Kaşık kaşık wasabi, Kertenkele bugünlerde çok asabi
Doğal ortamında Kertenkele her gün en az iki tıynetsiz adamı haklar.
Geçen hafta heyecanı dorukta, hevesleri kursakta bırakan Kertenkele bu hafta yer yer yüzleri güldürse de bölüm sonundaki fiyasko ile hayal kırıklığı yarattı. Reytinglerde ufak bir farkla dördüncü gelen dizide görmeye alıştığımız bütün öğeler yerli yerinde olmasına rağmen gerek Kertenkele-Zehra ekseninde, gerekse Kertenkele’nin kendi hikayesi ekseninde gerçekleşmeyen olaylar tadımızı kaçırdı.

Geçen bölümü Zehra’nın Kertenkele’yi odada giyinirken yakalaması ve dövmeyi görmesi ile noktalamıştık. Bu noktada Zehra’nın eniştesinin peşinde olduğu Kertenkele ile bir bağ kurması gerektiğini düşünüyorduk hepimiz. Lakin duygusuz, mızmız bir kız çocuğu karakteri çizen Zehra’dan bunu beklemek fazla mı olurdu diyorum ama, resmi IQ testlerinde 60 puanın üzerinde alan herkesin kurabileceği bir bağdı bu. Ardından gelen muhtaç çocuk hikayesine inanması ise kombo oldu.

Bunun tam üzerine Ünsal’ın “senin dine saygın yok mu,” takiyyesi ise dizinin ilk on dakikasında bardağı taşıran son damla oldu. Bu cümle o kadar saçma ki hakkında ne yazsam bilemedim. Hani bir hocanın “hakemlik yapması”nı kabul edelim —ki Zehra’nın dediği gibi arabuluculuk çok daha doğru bir kelime olurdu— fakat bunun dine olan saygı veya saygısızlıkla olan ilgisini çözen varsa beri gelsin, yorumlarda belirtsin. Bu kadar ince konularda biraz daha dikkatli davranılmalı diye düşünüyorum. Öte yandan bu malikâne kapıları kale kapısı gibi herhalde, ses mes geçirmiyor. Yahu 15 cm arayla dört kişi konuşuyor ve birbirlerini duymuyorlar, inanılır gibi değil.

Bu malikâne sahnesini kurtaran tek şey, Ekrem beyin “her tarafı kötü kadın” lafıydı.

Bu bavulların küçüğünün Kertenkele'ye ait olduğunu düşünüyordum, çünkü hep öyle olur. Meğer canavar Zehra iki bavulu da kendi eşyalarıyla doldurmuş!

Geçen yazımda Cevher’in Hicabi’nin arsasına beleşe konmak istemesi üzerine “Hicabi’yi yedirtmeyiz” demiştim. Velhasıl çakal Cevher’in Hicabi’ye pusu kurduğu anda Kertenkele’nin yetişmesiyle gönüllere su serpildi. Bölümün ilerleyen dakikalarında Kertenkele’nin Hicabi’yi tekrar uyarması ve hiçbir şey imzalama demesi tekrar mest etti bizi. Lakin Hicabi’nin bu saflığıyla olası bir kaza beni hâlâ korkutmuyor değil. Dizinin en ulvî karakteri Hicabi bu arsayı kaptırırsa o çakal Cevher’in evlerine ateşler salınsın, Allah bir şey olmayı nasip etmesin.

Zehra’yla ilgili bir başka problem de Semih’ten defalarca özür dilemesi oldu bu bölüm. Bölümün başında ne güzel “kardeşim gibisin,” diyerek friendzone’lemişti Semih’i, haddini bildirmişti. Semih’in hakkı da buydu, Zehra’nın burada yufka yüreklilik edip geri çark etmesi moralleri bozdu.

Azmi Bulut’un fuhuş yüzünden hapse düşmesi, Ekrem bey çıkarken çıkamaması filan hasretle beklediğimiz gelişmelerdi. Coyote Azmi’nin cenaze arabasından kurtulmasını havai fişeklerle kutladık evde. Camiye ulaşmak için her yolu deneyen Azmi hocanın artık tek kurtuluşu tünel kazmak. Yakın zamanda camiye yer altından tünel kazarak ulaşmaya çalışacağını düşünüyorum :)

Betül’ün çizdiği karakterin hayata dair her konuda tepkili olması çok tekdüze kalıyor. Müberra’nın saçma sapan bir şekilde kızı evlendirmeye çalışması Show TV’deki korkunç dizi Asla Vazgeçmem’de geçtiğimiz haftalarda yaşanan iğrenç hikayeyi getirdi aklıma. 2015 yılında özellikle televizyonda görmek istemediğimiz hikayeler bunlar, çapsız ailelerin, evde kalmasından hoşnutsuz oldukları kızlarını kızın rızası olmadan zorla, görücü usulü evlendirmek istemeleri. Betül buradaki serzenişlerinde, Kertenkele ise oğlanın ağzıyla burnunu yer değiştirtmesiyle sonuna kadar haklıydı. Belirtmeden geçemeyeceğim; Timur Acar’ın, “bir pislik seziyorum” anlamına gelen, bir şahin gibi çattığı kaşları ortalığı yakıyor. Kadir İnanır’ın üç numaralı bakışı bir, Timur Acar’ın “bir pislik seziyorum” bakışı iki, o derece. Neyse, Betül diyorduk. Bu bölüm Semih’in Betül’ü ard arda ıslatması üzerine Betül’ün hep aynı tepkilerle—ki kendisi bu tepkileri ikinci bölümden itibaren Kertenkele’ye de göstermekteydi—karşılık vermesi biraz sıktı. Ne istediği belli değil, hem özür kabul etmiyor hem de vır vır konuşmaya devam ediyor. Yahu ya özrü kabul et, ya da muhattap olma. Kes at. Neyi, neden uzatıyorsun? Tekdüze demiştim ya, hayattan hiç zevk almayan, etrafındaki her şeyden mutsuz olan, saygısız, müsamahasız, hiçbir özrü kabul etmeyen, alttan almayan, sürekli olumsuz bir karakter çizmesi hiç hoş değil. Betül’ü istemeye gelecek Tonguç’un—ki adını çok uygun buldum, çok güldüm—çizdiği ultra-ziyan karakterin tek güzel tarafı ettiği “bu hoca da bakıyor ama almıyor” lafıydı. Velhasıl, Kertenkele gibi usta bir hırsızın kendini ele verecek kıyafetleriyle, gün ortasında adam dövmesi hiç akıl alır değildi. Hırsızlık gizlilik gerektiren bir meslektir; Kertenkele de gizlilik icabı, kimliğini açık etmeden dövmeliydi Tonguç’u. Adamın önüne imam kıyafetiyle çıkıp, beş dakika sonra dövmeye gidersen tabii ki sonra polislerle gelip tepene biner. Sırf olay olsun diye senaryoya böyle bir dönemeç katılmasını yersiz buldum.

Her iki bölümde bir başını kumarla, gece hayatıyla derde sokmayı başaran Şevket, Cevher’den ev için aldığı parayı gidip gece kulübünde yemeye çalışınca gelen hesaptan kurtulması mümkün olmadı elbette. Şevket’in böyle durumlarda “kiraz dudaklı” lafını duyar duymaz hayaller alemine dalıp ortalığı dağıtmasına bayılıyorum. Bir gün gerçek olsa da keyifle izlesek :) Öte yandan, bu hesap ödeme mevzusundan bu kadar kolay sıyrılmaları dizinin geçmişine de yakışmadı. Daha önce kemik kıran boksörlerle dövüşmesi gereken Kertenkele bu sefer sadece “ben kefilim” diyerek yırttı mevzudan ki bu ne inandırıcı, ne de tatmin edici oldu.

Velhasıl burada epey büyük bir senaryo hatasıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Bölümün ilerleyen dakikalarında Şevket, Ekrem beyin şoförü olarak işe giriyor. Ekrem bey de müştemilatta kalmasını istiyor Şevket’in—ki hatırlarsınız, müştemilat Şevket için emek demekti, sevgi demekti, küçük, huzurlu, hasret kokan yuva demekti. Hata nerede? Hata, Şevket’in mahallede tuttukları evi bu sahneden önce Cevher’e kiralamasıydı. Eğer bu kiralama sahnesi Şevket’in işe girmesinden sonra olsaydı çok daha anlamlı olacaktı zira Şevket müştemilata geçmiş, Kertenkele ise malikânede olmuş olacaktı. Şevket evi kiralayarak en azından bir aylık kiradan yırtmış olacaktı. Fakat müştemilata geçmeden önce böyle bir hareket yapması biraz saçma oldu. Bu hata bölümün sonlarında Cevher’in “nereden çıktı bu hoca balayında değil miydi?” lafıyla doruğa çıktı. Zira Kertenkele ile Cevher, Kertenkele gece evine döndüğünde karşılaşmışlardı. O gecenin ertesi sabah, takribi 6-7 saat sonra, Cevher’in cami önünde “hoca tatile gitti” demesi, sonra “nereden çıktı bu hoca” demesi çok büyük bir çelişkiydi. Hocanın tatile gittiğini bilmesine mi, buna rağmen gece hoca eve geldiğinde buna şaşırmaması mı, yoksa cami önünde hocanın geri döndüğüne şaşırması mı daha saçma bilemedim. Yapımlarda bu tarz hataları engellemek için, hikayenin devamlılığından ve bütünlüğünden sorumlu continuity supervisor ya da Türkçe adıyla devamlılık sorumlusu denen roller vardır. Son üç dört yazımda hep devamlılık hatalarından bahseder oldum, belli ki dizide bu rolü uzun zamandır kimse doldurmuyor.

Bana mı öyle geliyor yoksa Şevket'in daha önce Zehra'nın şoförlüğünü yaparken giydiği takım elbisesi daha mı bir cafcaflıydı?

Balayı mevzusunda ise daha saçma şeylerle karşılaştık. Madem gerçek görünsün diye o kadar masraf edip bilet falan aldınız, rezervasyon yaptırdınız, gidivereydiniz ya. En azından iğrenç İstanbul stresinden kurtulup, rahat kafayla bir hafta geçirmiş, tatil yapmış olurdunuz. Şart mıydı gitmemek? Dizinin iki baş rol oyuncusu bir hafta eksik mi kalacaktı, hayır. Sonraki bölüm “bir hafta sonra” ibaresiyle, ikilinin dönüşüyle başlar, gayet rahat bir şekilde atlatılmış olurdu bu hafta. Bu saçmalık yetmezmiş gibi koskoca hırsız, kendi deyişiyle yıllardır Komiser Ünsal’a bile yakalanmamış Kertenkele, Tülin’e yakalanıyor. Olmayacak yerde gece evde kalıyor, yakalanmak için bilhassa mutfakta Tülin’in yemeklerini alıyor filan. Bu fiyasko yetmezmiş gibi bir de hiçbir şey olmamış gibi efendim “oteli beğenmedik,” filan deniyor, olay kapanıveriyor. Gerçekten mavi ekran üzerine mavi ekran verdim bu sekansta. Senaryoda absürtlükler bir tarz özelliği olarak kabul edilebilir ama ana hikayenin bu kadar absürt olması olacak iş değil.

Dizinin ikinci bölümüne Levent ile Selin’in akşam yemeği yemesi damga vurdu. Bu mevzunun “arkadaşça” oluyor olması dünyanın en saçma şeylerinden biri; Levent’in hali ortada, Selin de biliyor. Kız isteme gerçekleşmişken, böyle özel kıyafetlerle filan çıkılan akşam yemeğinin “arkadaşlık” konseptinde kalmasına ancak çocuklar inanır. Selin burada “durumun farkında ama içten içe istiyor, açık edemiyor, o yüzden anlamazlıktan geliyor” modunda olmalıyken gayet safça “arkadaşlık” çizgisinde devam ediyor.

Velhasıl Japon lokantasında Levent ile Kenan arasındaki Wasabi yeme yarışması bölümün en eğlenceli yeriydi. Kertenkele, eski filmlere ve popüler kültür öğelerine göndermeler yapmayı seven bir dizi. Bu noktada Çiçek Abbas filminde Şakir ve Çiçek Abbas’ın kahvehanedeki atışmasına benzer bir “aşık atışması” bekledim, her kaşık wasabi’den sonra bir mani ile birbirlerine laf sokmaya çalıştıkları, sonunda da Levent’in Kenan’ı hakladığı bir sahne çok hoş olurdu.

Yahu madem havaalanına kadar gittiniz, biletler de var; gidiverin işte, gidiverin!

Bu hafta dikkatleri çeken diğer bir gelişme de dizinin yönetmen koltuğunun 23 bölümde ikinci kez değişmesiydi. Meğer bu bölümü en son Ulan İstanbul’u yönetmiş olan Murat Onbul yönetmiş. Böylelikle bir sezonda üç teknik direktör değiştiren futbol kulüpleri gibi, Kertenkele de daha ilk sezonunda üçüncü yönetmenine kavuştu. Bu değişiklik geçici mi, kalıcı mı, hakkında bir haber bulamadım fakat Murat Onbul’un Kertenkele’nin karakterine uyacağını, diziye yeni bir soluk getireceğini düşünüyorum. Şimdiden kendisine bu yeni serüvende başarılar dileyelim.

Önümüzdeki hafta Kertenkele karakoldan, Ünsal’dan nasıl kaçacak, merakla bekliyorum. Kimliğinin açıklanması ile ilgili bir gelişme olacağını ise hiç sanmıyorum. Hatta Kenan’ın, Tonguç’u tehdit ederek şikayetini geri çektirmesi de mümkün. Balayı umutlarım suya düşmeseydi, Kertenkele ve Zehra cephesinde bir yakınlaşma bekliyordum bu hafta. Ne yazık ki bu da önümüzdeki haftaya kaldı. Artık yağmur duasına çıkan köylüler gibi aşk duasına çıkacağız haftaya da gerçekleşmezse. Yirmidördüncü bölümün ardından tekrar beraber olmak üzere, esen kalın efendim.

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER