Azmi Hoca'nın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi
Coyote Azmi iş başında.
Kertenkele yayın hayatında önemli bir dönemeci geçerek dün gece yirminci bölümüyle ekranlara geldi. Dizi bu hafta reytinglerde ufak bir farkla Kiraz Mevsimi’nin ardından dördüncü sırada yer aldı. Geçen yazımda Tülin’in kaydı dinletemeyeceğinden bahsetmiştim; bu bölümün başında gördük ki kayıttan Ankara’nın Bağları çıktı. Meğer Semih bunu fark etmiş ve kayıt cihazını değiştirmiş. Yine geçen yazımda Zehra’ya daha açıktan yürüyeceğini yazmıştım ki bunu da görmüş olduk; Zehra’nın takdirini, sevgisini ve güvenini kazanmak için bir numaraymış bu da. Tabii, çakal Semih bir kopyasını da almış kaydın. Yani ne diyeyim, çok sağlam bir sopayı hak ediyor. Yalnız bu tarz davranışlarla birini tavlayabilmek bu topraklarda görülmüş şey değildir; ecnebilerin “friendzoned” dediği durum gerçekleşiverir; kız sizi arkadaş moduna bir soktu mu bir daha iflah olmazsınız.

Bu arada Tülin’in kaydı kaybetmesiyle ilgili “bu sefer benim kafam almadı,” demesine bayıldım. Özeleştiri yapmayı bilen insanları severim! Şaka şaka, komik oldu sadece :) Geçen bölüm itibariyle yaratıcılığı şaha kalkan senaryo bu bölüm orman sahnelerinin fazla uzatılmasıyla bir miktar sıksa da yine de bu duruşu oldukça takdir ediyorum. Sıfır ağlaklıkla keyifli bir iki saat geçirdik yine.

Zehra'nın ayakkabılarındaki zevksizlik yürek dağlıyor. Alf dizisini hatırlayan var mı? "Midas'ın kulakları eşşek kulakları" tınısıyla okuyun, Zehra'nın ayakları Alf'in ayakları.

Kertenkele’nin sahte nikah organizasyonunda işin sahte hoca bulmaya geldiği durum bu bölümün doruk noktasıydı sanırım. “Ben saygın bir din adamıyım, benim sahte hocayla filan işim olmaz!” sözleri güldürürken düşündürdü. Ardından hocayı caminin hoparlörünü tamir ederken gördük. Şevket’le sahte hoca, nikah vesairden bahsederken her “sahte” deyişinde hoparlörün cızırdama detayı çok şekerdi. Bu tarz hoparlör konuşmaları bana hep Kemal Sunal’ın Üçkağıtçı filmini hatırlatıyor nedense; orada da hoparlörden öleceği anonsunu yapıyordu Belediye Başkanı Rıfkı bey.

Daha sonra eğlenceli bir hikâye olarak Şevket’in çanta mevzusunu izledik. Açıkçası çanta en son kime patlayacak diye merak edip durdum; penaltı çekişme sahnesinde Sezgin’de kalacak diye çok korktum! Bu Sezgin’in anne ve babası inanılmaz itici karakterler yalnız; senaristlerin buna bir el atması gerek. Bununa birlikte bu kabağın “cami hocası” kontenjanından Azmi Bulut’a patlaması da çok espritüeldi.

Azmi Bulut demişken, bu adamcağızın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi yahu. 80’lerin sonu 90’ların başında çocuk olanlar bilir; Looney Tunes’in Roadrunner çizgifilmi vardı. Çakal Coyote ışık hızında koşan bir kuşu avlamak için türlü numaralar yapıyor, her seferinde de heder oluyordu hani. Sonrasında da her tarafı alçı içinde kalıyordu. Azmi Bulut da adeta Coyote gibi! Bir ormanda çukura düşmediği kalmıştı, o da oldu! Azmi Bulut’un ormanda olması güzel bir komediydi fakat aynı ölçüde de saçmaydı. Zira onu ormana atan mafya adamcıkları araba yolunun kenarına attılar hocayı. Ormana girmeye ne gerek vardı? Yolda beklese ya da en azından yol üzerinde yürüse mutlaka başka arabalara rastlar, kurtulurdu. Bu tarz mantık hatalarının daha iyi kotarılması gerekiyor diye düşünüyorum.

Ormanda yürürken dala takılan kıyafet parçası olur, tamam da; böyle salona tül perde olacak kadarı dala takılır mı? Atma Kertenkele, din kardeşiyiz.

Ormanda geçen kovalamacada “gelin duvağı hala sıcak, fazla uzağa gitmiş olamazlar,” gibi replikler, “hoca hocayı korur sonuçta,” gibi çıkarımlar izlemek hep çok keyifliydi. Bunların yanında bölümün en saçma yeri Kertenkele ile Zehra’nın sahilde oturdukları sahneydi. Bu tarz başbaşa kaldıkları sahneler birkaç bölümdür var ve insanın aklına türlü türlü komik diyalog ve malzeme geliyor. Ve fakat diyalogların ilkokul çocuğu tartışması seviyesinin üzerine çıkamaması beni üzüyor. Burada diyaloglar oyunculara bırakılsa çok daha yaratıcı şeyler çıkacaktır tahminim. Bu bölümle ilgili bir diğer eleştirim ise yine bir montaj hatası üzerine olacak. İzleyelim;

Bu mafya elemanı neden iki kere, aynı vurguyla “ne saçmalıyorsun sen be!” diyor acaba? Yapım ekiplerinin bir hafta boyunca nelerle uğraştığının farkındayım elbette. Fakat bu kadarı biraz fazla gibi geliyor bana.

Dizinin geldiği nokta umut verici. Sonunda hikâye ve durum komedisi arasında ecnebilerin “sweet spot” dedikleri güzel bir denge bulunmuş gibi duruyor. Önümüzdeki hafta ekip ormandan nasıl kurtulacak merakla bekliyoruz. Levent dışarıda baygın yatıyordu; hayatında ilk defa bir fark yaratıp durumu kurtarabilir mi acaba? Temennim bu yönde. Kertenkele ile Zehra’nın başbaşa vakit geçirmesi hepimize çok iyi geldi. Artık araları biraz düzelir umarım. Biz de izleyiciler olarak güzel bir aşk hikâyesi izlemeyi hak ediyoruz değil mi?

Önümüzdeki hafta yirmibirinci bölümün ardından görüşmek üzere, esen kalın!

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER