Her şey geçer, her şey biter, anasızlık baki kalır...
Bir kez daha böyle olmuştu ve söz vermiştim kendime sevemediğim karakterlere ilenmeyeceğim diye. Hoş, Zeliha'yı sevememekten değil, gerçekçiliğinden şikayetçiydim ve hiç ilenmedim ama ölümünü de içime sindiremedim. Fragmandan beri herkes gibi ben de Zeliha'nın öleceğini biliyordum, inkar ettim. Kabullenemedim. Zeliha, akli sorunlarını halledip çocuklarının, torununun, Kübra'nın başında oturup on numara bir anne/ büyükanne olabilirdi. Çok da keyifli yıllar geçirebilirdi. Ancak ve ne yazık ki hikâyede Emir'in ağzından "adalet" kavramını silip, olayı kibirle ötelediği "intikam" noktasına ancak anacığının canını alarak getirebilirlerdi. Öyle de yaptılar. Bazen dramanın karakterlerine yazdığı acımasız kaderi, Allah kuluna yazmıyor.. RIPZeliha!


Arkadaşıım Sibeeel, elmamııı yerseee..

Zeliha öldü. Sibel'in içindeki öfke de kardeş bildiği Kübra'nın hayatla incelen bağı sayesinde öldü. Yiğit'in içindeki aşk da şekil değiştirip, "evlat ateşi"ne döndü. Kübra zincirlerinden kurtuldu. Küllerinden doğacak ve yakında bu gazla Pastacılar Kraliçesi de olur, yedi düvele kafa tutar. Hoş, Kübra'da o kafa varken de çabuk batar. Dükkanı bile incelemeden tuttuğuna göre.. Kızım girmişin içeri; sanki her yeri ilk kez görüyormuş gibi geziyorsun. Ağzından çıkan lafla, beden dilin zıt. Bakışların zıt. Lan kuş kadar parayı Derya'yı ortak ederek, kredi çekerek buldun zaten, insan bakmaz mı incesine, kıyısına köşesine? Ya masraf gerektiren bir arıza zuhur etse? Arkada iki patlak boru, elektrik tesisatında bi ince enayilik çıksa iliğini sömürür o dükkanın renövasyonu!


TeknoSA da iyi yere dükkan açmış..

Nihat'ı da, Yiğit değil ama Derya'nın ihaneti yer bitirir. Nihat olanları anlayınca hele de Derya'nın konuya dahlini öğrenince perişan olacak. "Hayatımda ilk kez biri benden korksun değil, sevsin istiyorum" dedi.  Adam, "Ömrüm senin, beklerim" dedi. Bunun acısını dev çıkarır, dev... Zavallıcık sabah Derya'nın yatağında değil de sanki Kamasutra'nın kız kardeşinin koynunda uyanmış havalarındaydı ya, öldüm gülmekten. Çok yaşa sen Nihat Efendi.. Ayol, Derya bi garip Balat kızı. Hayatından geçen iki bilemedin üç bıçkın mahalle oğlanı.. Nasıl bir marifet gösterdi de yılların Nihat'ını taklacı güvercine çevirdi, anlayan beri gelsin.. Ha, diyeceksin ki Nihat, kızın yataktaki masumiyetinden etkilendi. Hı hı.. Tam da öyle yorumlanacak gibi çekilmişti sahne zaten.. Ortada bir masumiyet olsa Derya uyur, Nihat da onu izlerdi. Derya'nın da dediği gibi Nihat gün doğana kadar secdeye gelmiş Derya'nın tapınağında.. Darısı Yiğit'in başına!


Emir'in Kafa Sesi: Melda Hanım'dan rica etsem seanslar için Aile İndirimi yapar mı acaba?

Bu bölümde Sibel'e hepten yol göründü gibi oldu. Şimdi yıllarca kontratsız oturdukları evi tahliye etmeleri gerekecek. Yiğit duyarsa asla izin vermez, gerekirse evi satın alır. Hoş, bu saatten sonra Sibel'in de o hediyeyi kabul etmemesi gerekir ama Yiğit bulur bir yolunu, olmadı anasını kandırır. Aha, yaz kenara, Neriman kendi gider anlatır Yiğit'e ve o evi aldırır. Sibel- Yiğit aşkı bu bölüm geri dönüşümsüz final yaptı bence. Bu noktadan geri dönüleceğini sanmam ama Sibel bu hikayede nasıl kalacak, ne fonksiyon üstlenecek henüz anlamadım. O değil de Yiğit'in Tapu Kadastro'da 9. dereceden memurmuş gibi elde bond çantayla işe gitmesi ve Derya'nın ayarsız giyim kuşamı beni benden alıyor..  Derya'cım gören de her gün Plaza'ya değil, Küçük Yiğit'in sünnetine gidiyorsun zanneder. Kızım o ne süs, püs? Az bi kendine gel. Beyaz Gömlek-Siyah Sütyen gösterme trendleri filan.. El insaf yahu.. Kuş kadar para biriktirdin, şimdi o da Kübra'ya gitti. Eh, anana da para yolluyon, nerden buluyon bu takıları, her gün başka saç taratmalar filan.. Demezler mi adama, bu dolabın eşeği kim diye? Sen yine güzel giyin elbette, pirezentabıl ol ama bu biraz ayarsız be Balım..


Gün gelir de İstanbul'un zirvesine oturursan kendine şunlardan birini al Paşam olur mu, illa çanta taşıyacaksan tabii..

AslındaYiğit'in hemen hiç vakit kaybetmenden Nihat'a çukur kazmasını tedbirsizlik olarak görüyorum ama elden ne gelir? Şimdilik Yiğit'in amaca giden yolunda daha güçlü bir engeli yok. O yüzden Nihat'la didişip duracak... Ta ki olaya Büyük Abi el koyana kadar. Ay hadi inşallah o Abi'nin bi kızı filan vardır da Yiğit ona aşık olur.. Olmaz mı? Neden olmasın? Bana uyar valla. Azıcık Poyraz Karayel'in aşk çatışmasını andırır ama sorun yok. Düşünsenize şöyle taş gibi bir abla gelse, Yiğit'in o kibirli bağırsaklarını söküp kulaklarına fiyong yapsa? Azıcık da yaşı Yiğit'den büyük olsa.. Ay ağzım sulandı.. Neyse.. Bu bölümde beni en çok Yiğit'in işkence sahneleri zorladı. Uzun geldi. Bitmek bilmedi.. Yine Nihat'ın tek telefonla muhbire inanıp, masum birinin alnın çatına kurşunu basmasına inanmadım. Nihat ve Hakkı bu çapta bir zeka ile İstanbul'da değil mafya babasına yancı, Ortaköy sokaklarına değnekçi olamaz. Üç günde boğar, ıssız bir sokağa atarlar. Büyük Abi tez elden Yiğit ile tanışsın da canını kurtarsın. Hiç değilse Yiğit taze kan, kıvrak zekalı, dinamik filan..

O değil de Zeliha öldü ya la.. Tilbe Saran'a sonsuz teşekkürler! Yolumuz yine ekranda ve tez zamanda buluşsun diye duacıyım..
Bölüme emeği geçen herkesin eline sağlık..
Böyle işte..
R.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER