İkinize de ömür boyu mutsuzluklar dilerim!
Tüm yoğunluğu ile bedenimizi hapsetmiş bir haftanın ardından yer yer bulutlu, biraz kapalı bir Cumartesi sabahına gözlerimizi açtık. Haftanın rehaveti ve üzerimizdeki ölü toprağının atılması için Cumartesi ve Pazar günleri olmazsa olmazlarımızdandır. Değerini en iyi bilmemiz gereken günlerdir. Zamanı maksimum tasarrufla kullanmamız gerekmektedir. Zira göz açıp kapayıncaya kadar Pazartesi sabahı geliverir. İş stresinden ve haftanın o ağdalı temposundan kaçtığınız Cumartesi gününün akşamında, Beyazcam karşısında vakit geçirebilmek için Güllerin Savaşı iyi bir seçenek olabilir. Pazar kahvaltıları önemlidir. Aile boyu birlikte vakit geçirilebilecek en uygun fırsatlardan biridir. Eğer şu anda, bu satırları okuyorsanız siz de Pazar kahvaltısında akşam izlediğiniz bölümün yorumunu merak etmişsiniz demektir. Haftanın son gününde, kahvaltınızın arasında veya gün içerisinde 5 dakikanızı ayırıp yorumu okumaya niyet ettiğiniz için RaninTv adına teşekkür ederim.
 
Güllerin Savaşı’nın 27. bölüm yorumumu final sahnesine kadar bitirmiştim, fakat finalinde öyle bir şey oldu ki yorumumu silmek zorunda kaldım. Son beş dakikalık sahne 27 bölümü özetler nitelikteydi. Doğrusunu söylemem gerekirse, Sercan Badur’un bu akşamki -özellikle son sahnedeki- oyununu soluksuz izledim (Cihan karakterini oluşturmak için Canan Ergüder’le çalıştığını Ranini’nin Canan Ergüder’le yaptığı röportajda okumuştum). Damla Sönmez'in de yüreğine, gönlüne sağlık. Şimdi dilerseniz bölüm yorumumuza geçelim.


Durup dururken Gülru öyle bir gol attı ki... 

Bölüm Salih Efendi’nin yedisi ile açıldı. Biz de sonuna yetişebildik. O da neydi? Daha duası biter bitmez taziye için gelen konukları evden bir kovmadıkları kaldı. Tamam, kabristan ziyareti önemliydi ama bu kadarı da yangından mal kaçırmak olmadı mı? Cümbür cemaat hazırlanıp tam kabristanın yolunu tutarken Gülru onlarla gelmedi. Yalnız Yener’in annesi de az değil. Kaşla göz arasında Gülru’daki değişikliğin farkına vardı. Mezarlık dönüşünde ise Gülru’nun sürpriz mesajı ile karşı karşıya kaldılar.


Hayırdır Halide? Son iki bölümdür boğazlanmaktan hoşlanmaya mı başladın yoksa?

Şimdi gelelim esas konumuza. Aslında olanları biliyorsunuz. Bilmeyenler için kısa özet geçecek olursam; Gülru, Gülfem ile Cahide’nin hain planını öğrendikten sonra kendince Gülfem Sipahi'den intikam almak için ant içti. Bu da ancak Cihan’ın hayatına dâhil olmakla gerçekleşebilirdi. O an için dâhice bir fikir gibi duruyordu. Fakat bence Gülru da, Duygu gibi Cihan’ı kötü düşünce ve emellerine alet etti. Zayıflığından yararlanacaktı. Hiçbir zaman kocalık vasıflarını yerine getiremeyecek, yarım bir adamla evlenme fikri Gülru için idealdi. Çünkü yalnızca Gülfem’in hakkından böyle gelebileceğini biliyordu.


Gözlerimde yaş, kalbimde sızı... Unutamadım unutamadım ne olur anla beni 

Hadi gelin, biraz empati kuralım. Ömer’in yerinde siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz kadını veya erkeği başkası ile nikâh masasında görseniz ne düşünürdünüz? Bırakın nikâh masasını yan yana görmeye bile tahammül edemezdiniz. Burada Ömer’in tepkisi, öfkesi, hayal kırıklığı gözle görülebilecek ölçüde hissediliyordu. Yapması gereken buydu. Çünkü sebebini bilmediği bir şekilde ve hiçbir zaman kendisi için rakip bile görmediği bir çocuğa yenildi. Şaşkındı. Nedenini anlayamıyordu. Bu evliliğe inanmak istemiyordu. Sevdiği kız ellerinin arasından kayıp gidiyordu. Beyninin ona oyun oynadığını görmek isterdi.  Engel olmalıydı. Olamıyordu. Namlunun ucuna doğru korkusuzca durduğunda Ömer’in aşkına inandım. Gözündeki çaresizliği görebiliyordum.


Savaş bitmedi. Savaş daha yeni başlıyor!


Gülfem rocks! 


"Sen bu savaşta sadece o karım dediğin şeytanın karnına doğrulttuğu silahsın."

Gülfem Sipahi! Evet, en çok da bu evlilik hususunda onun tepkisini bekliyordum. Savaş kartlarını bu denli açmışken durumu sükûnet ile karşılayacağını beklemek yanlış olurdu. Gülru ile Cihan’ı el ele gördüğünde durumu yadırgamamıştı; ama evlilik cüzdanını gördüğünde her şey o anda bitmişti. Durumun şokuyla baygınlık geçirdi. Sonra bir baktık karga tulumba ambulansın sedyesinde gidiyor. Gözlerini açması, çıplak ayaklarla ambulanstan fırlaması ve Gülru’ya saldırması birkaç saniye içinde oldu. Gülfem’e hak vermiyor değilim. Mantıklı düşünmek gerekirse; Gülru’nun kendisinden daha iyi ve başarılı olduğu için başlattığı bu çekişme, sevdiği adamı kaybetmeye ve hayatta tek değer verdiği varlığın avuçlarının arasından sıyrılmasına yetmişti. Kendini koruması ve kurtarması için yapacağı şey planları doğrultusunda gereksiz kişi ve ayrıntılardan kurtulmak olacaktı.


Tehlikeli ikili

Son iki bölümdür dikkatimi çeken ve aslında senaristlerin kurgulamış olduğu en güzel ayrıntı Duygu ve Mert oldu. Diziye neden katıldığını anlamadığım Duygu’nun ve Mert’in rollerinin niçin bu kadar azaltılması anlam veremiyordum. Eğer dizimizin senarist (Karayazı) grubu – yorumlarımı takip ediyorsa – geçen bölümler içinde yazdığım Mert serzenişine kulak verdilerse beni mesut etti. Neden mi? Duygu ve Mert birbirlerine cuk olmuş. Öyle ki şahane komedi sahneleri çıkabilir. Tahminimce Cihan ile Gülru’yu ayırmak için ellerinden gelen tüm çabayı ve gücü sarf edeceklerdir. Onlar bu hinliklerle uğraşırken, fark etmeden, aşkları da bacayı çoktan saracaktır. Bakalım, zamanla bekleyip göreceğiz.


 
Bölümün en yüksek tansiyonlu sahnesi ya da şöyle demeliyim, bölümün kreması kesinlikle son on dakikadaki sahne idi. Evin içinde ne zaman bitecek nidaları atarken nefesimi yerinden kesecek sahne geldi. Gülfem, avukatından Gülru ile Cihan’ın evliliğini geçersiz sayacak bir ipucu aldı. Eğer Cihan’a ruhsal ve zihinsel hastalığını kanıtlayacak bir rapor alırsa evlilik geçersiz sayılacaktı. Keşke böyle sahte yollara başvuracağına nikâh iptali için dava açsaydı. Hukuki süreçlerle bu sancılı dönemi atlatabilirlerdi. Böyle yapınca reel yaşam oluyor. Ama nerede hile, hurda ve sahtekârlık olursa dizi oluyor. Çünkü heyecan var. Aksiyon ve dinamizm var.

Gülfem bir şekilde psikiyatr Candan Hanım’ı tehditlerle Cihan’a rapor vermeyi kabul ettirdi. Her şey organize olmuştu. Yalnızca zaman senkronizasyonu önemliydi. O da oldu mu, Gülru’nun sonu gelmişti. Candan Hanım, Cihan’ı sinirlendirmeyi başardı. Gülru son dakikalarda yetişse bile Cihan’ın sinirini ve öfkesini yatıştıramadı. Cihan’ı o halde görmek beni üzdü (Benim anlamadığım ya da anlamak istemediğim bir problem var. Bizler artık 2015 yılında yaşıyoruz. Anlamadığım şey ise günümüzde hâlâ “deli” gömleğini – hani beyaz, uzun kollu ve ters giydirileninden –  kullanıyorlar mı? Zamanında belki hastaları zapt etmesi daha kolay olduğu için bunu yapmış olabilirler, fakat bu gömleği insan onuruna karşı aşağılayı bir kullanım şekli olarak görüyorum). Size geçen haftaki yazımda Gülru ile olan evliliğin Cihan'ın sağlık durumunu ne şekilde etkileyeceğini merak ettiğimi yazmıştım. Görünen o ki Cihan’ı bu hale getiren yalnızca Gülru değildi. Meğer Cihan’ın en büyük düşmanı Gülfem’miş...

Mortis

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER