Beni kaybettin artık ya da ben senden gittim be kızım...
O hissi bilir misiniz? Size köppek gibi aşık olduğunu bildiğiniz adamın dudaklarına yapışıp, betona çarpma hissini? Her şeyin tuzla buz olup, aşkın bir büyük öfkeye ve önlenemez bir intikam hissine döndüğü o anı?... Henüz öğrenmediyseniz, umarım hiç öğrenmezsiniz. Öfke ile kalkan zarar ile oturur. Sibel de küpünü eriten sirke gibi öfkesinden değil amma akılsızlığından bu aşkı eritip bitirdi. Artık Yiğit ona aşık değil. Yoo, numara yapmıyor Yiğit. Bir erkek dudaklarından bir kadının izini siliyorsa o kapı size çoktan kapanmış demektir. Şaşırdık mı? Şaşırmadık. Sibel öfke anında (ki insan tanımak için kavga edin der büyüklerimiz) avazı çıktığı kadar, "Senden uzak durmak için Emir'e gittim" dedi. Bu çiğ itirafı çoğumuz unutsak da, Sibel unutsa da, Yiğit asla unutmayacak. Sibel, daima o aşkın kapısında mahsur kalacak. Tıklamaya devam kızım..

Yar saçların lüle lüle..

Şimdi Sibel ne yapacak? Derya şahitliğinde intikam yeminleri içti. Yiğit'i kıskandıracak mı? En yakın arkadaşlarına, düşmanlarına yanaşıp canını mı acıtacak? Yılmaz'ın koynuna mı atlayacak sarhoş ve bedbin bir gecenin sonunda? Kadın denilen mahlukta oyun bitmez, seç beğen al. Yaralı bir kadından her şer beklenir. Kendimden biliyorum. Sibel kendini güçlü hissedene kadar Yiğit'e ders vermek, onu geri kazanmak, kazanır kazanmaz da kullanılmış mendil gibi kenara atmak hatta bir de çamurlu ayaklarıyla üzerine basmak için her yolu elbette deneyecek. Derya'nın uyarısına rağmen. Elektrik kesilmişse kofrayı patlatamazsın! (Ay bu Derya da ağzındaki aforizmaları hayatına geçirse keşke. Kızda ses var icraat yok) Bu sahneleri izlemesi zevkli olacak. Fikrimi sorarsanız Sibel, Yiğit'ten öte, cennete direk olsun! Haftalar önce fal bakıp, bu aşktan Sibel'e bi cacık olmaz demiştim. Okursunuz diye şuracığa bırakıyorum..


Aslında olması gereken nedir? Yiğit tipinde bir adamın şimdi aşk kapısını kapatıp yoluna bakması lazım. Aşk şimdilik onun ayağına pranga vurmaktan başka işe yaramaz. Helikopterden İstanbul'u izlerken de, yeşili hızla pas geçerken de yani Yiğit'e sadece göğü delen beton yığınlarını gözleten reji aslında onun aklından geçenlerin ipuçlarını veriyordu. Yiğit çok güçlenmeyi kafasına koydu. Zirveye, o korkunç gökdelenlerin de tepesine çıkacak. Ne pahasına olursa olsun. Olay, "Babamın intikamını alacağım"ı çoktaan geçti. Yiğit bunu anladığı gün karakterinin yaşayacağı kırılmayı izlemek de çok zevkli olacak. Mazlum ile Zalim arasındaki o ince çizgide raks edecek olan ve illa da tökezleyip vicdanıyla hesaplaşma yaşayacağı o an nasıl gelecek? Bir masuma kıydığında mı? Drama Kraliçe'si nasıl uygun görüyorsa öyle olacak Yiğit'in çöküşü ama bu hayat dersini mutlaka tadacak.. Hem de çok yakında (Yazar burada, fazla hızlı gidiyorsunuz demek istiyor- Saygılar!)


Kaçma Kübra.. Hayatla yüzleş ama kaçma..

Kübra... Şimdi içindeki o büyük boşluğu kendini uyutarak doldurmaya çalışan Kübra.. Şeker misali yuttuğu hapların tek sorumlusu Derya'dır. Utanmalı! İnsan ruhu, sorun yaşarken önce bulduğu her yalan dala tutunmayı ve dünyasını böyle korumayı, acısını böyle dindirmeyi tercih eder. Derya, "dostuna" yardımı olur umuduyla uzattığı o haplar ile Kübra'nın direnç duvarını ilk yıkandır. Ona bu kaçışı öğretendir. Taammüden olmasa bile Kübra'nın ipini çeken nazarımda Derya'dır. Sızım sızım sızlasın için Derya! İplikçi karılar gibi eline gelen hapı şak diye uzatır mısın, buyur izle eserini şimdi. Ha, günü gelecek bu konudaki sorumluluğunu anlayacak, üzülecek misin? Hiç sanmam! Derya, gemisini yürüten Kaptan misali çoktaaan kendi derdine düştü. Nihat ile aşk mı yaşasın, Truva Atı mı olsun? Yahu sözde adalet bekçisi insanlar vatandaşına kumpas kurar mı? Kuruyor arkadaş memleketimde! Üstelik bunlar sadece dramada da olmuyor. Şehirler arası yolda viraja sotalanıp, kendini alenen saklayarak hatalı sollama yapan sürücüleri avlayan Trafik Polisi de vatandaş avlamıyor mu? Avlıyor. Aynı hesap... Gelmiş kıza, "meşru müdaafaya sokarız ama bize Yiğit'i verirsen" diyor. Çirkin! Bütün dünyada işler böyle yürüyor, diyeceksin. Olabilir de yöntemin çirkin olmadığını ispat etmez. İnsanların aklına, "Dostumu satayım da kıçımı kurtarayım" fikrini 3 saniye için bile düşürmek çok çirkin değil mi?


Emir'e beyin nakli ya da bol bol balık tavsiye ediyorum. İyot neticede..

Aynı dert Emir'in de başında. Açık söyleyeyim çete çökertmeye yemin etmiş Dayı'nın gerekçesi beni pek bağlamadı. Tamam Hocam, ağabeyinize çok üzüldüm de Allah selamet versin diyerek çıkmalıydı Emir o odadan. Hoş, tonla laf etti "hak-hukuk-adalet" dedi ama yine de "kişisel adaletini arayan" adama yandaş mı olacak? Meh! Çete çökertilecek. Yiğit üç-beş sene yatacak. Dam'da kanatları mı çıkacak? Boş versenize! Masal bunlar, hem de boş masal.. Az konudan uzaklaşır gibi olacağım ama söylemem lazım. Drama yoluyla insanlara sosyal mesaj verilmesine, sahnelerin Kamu Spotu gibi yazılmasına ve kurgunun öğreten adam hamasetine yelken açmasına karşıyım. Dramada olanlar sizin soğancığınızda kendiliğinden bir yargı oluşturuyorsa, "yanlışı" gösteriyorsa ne ala ancak seyirlik iş yazanların boynunda bu tür sorumluluklar olmamalıdır. "Vay arkadaş ya izleyici bu karakteri idol alırsa" kaygusuyla hikaye yazamazsınız. Bunu koy kenara.

Ancak, Derya'nın şıp diye kıza hap uzatıvermesi de, Emir'in otobüsten Kübra'yı zırt diye alabilmesi de, açık söyleyeyim biraz canımı sıktı. Her iki sahne de çok gerçek olduğu için canımı sıktı. Ne yazık ki yıllardır kocakarı ilaçlarından da, "al iç iyi gelir"den de kurtulamadık. Yılda 3 haneli sayılarla kadın ölümü gerçekleşen ülkemizde otobüsün yolunu kesen "nikahlı koca"ya engel olacak sosyal bilinç de, toplum engeli de, yasa da geliştiremedik. "Emekçi"ye üç kuruşu toka eder, "şirketin kesin kuralları"nı da yıkar geçer, Kübra'nın nereye gittiğini şıp diye öğrenirsiniz. Yazan kalem de o sahnelere bir küçük "engel" konduramaz çünkü gerçekler TAM olarak böyledir. Yıl 2015 ama işler böyle yürür. Bugün memleketimin her köşesinde nikah yüzüğü gösterip o kadınla çocuğu otobüsten şıp diye alırsınız. İki kilometre ötede de boğar, bıçaklar, kurşunlar bir köşeye atarsınız. Kimsenin de gıkı çıkmaz... O otobüsün yolcusu da olsanız, ertesi gün bizim gibi gazetelere manşet olan habere bakar, derin derin iç çekersiniz. "Keşke.." dersiniz.. Keşke!

Böyle işte..
R.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER