Ne avı Şevket abi?
Fatih Doğan, Hicabi karakteriyle efsanevi bir portre çiziyor dizide. Şevket Cevher için "ava giden avlanır," dediğinde bu cevabı ancak Hicabi verebilirdi!

Bir Kertenkele bölümünün ardından daha kalplerde hüzün, elimizde kırık aşkların avuntularıyla başbaşa kaldık. Survivor ve Güllerin Savaşı’nın ardından üçüncüydü bu hafta Kertenkele reytinglerde. On bölümdür görmediğimiz ve hiç özlemediğimiz gam yükü ise Kertenkele’nin bölüm içi reytinglerinde birinci sıradaydı adeta. Bu bölümdeki ağlak sahnelerin toplamı herhalde geçtiğimiz 23 bölümün toplamından fazlaydı. Nereden çıktığı bilinmeyen fakat sonucu gayet açık olan, Selin’in yurtdışına gitme mevzusu ile birlikte sırasıyla Selin Levent’e, Levent Selin’e, Levent Kenan’a, Levent abisine, Selin Zehra’ya, Zehra dedesine ağladı. Melis dedesine, Hale hem dedesine hem Zehra’ya, sonra yıne Levent Selin’e ağladı. Daha saymadığım minör somurtmalar ve acındırmalar ile öyle bir hal aldı ki dizi bu bölüm, komedi dizisi mi seyrediyoruz, üçüncü sınıf aile dramı mı seyrediyoruz bilemedim.

Gelelim bölüm içindeki olaylara. Ne olursa olsun diyalog ve esprileri iyileşiyor dizinin. Kertenkele’nin nezarethanede Azmi hocayla karşılaşması esnasında belki de bu bölümün en komik anlarını yaşadık. Evvela Azmi hocaya din dersi edasıyla “Allah bozacağı şeyi neden yazsın,” dedi Kertenkele, ki Azmi hoca bildiğiniz “cevab veremedi.” Daha sonra ortama Tonguç’un katılmasıyla etraf daha bir şenlendi. Selahattin Taşdöğen adeta yaşıyor Azmi Bulut’u. Bu kısımda en beğendiğim durum Tonguç’un meczup lafını duyunca “salarım vallahi üzerine,” demesiydi. Kertenkele’nin nezarethaneden salıverilmesi akabinde fuhuş mevzusuna verdiği tepki, Azmi hocanın kaş göz işaretleri derken bölüme iyi bir giriş yapacağımızı düşünmüştüm. Bu arada Azmi hocanın içeriden nasıl çıktığını anlayamadık. Bir yanlış anlaşılma olmuş, düzeltilmiş, ama beş dakika önce Kertenkele içeriden çıkarken geri tıkılan Azmi hocanın aynen çıkmasını çok garipsedim. Hatta tuvalette görünce dalga geçiyor sandım. Neyse, içeri girmek Azmi hocaya yaramış olacak ki, bu sefer cenaze arabasından yırttı. Şu adama bir kez daha cenaze arabası çarparsa kuklasını yapıp, benzin döküp yakacağım ATV binasının önünde.

Bu nasıl bir karakterdir yahu. Selahattin Taşdöğen fav <3

Bu arada geçtiğimiz bölümde de olan, canımı epey sıkan bir mevzu var. Nepotizm, eş dost kayırma, dizide hat safhada gerçekleşiyor. Geçtiğimiz bölüm aşırı hız yapan Ekrem bey suçlu olduğu halde Ünsal’a çıkışıp, ifade bile vermeden çekip gitmişti karakoldan. Bu bölümde de Ünsal’ın Zehra’dan aldığı telefon üzerine “hemen ilgilenirim, ne gerekiyorsa yaparım,” kafasına gelmesi beni epey rahatsız etti. Sırf komiser yakını diye bu insanlar kayırılıp, özel muamele mi görecekler? Yani bu durumun memleket nezdindeki her kurumda aşağı yukarı böyle olduğunu biliyoruz ama en azından dizilerde yüzleşmesek iyi olurdu.

Selin’in sırf vakit geçirmek için bu bölüme eklenmiş İtalya’ya gitme macerası saç baş yoldurdu. Bu bölümü de televizyonda izledim lakin yine YouTube’daki 2x hatta 4x tuşunu aradı gözlerim. Neymiş, hanımefendinin ailesi de İtalya’da yaşıyormuş. Biz de yedik, 24 bölümdür ilk defa duyduğumuz bu durumu. Selin’in bu durumdan bahsedişi o kadar eğretiydi ki, ödevini yapmadığı için bahane üretip “anneannem öldü,” diyen lise öğrencisinden farksızdı. Velhasıl dizide görmeyi beklediğimiz şey, hayaller komiklikler, şakalar iken gerçekte olan zır zır ağlama oldu. Gözyaşları şelale oldu. Bir de bu ağlak sahnelere eşlik eden müzikler ile iyice Gülümcan’a bağladık. Umarım önümüzdeki bölümlerde böyle şeyler görmeyiz. Bu kadar dram dizinin varoluş amacına ters.

Kertenkele imamlığı sevmeye başlıyor gibi gözüküyor. Özellikle Hicabi’nin soruları ile kendisini gerçek bir alimmiş gibi hissettiği açık. Adem ve Havva ile ilgili aşk ve arama üzerine verdiği cevap yine iyi yazılan metinler arasındaydı.

Geçtiğimiz bölümde Semih bir su sıçratma hevesiyle Betül’e yazayazmıştı. Bu bölüm de Kertenkele’nin inadına devam etti Betül’e yazmaya. Yalnız yine senaryo yerini bulsun (adet yerini bulsun’un dizi karşılığı bu) diye hasta bir çocuk ve annesi ile karşılaşma tesadüfünü tam sindirmişken, bir de kan grubunun aynı olması beni benden aldı. Semih bu şansla İddaa oynasa tek kuponda 500 bin TL tutturur. Hani böyle durumlarda Allah yardım etti denir de, bu kemiksize de etmese iyiydi. Bu arada bir kaç bölümdür dikkatimi çeken bir şey var. Betüle kalem topuklu ayakkabı hiç yakışmıyor. Yakışmadığı gibi Arnavut kaldırımlı taş sokakta çocuklarla top oynarken bu ayakkabılarla yürümeye çalışmasına acıdım. Betül’e tarzına daha uygun, daha şık ve daha düz bir topuklu ayakkabı öneriyorum. Hazır tarzdan konu açılmışken yatağa bile mini etekle giren Tülin’e de daha rahat, ipek bir gecelik önereyim. Gerçi önceki bölümlerde bir vişne çürüğü geceliği vardı ama?

Unutmadan söyleyeyim, Kertenkele geçen bölümde bu Semih’i iki kere tehdit etmişti, “bir daha seni Betül’ün etrafında görürsem,” diye. Bu bölümde artık döver diye bekliyordum (ne de olsa geçen bölümden bir asabilik vardı) ama dövmedi. Boşa sallamak, tehditler, Kertenkele’ye yakışmıyor. Bir kaşını patlatsa yeterdi. Ayrıca Betül’ü tavlamayı aklına koyan Semih’e, İlber Ortaylı edasıyla sesleniyorum burdan, “Betül’ü tavlayacakmış, b*k tavlarsın!”

Bölümün en beklenen olayı Zehra’nın hamileliği mevzusuydu ve bunun da sahte olacağı belliydi. Lakin bu yalanın, Tülin’in hafiyeliği üzerine geleceğini tahmin etmemiştim. Zehra’nın “biz kamerayı gördük ondan öyle davrandık,” demesini kimse yememişken bir an çok sevinmiştim, dizide gerçek hayatta normal insanların vereceği tepkiler veriliyor diye, ki Zehra bu yalanı yumurtlayıverdi. Anında nasıl herkes ikna oldu hamile olduğuna, anlayabilmek imkansız gerçekten. Velhasıl aklı başında her Türk vatandaşı o kamera kaydını izledikten sonra doktor raporu isterdi Zehra’dan. Yalanı yalanla örtmek diye bir şey vardır. Yalnız bir kere yalan söyledi mi biri, onu kurtarmak için ufak ya da eşit bir yalan yetmez, mutlaka daha büyük bir yalan söylemek gerekir. İşte evlilik yalanı ortaya çıkınca Zehra da bunu örtmek için çok daha büyük bir yalan söylüyor. Belli ki, büyük ustalarla çalışmış gençliğinde, yalanı iyi öğrenmiş. Bu haber üzerine Ekrem bey önce Tülin’i, sonra eşinin gerdanlığını Zehra’ya hediye etmeye kalkınca kıskanan Hale’yi uzaklaştırdı evden. Bu noktada Hale’ye hak vermemek elde değil. Belki de bu bölüm boyunca yerinde olan, olması gereken tek duygusallık bu sahnedeydi. Gerdanlık demişken, Ekrem bey gerdanlık için “anneannenin,” dedi ama herhalde anneanne Kösem Sultan falan (yaş da tutuyor). Yok böyle bir gerdanlık yani, avize taşlarını söküp boynuna takmış görgüsüz.

 Öyle başta kazanır gibi olursun, sonra donuna kadar alırlar elinden.

Velhasıl, ikide bir “biz büyük bir aileyiz,” diye yerinden zıplayan Ekrem beyin herkesi evden kovmasına anlam veremedim. Melis’in gözyaşlarına dayanamayıp 40 yıllık oğlunu geri çağırmamış olsa kumarhaneden kurtulmak için hangi yüzle arayıp yardım isteyecekti Ferruh’tan merak ediyorum. Koskoca gayrimenkul zengini, aile büyüğü Ekrem beye yakışmıyor böyle fevri, ucuz davranışlar. Kumarhane demişken, Şevket bu belaya sonunda Ekrem beyi de bulaştırdı. İlk üç deliliklerini ben de destekledim ama bu biraz bardaktan taştı gördüğümüz üzere. Bu Şevket ne zaman adam olacak merak ediyorum. Özünde çok iyi biri ama şu kumar belasından kurtulması gerek. Bu arada kumarhane önceki bölümlerde izlediğimiz, hani Şenbak’ı ilk defa gördüğümüz kumarhanenin aynısıydı. Polis basınca el değiştirmiş herhalde (!) ki artık yeni sahipleri vardı. Koskoca İstanbul’da başka kumarhane kalmadıysa demek ki, koca şehrin bütün kumar alemi orada dönüyor. Polis basmaktan, mafya aynı yere yenisini açmaktan bıkmadı. Kertenkele bu bölümde verdiği sözleri tutmuyor demiştim Semih’i boş boş tehdit ederken. Aynı dertten Kara Faruk da muzdarip. Herhalde bir onuncu kez “beni bir daha görmeyeceksin Zehra,” dedi. Adam sesini bile değiştirmiyor, Betül bir duyduğu sesi ikinci duyduğu anda kim olduğunu anlarken Zehra’nın Kara Faruk ve Ziya ile bu kadar muhabbet ettikten sonra ikisinin de aynı kişi olduğunu anlamaması nasıl bir basiretsizlik bilemiyorum. Hele maskenin altında yüzün yeri kalanından bağımsızlığını ilan eden bıyıkları tanımamak mümkün değil. Zehra bir bak bakalım etrafında hiç öyle pala bıyıklı biri var mı başka? Tam “bu sefer de tanışamadılar, geçti gitti,” diye dizlerimi dövüyordum ki, bölüm sonunda efsanevi bir şekilde Kertenkele’nin paltosunun cebinde maskeyi buldu Zehra. Yine anlamsız bir şekilde “sizi tanımasam Kara Faruk olduğunuza inanacağım,” diye zırvalarken yapıştırdı Kertenkele cevabı ve “maske benim,” dedi. Ey Zehra, tanımıyorsun işte yahu. Sanki adam sarrafıymışsın gibi. Otuz kere gördüğün iki farklı karakterin aynı kişi olduğunu anlayamıyorsun, ne tanıması? Kara Faruk’un ilk ortaya çıktığı bölümden beri (ki herhalde bir onsekiz-yirmi bölüm oldu) bu anı bekliyorduk bütün Kertenkele izleyenleri olarak. Ve fakat daha romantik olacağını hayal etmiştim ben hep. Belki de böyle düz ve ansızın olması daha hayırlı olacaktır Zehra açısından. Bu noktada dizinin ilerlememesine o kadar alıştım ki artık önümüzdeki bölüm Kertenkele’nin “deeermişiiiiiim,” diye lafa devam edip, işi şakaya vuracağından ve daha büyük bir yalanla tekrar üstünü kapamaya çalışacağından korkuyorum. Ne olur öyle olmasın! İlk sezonun sonuna yaklaşırken artık bir hareketlenme görmeyi hak ediyoruz. Zehra bazı gerçeklerin farkına varmalı artık.

Şevket diyordum. Çakal Cevher’e sen o işi bana bırak dedikten sonra Hicabi’yi kandıracağını, aradan da komisyon alacağını düşündüm ve bir on dakika bunun stresiyle yaşadım sırf. Neyse ki Şevket sonra gönüllere su serpti de “sen Ziya hocanın dediğinden şaşma,” dedi Hicabi’ye. Ava giden avlanır elbette ama avcıyı avlayacağım diye elinden bir kaza çıkmasından korkuyorum Şevket’in; Ekrem beyi kumarhaneye tutsak eden Hicabi’ye ne yapmaz! Bu arada merak ediyorum, Şevket Ekrem beyin şoförü olmaya devam edebilecek mi?

Şevkeeet Şevket. Ah Şevket. Şemsiyeyle durduğu gibi durmuyor ki, akşamları içindeki Mr. Hyde ortaya çıkıveriyor, hop kumarhanede!

Selin’in çakma İtalya işi üzerine Levent’in bu mevsimde deniz kenarına sofra hazırla(t)ması güzel bir jestti, lakin İtalya işi yalan olmasa bile tuvaletten çıkamayacağı için görüşmeye gidemezdi herhalde Selin. Bu noktada Sezgin ve ailesinin diziye iyi adapte olduğunu belirtmeliyim. Levent’in ailesi olarak sıcak bir yüz kattılar. Bazen Hayri ve Gülten’in didişmeleri fazla uzuyor olsa da artık alıştığımızdan mı bilmiyorum, iyi geliyor. Akşam yemeğinin başında Levent’in aşkından bahsettiği an yüreğinizi dağlamadı mı sizin de? Yahu kızcağız zaten geberiyor üzüntüsünden, ihtiyacı olan biraz güler yüz ile eğlenceli bir akşamdı; böyle ağır romantik dram değil. Erkekler, siz siz olun böyle durumlarda karşınızdaki kadına böyle şeyler anlatıp psikolojisiyle oynamayın. Böyle başarıya ulaşmanız imkansız, test edildi onaylandı. Bu arada tabii Selin’in İtalya işini bozanın Kenan ve adamları olduğunu da öğrendik. Yalnız ne ara İtalya’ya gittiler, işin sahibini hangi gökdelenden atacaklardı, yok eğer burada yaptılarsa ve adam da eğer İstanbul’daymışsa Selin’i neden görüşmeye İtalya’ya çağırdılar da burada görüşmediler, yoksa sadece telefonda tehdit etmekle oluyor mu bu işler, bir sürü soru var kafamda. Lakin bütün bunlar Kenan, Namık ve Şenbak’ı (bu ismin bir hikayesi var, lakin insider joke tadında yaşanıyor sanırım dizi ekibi içerisinde, henüz öğrenemedik) izlemenin keyfine mani değildi. Kertenkele hem konu hem de oyuncu kadrosu açısından çok iyi ve çok şanslı bir yapım, bunu her defasında dile getiriyorum. Yıldırım Memişoğlu, Emre Melemez ve Erkan Tura da oynadıkları karakterler ve oyunculuklarıyla dizinin ağır temposuna renk katan isimler. Başrol oyuncularının bile vasatlıktan kurtulamadığı dizilerin yanında bu kadar zengin ve başarılı bir kadroyla iş yapmak herkese nasip olmaz. İki üç bölümdür Şenbak ve Melis arasında bir şeyler olacak gibi izlenimler alıyoruz ve fakat bunun önüne Semih - Betül elektriği girmiş gibi duruyor. Kedi lobisinden bu elektrik konusunda da yardım dilerken, Dilşad Şimşek’i de artık kendi hikayesiyle izlemek istiyoruz dizide.

Önümüzdeki bölüm ne olur “deeermişim” esprisiyle başlamasın. Zehra artık Kara Faruk’un Ziya hoca olduğunu anlasın. Hemen aralarında bir aşk olsun demiyorum ama en azından emarelerini görelim. Kertenkele Semih’i bir güzel benzetsin, Selin aşklarının ilk hediyesi olarak Levent’e “Güzel Türkçemiz” kursu hediye etsin, Betül abisinin en azından Kara Faruk olduğunu öğrensin. Tülin’e de haksızlık edilmesin artık yahu, yazık kadıncağıza. Kötü karakter diye de bu kadar yüklenilmez ki, onun da canı var?

Gelecek hafta Cumartesi akşamlarını şenlendiren başka bir Kertenkele bölümünün ardından görüşmek üzere efendim, esen kalın!

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER