?

Sera Tokdemir, Zehra Ziya hocanın aslında Kertenkele olduğunu öğrendiğinden beri başka bir boyutta oyunculuk sergiliyor. Bu bölümde de Zehra’nın ikilemleri ve bunalımları oldukça iyiydi. Önce Kertenkele’nin kendisini kurtardığını anlayıp özür diledi, sonra evde kalabileceğini söyledi—burada Kertenkele’nin “bir hırsızla aynı odada kalmayın,” diye laf sokması çok iyiydi. Görünen o ki, Zehra Kertenkele’nin Kara Faruk olduğunu itiraf etmesini aklından çıkaramıyor. Hepimizin gerçek sandığı o rüya da bunun sebebi belli ki. Kara Faruk Zehra’ya mesaj atınca—Kara Faruk’un numarasını nereden, nasıl aldı bilmiyorum, sanırım o rüya kısmına giriyor işin—derin bir oh çektim, sonunda malikanenin uzaklarında, görünmeyecekleri bir yerde buluşmayı akıl etmişlerdi. Biraz saçma, romantik bir buluşmaydı; özellikle yemek sahnesinde gülmekten yere düşecektim. Bundan birkaç yıl önce peçelerinin altından, üstünden makarna yemeye çalışan çarşaflı kadınların videoları dolanıyordu internette; direkt onu hatırladım. Yahu Kara Faruk yüzü tamamen maskeyle örtülü bir adam. Nasıl yemek yiyecek, nasıl şarap içecek? Maskesinin altını genişletip, oradan bardağı ağzına dayamaya çalıştığını getirdim gözlerimin önüne. Ayrıca o loş boğaz ışığında bile maskenin altından kendini gösteren yegâne şey pala bıyıktı. Zehra’nın yine ve yine Kara Faruk’u tanımamasına yanarken Zehra Kara Faruk’un maskesini çıkardığını gördü. Sonunda düğüm çözülüyor diye sevinmiştim ki, nefes nefese bir hâlde uyanıverdi Zehra. Neyse ki bu hevesimiz çok uzun süre kursağımızda kalmadı. Bölüm sonundaki (başka bir) kaçırma olayı neticesinde Zehra yine maskenin altından Kertenkele’nin çıktığını gördü. Kaçırma olayı demişken, nereden çıktığını anlayamadığım yeni bir kötü adam peyda oldu. Biz henüz Sokrat’ın efsane kötülüklerini sindirememişken, önce karakolun önünde gördüğümüz, sonra da malikanenin önünden Hale ve Zehra’nın peşine takılıp, iki kız kardeşi kaçıran bu yeni adam kim, nereden geldi (hapisten yeni çıktığını biliyoruz sadece), neden bizimkilerin peşinde, henüz anlayamadık. Muhtemelen Ünsal’ın haksız (?) yere hapse attığı bir suçlu ve öç almak istiyor. Fakat hikâyenin bu bölümünün çok kötü işlendiğini söylemeliyim.

Neyse ki Kara Faruk, ailemizin kahramanı, her derde deva bir şekilde yetişip kurtarıyor bizimkileri her seferinde. Neticesinde, umarım önümüzdeki bölüm Zehra artık Kara Faruk’un kim olduğunu anlamış olur da, bu bölüm gelen özrün ardından bir de gerçek aşkına kavuşmuş olmanın getirdiği buruk sevinci yaşarız hep beraber.

Şevket. Tek başına bir orduyu yok edebilir. Takım elbiselerini giydiğinde tam 24 Terminatör gücünde. Onun olduğu her yerde yıkım var.


Malikanenin yeni sakini Cansu abla ortalığı karıştırmaya başladı. Tülin ile takışması, soktuğu laflar hepimizin içinin yağlarını eritti ama Ekrem bey ayrı bir sevindi. Ekrem beyin Cansu’ya gösterdiği misafirperverliğin, Ziya hocanın ablası olması ile Cansu’dan hoşlanması arasında gidip gelmesi, efendime söyleyeyim, Ekrem beyin Cansu’yu kendi eliyle beslemesi filan beni biraz rahatsız etmedi değil. Cansu abla bölüm sonunda hiç de inandırıcı olmayan bir abartı ile evden ayrılacağını söylese de, ahalinin başına bir işler açmadan gitmeyecek gibi. Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi aranılan bir suçlu olduğundan şüpheleniyorum. Şevket hayatında bir kere işe yarayıp, bir otele yerleştirseydi keşke bu Cansu ablayı. Unutmadan, Tülin’in bu bölümdeki en iyi çıkışı Cansu’ya “olsa olsa sahte abladır,” demesiydi, bayıldım.

Namık’ın doğru yolda hızla ilerlemesi göz dolduruyor. Geçen bölümde nohut-pilav arabasıyla dolaşan Namık’ı, havaların ısınmasıyla bu bölümde dondurmacı olarak gördük. Yirmi beş bölüm boyunca oklavadan kurtulamayan Namık’ı Seval’e kur yaparken izlemenin tadı bambaşka gerçekten. Bu bölüm bir de özellikle Maraş dondurmacısı edasıyla Kenan’ı oynatması bölümün en komik sahnelerinden birini ortaya çıkarmış, çok keyifliydi. Sonunda Kenan tabancayı çekecek, dondurmayı vuracak dedim ama Namık tabancayı görür görmez apar topar verdi tabii dondurmayı. Hiçbir işe yaramayan Şevket burada da bir işe yaramadı ve dondurmayı Kenan’ın üzerine döktü. Gerçekten de, Şenbak’ın dediği gibi, Şenbak şu Şevket’i bir vursa da hepimiz rahatlasak yahu.

Kenan, Ünsal’ı ziyaret edip ifadesini değiştirtmek istediğinde çok korktum. Gerçekten de, Kenan’ın deli raporu var ve muhtemelen ifadesini değiştirtmesi için yeni bir rapor alması gerekiyor. Öte yandan, adamın aklının her an gidebilecek olması çok korkutucu. Sezon sonunda aklı tamamen gitse de, yine Kertenkele’yi düşman bellese hiç şaşırmam; zira dizinin uzaması gerek. Ama oldukça soğurum sanırım. İyi yapımların en büyük dezavantajı bu işte. Çıtayı yüksek tutmak çok zor, kaliteyi bozmak ise çok kolay.

Gelecek bölümde artık Zehra Kara Faruk’un Kertenkele olduğuna inanmazsa kendimi vuracağım. Ya da kara maske giyip üzerinden makarna yemeye de çalışabilirim. Hangisi daha çok azap verir bilmiyorum. Yeni kötü adam kim, bizimkileri neden kaçırmış, açıkçası hiç merak etmiyorum. Sokrat gibi güçlü bir karakter varken yeni bir kötü adama yer yoktu dizide. Bu bölümdeki kaçırma sahnesi hiç olmamış gibi yapabiliriz biz. Bu sahneler hiç yaşanmadı, o kötü adam hapisten hiç çıkmadı varsayalım, olmaz mı?

Önümüzdeki hafta daha da heyecanlı bir bölümle karşılaşacağımızı düşünüyorum. Sezon sonuna yaklaşırken, hız iyice artacak gibi. Mutlu bir hafta geçirmeniz dileğiyle, esen kalın.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER