Doğru kodese git ve başlangıç noktasından geçme
Monopoly'den hatırlarız, başlangıca dönersin ama para alamazsın. Bu bölüm de böyle yıkıcı oldu işte Frank için...

Sezonun sonuna yaklaşırken hâlâ hiçbir şeyin çözüme kavuşmamış olması bir tek beni mi rahatsız ediyor? Geçen bölüm oldukça dramatik, şok üzerine şok yaratan sahnelerin ardından bu bölüm biraz daha sakin geçse de, saç baş yoldurduğunu söylemeden edemeyeceğim. Onuncu bölüm, aynı dokuzuncu bölüm gibi Frank’ın George W. Bush ceketiyle yaptığı seçim çalışmalarıyla başladı. Fakat bu sefer eski bir polis emeklisinin yıllardır hepimizin sorduğu ve bir türlü cevabını bulamadığı bir soruyu sorduğunu gördük; “Amerika’nın Orta Doğu’da ne işi var? Bunun Amerikan ulusal güvenliğiyle ne alakası var?” Frank’ın bu soruyla köşeye sıkışmasını, saçma bir cevap vermesini beklerdim fakat onu bile yapmadı! Gayet yüzsüzce, sadece görevin öneminden bahsetti. Hemen ardından gelen soruyu da “devlet sırrı” maskesiyle geçiştirirken arkada çalan müzik çok manidardı. Zavallı politikacılar, halka doğruları söyleyemiyorlar bile, elleri kolları bağlı! Hatta Frank’ın dediğine göre başkanlık çoğu zaman sadece bir tercih illüzyonu.

2016 seçim kampanyası tüm hızıyla ve o iğrenç ceketle devam ediyor!

Biricik Doug’umuzu yapayalnız, tek başına görmek ne kadar üzücüydü. Abisinin çocuklarıyla yaptığı telefon konuşmasını dinlerkenki duruşu yüreğimden parça kopardı. Rachel Doug’un içindeki meleği görebilseydi, Doug’un ona ne kadar aşık olduğunu anlayabilseydi belki de şimdi onların da bir bebeği olacaktı! Hayat ne acımasız, ve kaçan ne kadar çok fırsat var, ve yaşanmışlıklar ne kadar da ağır çöküyor insanın üzerine! Remy ile Jackie arasında geçen bölüm yaşanan yakınlaşmanın sonucunda, gördük ki, Jackie de hiç de boş değilmiş Remy’ye karşı. Belki başka bir zamanda, belki başka bir hayatta…

Orta Doğulular Amerika'yı dansöz gibi oynatıyor

Ürdün Vadisi cephesinde asla durulmayan çekişmeler devam ederken güya süper güç Frank’ın elinin kolunun nasıl İsrail tarafından bağlandığını görüyoruz. Komplo teorilerine taş çıkartırcasına, dizi İsrail’in ABD’yi parmağında oynattığını gösteriyor. İşin özü, her partiyi mutlu tutmak ve ortak bir noktada birleştirmek gayesi güden ABD’nin sonunda kimseyi memnun edememesini izliyoruz. Tabii yerel para babalarıyla, kumarhane baronlarıyla aşık atmaya benzemiyor İsrail ve Rusya ile uğraşmak. Frank başkanlığa gelerek önemli bir sınıf atladı ama yetileri henüz bu makamın hakkını verecek düzeyde değil gibi duruyor. Velhasıl, Jackie de ilk defa şüphe duyuyor Frank’tan. Frank da bu çaresizlikten huzursuz olmuş olacak ki, gerçek bir dünya lideri olan Petrov’un, “uçağı da uçururum, yardımı da gönderirim,” çıkışıyla göğüs göğüse çarpışmak için Ürdün Vadisi’nde bir buluşma teklif ediyor. Frank bu oyunu başından beri bir poker maçı edasıyla oynuyor. Kaybetmeye yaklaştığını hissettiği her an kozu büyüterek blöfünü kuvvetlendiriyor. Mevcut durumda başarması imkansızlaştıkça oyunu bir sonraki tehlikeli safhaya geçirmekten geri durmuyor. Ve fakat bu bölüm bozguna uğradığına şahit olduk.

Prensesim, kıymetlim Claire şu kifayetsiz yazar müsvettesi Tom’a çemkirdikçe içimin yağları eriyor doğrusu. Politikayı hiç beceremese de, bazen insan sarraflığını iyi beceriyor. Meğer Tom bizi kaç bölümdür kandırmış. Arkadaşının pazarladığı “hayat kadını” Tom’muş. Güya para için bu işi yapıyormuş—sonra insanların hikâyeleri ilgisini çekmeye başlamışmış, sonra bağımlı olmuşmuş. Claire’nin sezgileri de epey kuvvetli; bölümün sonunda işinden, pozisyonundan olacağını daha en başta Frank’a diplomatik çözüm önerirkenden biliyordu. Bu noktaya beraber gelmiş olmalarına rağmen tek bir başkan olduğu gerçeğiyle tekrar yüzleşmek Claire’nin moralini çok bozdu. Evlilik tazeleme töreninden beri belki de ilk defa bu kadar karşı karşıya geldi ikili. Ve fakat Claire’nin bunları sürekli içine atması hiç iyi olmuyor. Frank’ın egosuyla hesaplaşması mümkün olmayınca içi içini yiyor. O hâlde de ne yapacağını bilemiyor. Tıynetsiz Tom, yazar olmanın getirdiği yılansı anlatım diliyle Claire’yi sokuverdi işte, kanına giriverdi. Claire’nin, Frank’ın onun hakkındaki düşüncelerini öğrenmesi oldukça hoşuma gitti oysa ki. Umarım bu durum Claire’nin Frank’ın değerini ve sadakatini tekrar anlamasıyla sonuçlanır. Frank’ın dediği gibi, kendisi Claire’yi çok da hak etmiyor; ama Claire’yi en çok hak eden kişi de Frank! Bölüm sonunda Claire’nin istifa edeceğini söylediğinde yüzünde beliren hayal kırıklığı umarım kalıcı olmaz. Ardından Frank’a destek vermek için saç şeklini ve rengini seçerken ne kadar da mutsuz görünüyordu…

23 Nisan'da başbakanlık koltuğuna oturan çocuk gibi girmiş üniformanın içine yahu.

Bu arada Frank takım elbise içinde ne kadar tıknaz ve şekilsiz duruyorsa, askerî üniforma içerisinde de o kadar şekilsiz duruyor. Zaten Petrov’un da bununla dalga geçmesi durumun vehametini ortaya koyuyor. Tabii ki gerçek bir dünya lideri en zorlu koşullarda eğitim görmüş olmalı. Petrov da KGB’de çalışırken (Putin’in de eski bir KGB ajanı olduğu malumunuz) 6 ay Afganistan’da kalmış olduğunu öğreniyoruz. Frank’ı ezmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan Petrov bunu da üzerine basa basa söylüyor. Petrov’un üst üste laf çakması ise tadına doyulmaz bir seyir oldu benim için. Geçen bölümde Claire’yi nasıl kandırdıklarını da itiraf etti Petrov. Gerçekten o anda Frank’ın yerinde olmak istemezdim. Claire’ye güvenmemeliydi. Bu noktada Frank’a iyilik yaptığını söyledi Petrov fakat bunun da bir oyun olduğu aşikardı. Ne olursa olsun Claire çok güçlü bir figür ve Frank’ın yanında durdukça Frank’ın gücüne güç katıyor. Bir takım hatalar yapmış olması, genelde etkili bir oyuncu olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Velhasıl Petrov Claire’yi oyunun dışında istiyor.

Frank Petrov'un ağır şartlarının altında böyle ezildi.

Çakma dünya lideri Frank’ın, gerçek dünya lideri Petrov’un bütün isteklerini harfiyen kabul etmesi ne kadar acı! Sahi, bu Ürdün Vadisi’ne barış gücü gönderme mevzusu nereden çıkmıştı, hatırlayan var mı? ABD’deki seçimleri baltalamasın diye koskoca bir sezondur izlediğimiz (ama anlam veremediğimiz) Ürdün Vadisi mevzusunu resmen kapattı Frank, bütün yaptığı şeyleri geri alarak, Claire’yi elçilikten alarak… Yani sanki bu bir bilgisayar programı ve sanki biri en başa kadar Undo yaptı. Son tahlilde elimizde kalan tek şey Frank’ın 2016 adaylığı, inanabiliyor musunuz? Resmen bir sezonu boşuna izledik.

Türk insanı olarak, belki de üçüncü dünya ülkesi olmanın verdiği eziklikle, yabancı yapımlarda ne zaman bizden bahsedilse hemen heyecanlanırız. Bu bölümde de dışa bağımlılığımızın sembollerinden İzmir’deki Amerikan hava üssü meze edildi Amerika ile Rusya arasındaki pazarlıklara. Ülkesinde yabancı bir ülkenin askerî üssü bulunan biri olarak, heyecanım hemen söndü tabii.

Bu kızcağız için Cat Stevens'tan gelsin: Lisa, Lisa, sad Lisa, Lisa...

Al yanaklı köylü kızı Lisa’nın gözyaşlarına kurban olayım. Hikâyenin öteki tarafında, geçtiğimiz bölüm Rachel’ın öldüğünü Doug’a ispatlayan Gavin pasaportunu da cebine koymuş belli ki. Lisa’ya son bir kez güle güle demek için uğradığında bütün gerçekleri bir bir söylemesiyle, cesaretiyle takdirimi kazandı. Lisa ise belki de Rachel’dan sonra ilk defa birine bu kadar yakınlık duymuş olmasına rağmen, yine aldatıldı. Ne yazık, hayat hep iyi niyetlileri vuruyor.

Amerikan demokrasisi, halkın adayın eşinin saç rengine göre oy verdiği, biz zavallı ölümlülerin anlayamayacağı kadar derin bir demokrasidir.


Claire’yi Birleşmiş Milletler Büyükelçiliği görevinden istifa ettikten sonra Frank’ın seçim kampanyasına destek vermek için hazırlık yaparken gördük bölümün sonunda. Bu bağlamda gelecek bölüm bol bol seçim propagandası ve adaylar arasında bir yarış izleyeceğimizi söyleyebiliriz. On birinci bölümü heyecanla bekliyorum desem yalan söylemiş olurum; bu bölüm yaşanan kayıplar ve hayal kırıklıklarıyla epey bir kredi kaybetti dizi. Umarım önümüzdeki bölüm biraz daha kuvvetli bir Underwood çifti izleriz. Gelecek hafta buluşmak üzere, hoşça kalın.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER