Kertenkele'nin sakalları takma!

Efendim bir Cumartesi gecesini daha Kertenkele’yle, 12. bölümüyle geçirdik. Yazıya başlamadan önce okurlardan yoğunlukla gelen bir soruyu yanıtlayayım. Kertenkele’nin sakalları takma. Bu konuya daha önceki yazılarımda her hafta değiniyordum, artık sıkıldığınızı düşünüp bırakmıştım. Meğer merak devam ediyormuş :) Kertenkele’nin ilk bölümünde sakallı ve sakalsız sahneler bir arada bulunuyordu. Prodüksiyon planlamasındaki sıkıntılar nedeniyle bu sahnelerin arasında Timur Acar’ın sakallarının uzaması için yeterli süre beklenemedi. Böylelikle ilk bölümler takma sakal ile geçildi. Bu noktada takma sakalın yapıştırma olduğunu, yeni tıraşlı tene uygulanması gerektiğini, aksi halde kirli sakalın üzerine uygulandığında bile oldukça acı verdiğini belirteyim. Bu bağlamda Timur Acar’ın çekimlerden sonra çok zor durumda kaldığını söyleyebiliriz. Bu arada ikinci bölümde bir berber sahnesi vardı; hocanın sakallarını kısalttırdığı. Aslında tam bu noktada kendi sakallarına geçilecek sanmıştım ama bu fırsat harcandı. Ardından, yanılmıyorsam dördüncü bölüm gibi Timur Acar’ın sakalları yeterli boyuna ulaştığında takma sakaldan vazgeçildi. Birkaç bölüm sonra, nedenini bilmediğim bir şekilde tekrar takma sakala dönüldüğünü gördük. Bu sırada Timur Acar’ın oynadığı çeşitli TV reklamları dönmeye başladı ve kendisi sakalsızdı. Bu reklam filmlerinin bu dönemde çekildiğini düşünüyorum. Sonraki bölümlerde tekrar sakalların uzamasını bekledik ama beklenen an bir türlü gelmedi. İşte bu hafta 12. bölüm vardı ve ne yazık ki sakallar hala takma idi. Sanıyorum ki, diziye artık takma sakalla devam etme kararı alındı. Açıkçası böyle bir dizinin, imam olan ana karakterinin sakallarının sahte olması çok kötü bir izlenim bırakıyor diziyle ilgili. Dizinin geri kalanına hakim olan kalitenin aksine, çok özensiz bir görüntü çiziyor. Öte yandan, Timur Acar’ın bıyıklarının gerçek olması da durumu daha kötü yapıyor; sakallarla bıyıkların birleştiği yerler bir türlü gerçekçi olmuyor. Ayrıca renk farkı da bir türlü giderilebilmiş değil, takma sakallar biraz daha kızıla çalıyor.

Geçen hafta reytinglerde üçüncü sırada yer alan dizi, bu hafta beklemediğim bir şekilde ufak bir farkla da olsa ikinci sıraya oturdu. Geçen bölümle ilgili yazımda “bitse de gitsek” hissiyatımdan dem vurmuştum. Bu hafta da benzer hislerle izledim bölümü. Açıkçası artan dram dozu diziye yakışmıyor. Bu Tarz Benim gibi programların karakterler arası çatışmalardan, kavgalardan ve yaşamlarının hüznünden bu kadar prim yapmasının etkilerini görüyoruz belki de. Ülkemizde bir TV yapımı için en ucuz reyting kaynağı dram. Kertenkele de son iki bölümde fazlaca dram dolu sahnelerle vakit geçiriyor.


Bu bölümün dramları arasında Melis’in annesi Tülin ve Zehra ile olan çatışması, Komiser Ünsal’ın tablo konusunda yakayı ele vermesi ve bütün ailenin üzerine yüklenmesi, bunun sonucunda Ünsal’ın Levent’i ağlatması, normalleşen Betül - Ziya Hoca ilişkisinin tekrar kızışması vardı.

Dakikaları böyle ıvır zıvır dramla boşa harcadık. Birbirine bağıran bağırana, ağlayan ağlayana. Şüphesiz ki, haftaiçi bin türlü dizide dramdan kırılan bir halk olarak Cumartesi akşamını keyifle geçirmeyi hak ediyoruz. Kertenkele’den önce Bugünün Saraylısı vardı; tam da böyle sahnelerle dolu iki saat geçirtiyordu her hafta. Bugünün Saraylısı bitip yerine Kertenkele geçince derin bir oh çekip rahatlayacağımızı düşünmüştüm. Fakat 12 bölüm sonra görüyorum ki, Bugünün Saraylısı’nın hayaleti yavaştan hortluyor yine.

Zenginlik başa bela. Bütün gün evde oturunca can sıkıntısından birbirlerine sarıyorlar tabii. BBG evinden beter.

Dizideki bu kötüye gidiş o kadar baskın ki, her hafta bunları tekrar tekrar dile getirmek de çok zor geliyor. Sürekli kendini tekrar eden temalar da bu bölümde bitmek bilmedi. Kertenkele ile Semih’in birbirlerine bakıp içlerinden aynı şeyleri otuz kere geçirmeleri, Namık’ın her bölüm aynı diyaloglarla pastaneyi basması, Levent’in her bölüm Selin’e—şükür ki farklı diyaloglarla—sarkması, Seval’in Zehra’nın aşkını sürekli aynı diyaloglarla sorgulaması, Şevket’i Kertenkele’ye şikayet etmesi, Kertenkele’nin sürekli aynı diyaloglarla Zehra’yı Semih konusunda uyarması… gına getirdi.

Bu bölümdeki gereksiz, eğreti, antipatik kokoş sahneleri ise “başkası adına utanma” duygularımı kabarttı. Kokoşlar yine görüşelim dediler ama benzer sahneleri tekrar izlemeye yürek dayanmayacak. Moda konusunda Kertenkele’nin Semih’i acayip bozduğu sahne tam Kertenkele’de görmek istediğimiz sahnelerden olmasına rağmen, öncesi ve sonrasındaki kokoş muhabbeti bir daha görmemeyi temenni edeceğimiz sahnelerden.

Kertenkele Betül’ün çocuk doktoru olduğunu çok iyi biliyor. Buna rağmen muayene olmaya gitmesi bambaşka bir saçmalıktı. Deli Kenan’ın ise Semih ile Ziya Hoca bağlantısını sorgulaması çok saçmaydı; Kenan Semih’in Ekrem beylerde kaldığını biliyor. Zehra ile aynı yerde kalıyor yani, muhtemelen arkadaş. Zehra da Ziya Hoca’nın sözlüsü. Bu tarz saçmalıklar izleyenleri diziden soğutuyor. Ayrıca Zehra’nın Kara Faruk takıntısını anlayışla karşılamama rağmen sürekli aynı mantoyu giyen, aynı boya, aynı duruşa, aynı yürüyüşe, aynı parantez bacaklara sahip bu iki adamın aynı kişi olduğunu anlamaması yenilir yutulur cinsten değil. Bu bölümün sonunda Zehra artık boynuna sarıldı Kara Faruk’un, artık anlamaması mümkün değil diyeceğim ama senaristler bu mantıksız ikiliği sürdürmekte kararlı gibi duruyor. Haftalardır çözümlenmeyen problemlerin artık bıkkınlık yarattığının görülmesi gerek.


Bahsetmeden geçemeyeceğim bir başka konu ise bölümdeki çakma esprilerdi. Şevket’in cenaze arabasıyla ilgili “insanlar bu arabaya binmek için ölüyor” esprisi yıllardır internette dolaşan bir espriydi. Levent’in “zaten Levent kim ki” sözü ise İsmet İnönü ile ilgili geçen yıl çıkan caps’lerde vardı. Bu sözü Melis’in de tekrarlamış olması beni umutsuzluk denizine gark etti…

Dizinin bu haftaki pik noktası ise Hicabi’nin kalbi kırıldıktan sonra camiye gidip ilahi okuduğu sahneydi. Fatih Doğan’ın ağzına sağlık. Kelimelerle anlatmaya gerek yok, buyrun:

Bu arada asıl tehlike, diziye yeni gelen gerçek hocaya sıra gelmedi bir türlü. Hoca bu bölümde bir türlü camiye giremedi ama kararlı duruyor. Bakalım ileriki bölümlerde Kertenkele’nin başına ne gibi dertler açacak…

Önümüzdeki hafta Semih Zehra’nın şirketinin içini boşaltırken, sonunda Ziya Hoca ile nişanlanacak gibi duruyor. En büyük temennim Zehra’nın Kara Faruk ve Ziya Hoca’nın aynı kişi olduğunu anlaması artık. Selin Levent’e başka bir gözle bakmaya başlayacak gibi. Ünsal, Kara Faruk’u yakalamayacağına söz verse de peşini bırakmaz. Evden kovulduğuna göre tek dostu kalan Levent’i affedeceği aşikar. Melislerin ağlamadığı bir bölüm diliyorum hepimiz adına. Mutlu bir hafta sizlerin olsun efendim, sağlıcakla kalın.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER