Mapleton: Maneviyat hırsızlarının yuvası
Geçen bölümü yani The Leftovers’ın 7. bölümünü oldukça ilginç bir noktada bırakmıştık ama yine de bölüm beklentimi karşılamayı becerememişti. Tom’un, Wayne Dayı’nın yatırımlarını öğrenmiş olması, nihayet sağ salim doğan seçilmiş kız, Kevin’in zirveye oynayan rüyaları, babasına öfkelenip libido boşaltımına girişmesi oldukça “çok” ama bir o kadar da boş işlerdi. Bütün bunlar sadece Lindelof’un bizden intikam aldığına olan inancımı güçlendirmişti. Hikayenin ilginç bir büyüsü var, kabul. Özellikle geçen hafta da söylediğim gibi kaybolanlara değil de, kalanlara odaklanması aslında The Walking Dead’i zombiler gözünden anlatmaya benziyor biraz da…
 
Cairo adındaki serinin ve benim nazarımda da efsane olmaya aday bölümü Michelle MacLaren yönetti. Curtis Gwinn ve Carlito Rodriguez’in senaryolaştırdığı bölüm Amerika’da, 17 Ağustos 2014’te oynadı ve pilot dahil serinin en yüksek izlenme oranı alan üçüncü bölümü oldu.  Bölümün bence özeti şudur: “Memorial Day” arifesinde çarşı karıştı. Patti'nin cold open ile başlayan ve finale doğru iyice şekillenen "Anma Günü" planları çok acayipti.. Kevin, Nora’yı yemeğe davet etti ve kızıyla tanıştırdı. Ah bir de artık devamlı onlarda yaşayan Jill’in seksi ergen arkadaşı Aimee ile tanıştırdı elbette. Ufak bir parantez açmak isterim ki Kevin’ın eve o azgın köpekle geldiği gece (ki köpek konusunda bir iddiaya girdiğini de bu bölüm öğrendik.) Aimee ile arasında neler geçtiğini pek bilmiyoruz. O gece ucundan konuşulmuş olsa da sır olma halini koruyor. Ve bu bölümün geneline bakınca o gece Aimee ve Kevin arasında çok daha karmaşık şeyler olmuş olabileceği vehmine kapılıyorum. At fav’a…

 Laurie için imtihan bitmiyor, bitmeyecek...

Bütün ilaçlarını çöpe attığı halde korkutucu olmaktan kurtulamayan Kevin Paşa’nın “uyku seansları”nın esbab-ı mucibesi de belli oldu. Artık rüya görmüyor da resmen astral seyahat yapıyor noktasına gelmek üzereydik ki yaratıcı ekip önümüze çok eğlenceli bir çatışma attı. Meğer Kevin Paşa, kafayı bulup bulup şiddete meylediyormuş. Olayı öğrenince Kevin'dan dah açok şaşırdım ve yıkıldım desem yeridir. Son olarak Patti’yi darmaduman etti ve işin rengi hepten değişti. Artık The Leftovers’da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Kevin alkol alıp zıvanadan çıkıyor, suskun insanları dövüyor, köpekleri vuruyor ve hiçbir şey hatırlamıyor. Bu kadarını kabul edebilirdim. Ama Patti'nin -en azından emri verdi- Gladys'i recm'ettiği gerçeğini asla ve asla hazmedemedim. Mapleton’da çok acayip şeyler oluyor. İzlerken aklım durdu.
 
Megan, Suskunlar takımına en yeni katılan en zayıf halka. Rahip Matt’e karşı takındığı  haklı ama saldırgan tavır nedeniyle Laurie’den yediği sessiz ayardan sonra özür dilemesi için rahip Matt’in evine gittiler ve orada Laurie ve  Nora karşı karşıya geldiler. Bütün mistik havanın sıradan bir şiddet-suç ikiz kenarına dönüşmesine ve bütün bunların içine bir de aşk üçgeni serpiştirmelerine bayıldım. Bu arada Jill, "Cici Anne ile Tanışma Maçı"nda masadan 1-0 mağlup kalkınca önce Aimee’ye 3 maç ceza verdi sonra da köpek kapısından Nora’nın evine girdi. Kafa bi’ dünya, onu da not alalım elbette kenara. Köpek kapısı hırsıza davetiye çıkarmakla eş anlamlı ama orası Mapleton. Maneviyat çalmaktan maddiyat çalmaya vakit bulamayanların kasabası! Jill, cici annesinin hâlâ silahı olduğunu ve yalan söylediğini ispat etti, kenara çekildi. Aimee gitti. Jill köpeği azad etti. Kevin, Cairo'da aklı, vicdanı, doğru bildikleri ve Patti ile tek başına.. Bir tek Laurie artık tek başına değil.. O kalabalık da hayırlara vesiledir umarım... Korkunç bir bölümdü. İzledikten sonra iki büyük içmiş kadar oldum.

Böyle işte,
R.

Hamiş: Patti'nin Kevin'a okuduğu şiiri Ekşi Sözlük yazarı Desqpio eklemiş, izniyle :)

he bids his beloved be at peace by william butler yeats

i hear the shadowy horses, their long manes a-shake,
their hoofs heavy with tumult, their eyes glimmering white;
the north unfolds above them clinging, creeping night,
the east her hidden joy before the morning break,
the west weeps in pale dew and sighs passing away,
the south is pouring down roses of crimson fire:
o vanity of sleep, hope, dream, endless desire,
the horses of disaster plunge in the heavy clay:
beloved, let your eyes half close, and your heart beat
over my heart, and your hair fall over my breast,
drowning love's lonely hour in deep twilight of rest,
and hiding their tossing manes and their tumultuous feet. 


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER