Size baba diyebilir miyim?

Kiraz Mevsimi’nin en neşeli, en romantik ve en dolu dolu bölümlerinden birini daha izledik dün gece. Ya da ben kendi adıma konuşayım, 33. Bölümü çok beğendim ve baştan sona her dakikasını keyifle izledim. Bölümün içindeki hikâyenin kurgusu, akışı; komedinin, romantizmin ve entrikanın bile dozu çok yerindeydi. Bir defa daha söylemek isterim ki; emeği geçen herkesin ellerine sağlık.

 

Daha ilk dakikadan Sakız hanım (Bilge Şen) ve Salih Hoca’nın (Cihat Tamer) gelmesiyle eğlence başladı. Öncelikle iki usta oyuncuya hoş geldiler demek isterim, muhteşemdiler. Umarım ifade ettikleri gibi Söke’den İstanbul’a taşınırlar da, Kiraz Mevsimi’ne kattıkları lezzeti tatmaya devam ederiz.

 

Ayaz, evladım, o amca aslında senin baban çocuğum.


Ve Ayaz gerçek babasının Mehmet olduğunu öğreniyor. Tahmin edeceğimiz üzere bu Ayaz üzerinde şok etkisi yaratacak. Yıllarca baba bildiği adamın babası olmadığını öğrenmesinden ziyade, gerçek babasının hayatta olup da yanında olmaması yıkacaktır Ayaz’ı. Önem, hırsları öne sürülerek, sürekli olarak bu hikâyenin suçlu tarafı gibi gösteriliyor olsa da; hamile bir kadını gurur yaparak bırakıp gitmek de Mehmet’i bir o kadar suçlu yapar benim gözümde. Yıllar sonra lambadan çıkar gibi ortaya çıkan Mehmet, bunca zamandır neredeydi onu da merak ediyorum. Ve sanki Mehmet’in gözlerinde intikam ışığı görüyorum. Önem’e yakınlaşmaya çalışma şekli bana bunu düşündüren, bakalım doğru mu düşünüyorum.

Ortada bir de Önem tarafından Mehmet’e gönderildiğini tahmin ettiğimiz, Ayaz’ın bebeklik fotoğrafları var. Önem, oğluna sahip çıkmayan adama neden o fotoğrafları göndermiş, o kısmı çözemedim.

Bu hikâyede bilinmeyen çok, ama ben Mehmet’i tanıdığım hali ile sevdim sanırım. Kazandığı paranın karanlık tarafını bir yana koyarsak; şantaja pabuç bırakmayışı, Mete’nin oyununa dahil olmamakla kalmayıp, bir de ağzının payını vermesiyle ve Ayaz’a içinden gelerek destek olmaya çalışması ile artıları topladı. Umarım beni yanıltmaz.  

 

Tanıştırayım: Tencere & Kapak


Mete’nin içinden canavar çıktı a dostlar. Öykü’nün hafıza kaybını fırsat bilip İtalya’ya kaçırmaya çalışması bile bu ince ve sinsi planları karşısında masum kaldı. Öykü’ye yakın olmak için varını yoğunu hiç bilmediğin bir işe yatıracak kadar ne ara aşık oldun be Mete. Buna aşk da diyemiyorum aslında ben, ortada çocukluk anılarından ve çocukça yazılmış bir mektuptan başka bir paylaşım yok, düpedüz takıntı bu. Gözümde Mete’nin Derin’den farkı kalmadı.

Can arkadaşının ve ortağının sevdiğine göz koymak, ve hatta elde edebilmek için bu kadar planlı programlı hareket edecek kadar vicdansız bir karakter değildi aslen Mete. Nitekim, Öykü’ye ilk defa bir şeyler hissettiğinde, Ayaz’a olan ilgisini fark edip geri çekilmişti ve Şeyma ile bir hayat kurmaya niyetlenmişti. Peki ne değişti? Şeyma’nın işvesi, cilvesi, yerini bitmeyen bir hırsa bırakınca Mete Şeyma’dan soğudu, tamam, peki bu Öykü takıntısı nasıl oluştu? Yoksa Mete de bunca zaman Ayaz’ı ve elde ettiklerini mi kıskandı?

 

Bi ara henüz kötülük yapmadıklarımın listesini çıkartayım!


Şeyma ise tsunami gibi geldi, yıktı geçti bu bölüm. Önem’i herkese rezil etmeyi 50.000 lira maaşa tercih etti. Bir seferlik bir keyif için büyük oynadı bu defa Şeyma. Damarına bastılar çünkü, doğru. Şeyma’nın önceliği para değil ki, intikam. Kendisini aşağılayıp, küçük gören herkesten intikam almak. Daha önce onu defalarca aşağılayan Önem elbette ilk hedefiydi. Mehmet de keza aynı şekilde, daha ilk ayak oyununda blöfünü görüp, hiç beklemediği şekilde yenilmişti karşısında. Ayaz ve Öykü’ye yaşattığı ise işin kreması oldu.

Şeyma çok zeki, bunca planı yapıp uygulamak herkesin harcı değil. Ama hırsı zekâsının önüne geçiyor ve korkarım Şeyma bu zekâsını hep bir adım sonrasını düşünmeden kullanıyor. Elinde sadece Önem kalmışken, o kozunu da Önem’i kendisine iyice düşman ederek heba etti. Şu anda çevresinde, benzer bir intikam hırsı ile hareket eden ve görünüşe göre ona zerre kadar değer vermeyen Mete, ve Önem’den çaldıklarını Mehmet’e satan, yani geleceği pamuk ipliğine bağlı Olcay var.


Peki şimdi ne olacak? Mete, Monika ve Mehmet tarafından reddedildi. Bu yatırımı Şeyma ile yapamayacağına göre Önem’e mi yanaşacak? Önem Mete’yi, Şeyma ile birlikteyken kabul eder mi? Yoksa Mete gerçekten İtalya’ya gidip moda okuluna yazılsa da, kendi yağında mı kavrulsa? Şeyma da bence çok geçmeden gidip bir biçki-dikiş kursuna kaydolsun, ekmek aslanın ağzında, konmadığı kapı önü kalmadı, artık kendine bir yol çizsin.

 

Bu keyifli 33.bölümün ardından yayınlanan, yazının sonunda linkini bulacağınız fragmanda da göreceğiniz gibi, sular ısınıyor. Ufukta tartışmalar, koşturmalar, belki de yine ayrılıklar var, ama ne demişler: “seversin, kavuşamazsın AŞK olur”

 

Gelelim bu haftanın ENlerine:

 

EN kendimizden geçiren sahneler: ÖyAz evde baş başa, ÖyAz kapı önünde, ÖyAz sahilde! Bu sahneler sırasında sosyal medyada timelinelar akmadı, o kadar söyleyelim.


 

EN merak ettiğim soru: Önem ayda 50.000 lirayı Şeyma’ya vermekten kurtulduğuna göre, başının gözünün sadakası olsun diye bir hayır kurumuna mı bağışlayacak, yoksa faize mi yatıracak? Bence bir an önce Mehmet’le barışıp birlikte çatır çatır yesinler.

 

EN eğlenceli sahneler: Sakız hanım ve Salih hocanın tüm sahneleri. Söke’den İstanbul’a taşınma masraflarını ben karşılayacağım, lütfen hemen gelsinler.



EN yufka yürekli: Sibel. Bebişin masumluğuna kıyamadı.

 


EN şeker karakter: Tontiş bebek, Allah bağışlasın ("Tontiş bebek" yerine "Ayaz" koyarak da okuyabilirsiniz)

 


EN “Allah Allah” dedirten karakter: Meral. Bu defa sessiz kalmadı.

 


EN baba kapak: Mehmet’in Mete’nin kafasına geçirdiği kapak, hoş, kar etmedi ama olsun, bizim bir defa daha yağlarımız eridi.






BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER