Bir yiğit uğruna ya'Rab, ne güneşler batıyor...
Huzur içinde uyu Zeliha.. Huzur içinde uyu elbette.. Evlatlarını ortadan ikiye bölmeyi becerdin sonunda, ölerek... Ölünün arkasından konuşmam ama akıl sağlığın yerinde gibi duruken de hırsınla zehirledin ya da ezdin durdun yörüngende dönen erkekleri.. Şimdi gittiğin yerden izlersin olanı biteni, huzur içinde uyu Zeliha! Dramadan bir hisse alacaksak şu olmalı: Çocuk doğurmak için akıl sağlığı raporu şart! Ne yazık ki bir 'meczup' tarafından büyütüldüm de oradan biliyorum.. Annemden yediğim her yersiz (çünkü dayağın gereklisi olmaz) dayağın travmasını "çoğalmayarak" ödedim. Siz çocuklarınızı fiziki ya da sözlü şiddete maruz bırakmamayı öğrenin ya da tedavi olun; baktın olmadı DOĞURMAYIN! Bu parantezi kapatıyorum ve Şeref Meselesi'ne dönüyorum...


Allah gecinden versin ama, Sibel'in de gözü bildiğin toprağa bakıyor..

Ölenle ölünmüyor. Zeliha gitti. Acısı oğullarının kucağına düştü. Oğullarını iki kutup gibi ayırdı. Ama hiç değilse Kübra silkelendi, ayağa kalktı. Tıpkı, hastaneden sonra söylediği gibi diğerlerine de elveriyor ayağa kalkmaları için.. Bazı erkekler zayıf kadınlarla oynamayı sevdikleri kadar, güçlü kadınların da oyuncağı olmayı severler. Yiğit de bu tip adamlardan. İçinde bir dev olarak durup büyüdüğü, libido dümenine tam gaz bindiği ve spermlerini hoyratça savurduğu Taşra hayatından koca kente indiğinden beri hep zayıf kadınların eteğine dolandı. Gül'ün ise koynuna sığındı. Çünkü Gül ona göre güçlü bir kadındı. Şimdi de rotasını yeniden Kübra'ya çevirdi. Samimiyetle söylüyorum, Yiğit mutlu bir adam olsun istiyorum. Gerçekten! Ama önce okkalı bir tokat yesin. Aşk bağlamında aklı başına gelsin istiyorum. Gerekli dersi alırsa tadından yenmeyecek bir adam olacak, içinde yeşeren karanlık otlara rağmen...

Bu hikaye Total'e oynamak istiyorsa, aksiyonun da bağrına böyl ebodoslama girecekse daha az karmaşık numaralar çevirmeyi denemeli. Ben dahi anlamakta zorlanıyorum dönen dolapları ve gerçekten DEV sıkılıyorum bu entrikalı raconsal meselelerden. Çok istersem, gider Vadi izlerim Dayı, dibine kadar racon var orada.. Hayır, Yiğit gitti profesyonel Ninja gibi Nihat'ın inine girdi de o sahne hangi duruma hizmet etti? Vay be, "EY İSTANBUL KORK YİĞİT'TEN" mi dedi seyirci? Karton kahramanı daha da karton hale getirdi, bence.. Ayol adamın yatak odasına girdin de indirdiğin adamları ortalık yerde bıraktın? Azıcık Ninja filmi izleyin hiç değilse. Kusura bakmayın da, Türk halkı gece bir adamın odasına Ninja gibi süzülüp giren kahraman değil, en kalabalık mekanda belinden silahı çıkarıp düşmanının karşısına LAPS diye dikilen kahraman sever. O ne ya, Jackie Chan mi olcak Yiğit büyüyünce?


Bu sefer ne vereyim Abime?


Altı Milyon Dolarlık Adam'la manitacılık oynayan Derya..

Derya, cenazede en olmayacak zamanda gitti Emir ile konuştu. Zaten her olayın, her lafın içinde Maaşallah! O kadar ki Sibel el bağlamış duruken perdeleri bile taktı Kızçe! Neyse ki asıl yapması gerekeni de yaptı; Nihat'a gidip hesap sordu. Nihat'ın, Yiğit'in canına kast ettiğine uyandı çünkü... Uyanık kız vesselam ama Nihat da salak değil. O da arkasına dolananlara kapıyı Derya'nın açtığını biliyor. Nihat, "seni korumak için sustum" dedi. Derya da hesapsız her şeyi anlattı. Aslında aşka şans tanıdı. Galiba Nihat'tan gerçekten hoşlanıyor. Nihat- Derya hesaplaşmaları bölümde en çok ilgimi çeken sahneler oldu, itiraf etmem gerekirse.. Nihat, Derya'ya olan aşkını bir tek taş takarak anlatmak yerine, Yiğit için elinde tuttuğu kozu yani fotoğrafları yırtarak ispat yoluna gitti. Büyük hareket, takdir ettim! Kopyaları yoksa tabii.. Sonra da gitti yeni fotolar çektirdi. Artık besin zincirinden dışlanınca Balat'ta Foto Nihat diye dükkan açmaması için hiçbir sebebi yok. Bu arada Emir elbette ve asla Yiğit kadar akıllı ve dikkatli olmadığı için gündüz gözüyle bile anlamadı fotoğraflarının çekildiğini. Mesela 100 metreden fotoğraflarının çekildiğine ayılan Yiğit, yolda önlerine atlayan kazık kadar adamlardan huylanmamıştı arabaya izleme koyduklarında. İşte kahramanlık da bir yetenek, tabii ham henüz, bi gidiyooo, bi geliyoo.. Nihat, nihayet, Yiğit'i vursun diye tuttuğu adamların leşi kapısına atılınca sonunun geldiğine uyandı. Çok şükür! Haftalardır diyorum, bu dizideki "karanlık adamları" Tarlabaşı Bulvarı'nın bi ucundan sal diğer ucuna sağ çıkamazlar..


Bu ne hiddet, bu celal Balım?

Yiğit, anacığının helvasının kavrulduğu, duasının okunduğu eve de giremedi. Çünkü Emir racon kesti. Açıkçası bu denli keskin kutuplaşma izleyeceğimi beklemiyordum. İki kardeşin çatışmasına aşk meşk dışında çok daha sağlam bir gerekçe koyulması güzel oldu. Bu kısmı tamam. Koy kenara. Şimdi Emir, Ankara'ya gidiyor. Kübra ve Elif'i de yanında götürmeyi planlıyor. Bu planını önce Yiğit'e açtı sonra da Kübra'ya.. Emir planlarını anlatırken Yiğit'in ona aniden sümsüğü yapıştırdığını hayal ettim. Olmadı. Emircik de Yiğit'ten yumruğu yemediği için o gazla gitti kalbini açtı Kübra'ya.. (Ay keşke herkes birbirinin kafasına sıksa da gitsek.) Sibel'in katili yani bu hikayede etkisiz eleman haline gelmesi ve sevilmemesi (evet goy goy yapanların dışında gerçekleri okumak istiyorsanız Sibel'in katili Emir'le oynaşması olmuştur.) hiçbir şeye hizmet etmediği halde altı ısrarla çizilen Sibel-Emir yakınlaşmasıdır. Şimdi aynısı Emir için mi uygulanacak? Annesinin ölümünü Yiğit'in bulaştığı işlerden biliyor olması neyinize yetmedi? Nesi yeterince güçlü gelmedi de Emir'i Kübra'ya aşık ettiniz? Bravo.. Kusura bakmayın, bu hikayeyi mezardan babam çıkıp önermiş olsa aynı şeyi söylerim. Bir hata, bir kez yapılır. Amacınız Emir'i de yok etmekse tamamdır. Aynen böyle devam... Neyse.

Emir, "Sadece Elif için değil seni yanımda istiyorum" dediğinde hiç değilse tokatı aşk eder dedim ama, kibar kız öylece baktı kaldı. Sonra yutkunup, "ne diyeceğimi bilmiyorum" dedi ama hastalıklı Emir, " Hemen cevap verme" dedi. Ben orada kahkahayı bastım valla.. Olmadı Emir, bizımla değilsın! Hayır, Yiğit'e diklendin, "sen bu eve giremezsin" dedin, "Elif ve Kübra'yı senden uzak tutacağım" dedin de, ne oldu? Kübra sana nanik yapınca kös kös Ankara'ya gittin. Senin arkandan da eve Yiğit damladı. Keşke önce Kübra ile konuşsaydın be balım, çok acemisin. Şimdi yolun bundan sonrasını sen ne yapsan sana inanmadan devam edeceğim. Artık senden olsa olsa takıntılı bir sayko olur Balım, hayırlı işler.. Sibel'in Kübra'ya garson olması güzel oldu. Şimdi anasının temizliğe gitmesi de onun biraz gözünü açar. Üstelik pastaneden kısmet bulmak da kolay. Son bi sözüm var. Yiğit, güzel Paşam, kıza gittin ev tipi kahve makinası mı aldın? Çok tatlısın yaa.. Seviyorum sendeki bu çocuksu yanı.. Kirlenmemişliği.. Bak gerçekten söylüyorum. Pastane açmış insana ev tipi kahve makinası almak ve diğer yandan da İstanbul'un kaymağını yemeğe oynamak.. Daha da bir şey demiyorum.

Şu an tek merakım 17. bölüm.. Umarım bana bu hikayede tutunacağım bi dal bırakırsınız.. Yarın için Şeref Meselesi ekibine çok çok iyi bir sonuç ve  bol şans diliyorum.

Böyle işte..


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER