Kertenkele’nin etrafı sarıldı!
Semih... kirli ellerini masum yuvamızın üzerinden çek artık!

Bir haftalık bir aradan sonra Kertenkele 11. bölümüyle bizlerleydi. Diziye, yani seyircilerin seyir keyfine verilen bir haftalık aranın seyirciyi mutlu eden ve özlemini gideren bir dönüşle olmasını umut ederdim. Bu bölümü ise çoğunlukla can sıkıntısı ve “bitse de gitsek” hissiyatı içinde takip ettim. Belki aradan, belki de bu durumdan, dizi bu hafta reyting listelerinde 3. sırada yer aldı.

Kertenkele’nin en önemli özelliği akıcı senaryosu ve vakit geçirmek için uydurulan sahnelerin yokluğuydu. Azlığı değil, yokluğuydu. Ayrıca abartı hüzün ve ağlaklık içeren sahneler de dizide yer almıyordu. Dizide dram dozu hep dengeli olmuştu fakat ilk defa bu bölümde keyifsiz bir hâl aldığını söyleyebiliriz. 11. bölüm Kertenkele’de yanılmıyorsam daha önce hiç duymadığımız bir tema müziği eşliğinde, Kertenkele’nin ağlayarak kardeşini bulması ve açılamaması konusunu flashback’ler ile arkadaşı Şevket’e anlattığı bir sahneyle açıldı. Açıkçası bu 11 bölüm içerisinde Kertenkele’nin tarzıyla bu kadar alakasız bir sahne görmemiştim.

Kardeşine açılamayan Kertenkele, sonrasında ağlamaktan bitap düşüyor

Bölümün geri kalanı kendini tekrar eden temalar üzerine kuruluydu. Arada bir iki yeni enstantane ile keyif alabildik. Bunlardan biri Deli Kenan’ı ziyaret eden Rus mafyası sahnesiydi. Özellikle Namık’ın tepkileri—ki Emre Melemez bu rolde dizinin başından beri inanılmaz bir performans sergiliyordu—oldukça güldürdü. Deli Kenan’ın caka satmak için yaptığı “ben o parayı Namık’a harçlık olarak veriyorum,” havaları ve Namık’ın ağlaması, belki de bu bölümün pik noktasıydı. Yine mantıksızlık denizine bir olta daha atıldı ve henüz çözümlenmedi. Gerçekten de, Rus mafyasının beş yüz bin dolar için Türkiye’ye gelip Deli Kenan’dan yardım istemesi çok absürttü. Bu, Rus mafyasının ziyadesiyle önem verdiği onur konusuna bağlanabilirdi; “mesele beş yüz bin değil, onurumuz lekelendi,” denebilirdi. Bu bölümde Deli Kenan Semih’i yakaladı ama bu doğrultuda bir ipucu yakalayamadık. Daha önce de benzer bir şekilde çözülmeyen absürt konularla karşılaşmıştık. Açıkçası, dizideki karakterlere bile absürt gelen konuların böyle bırakılmasını anlayamıyorum.

Dramın ağırlığını hissettirdiği konulardan biri bir mahallelinin haciz yüzünden ailesinden olmasıydı. Bu ibretlik hikaye vaazda anlatmak için oldukça uygun olsa da, bölümü gereksiz bir mateme bürüdüğünü söyleyebilirim. Kertenkele’nin dinî bağlam içerisinde hüzün duygularını sömüren bir dizi olmaması gerekiyor.

Betül-Kertenkele lobisi parasızlık yüzünden eşinden ayrılan kadını ikna turlarında

Öte yandan Levent’in Selin’e olan aşkı, bitmesi gereken bir noktadayken tekrar alevlendi. Hem Levent’in dakikalarca ağlaması (üstelik flashback ile) hem de Deli Kenan ile tekrar karşılaşmaları—hatta Levent bu sefer kelepçeyi taktı—son derece umutsuz bir vakaydı. Dizinin bu temayı acilen bırakması gerekiyor. Deli Kenan ile Selin arasında daha ilginç bir ilişki söz konusu olabilir; fakat “imkansız aşk” temasında Ziya-Zehra aşkı gönülleri yeterince dağlıyor. Levent’in çapsızlıklarının başı çektiği bir aşk hikayesi ancak uzun zamanda çözülebilecek bir durum. Bu tarz dizilerde ise böyle temalar dizinin ana teması olmadığı durumda genelde ilgiyi ana konudan saptıran, seyirci tarafından acilen bitmesi beklenen, istenmeyen temalara dönüşüyor. Kertenkele, bu tarz yan temalarla desteklenmesi gereken bir dizi değil. Ana teması zaten oldukça yeterli ve bereketli.

Ziya hocanın Zehra’yı iki kere, aynı kafede Semih ile basması da yine çok fazla geldi. Ne olursa olsun, Zehra’nın böyle bir şeye ikinci kez imkan sağlaması mümkün değildi. Yani, en azından başka kafede buluşsalardı… Ziya hocanın Zehra’yı her bölümde bu konuda iki-üç kere uyarması gına getirtiyor.

Tekrar ziyaret edilen konulardan bir diğeri ise Hale’nin Ünsal’ı işinden dolayı evinden kovmasıydı. Şükür ki bu sefer kısa sürede bitti—diye ümit ediyorum! Gerçekten, artık dizinin biraz yeniliğe ihtiyacı var sanki.

Hicabi hiç değişmesin ama. Müthiş bir karakter; Fatih Doğan bu bölümde de yine çok iyiydi.

Dizinin ikinci pik noktası ise, zannımca Karadayı’da Sermet Yeşil’in Oscarlık bir performansla canlandırdığı efsane karakter Sarı Cemal’e yapılan göndermeydi. Namık, Deli Kenan’ın söylediği bir lafa şaşkınlık içerisinde, “ben anlamadım şimdi, biz Ekrem’den yürümeyecek miydik AGA,” diyor. Bu sözün çok benzerini Sarı Cemal de Mahir için kullanmıştı :) Karadayı fanları olarak, bu lafın üzerine gelmesini aylardır beklediğimiz tokat ise Deli Kenan’dan geldi, içimizin yağları eridi! :)

Kötü gelin Tülin’in oldukça masum bir şekilde kovaladığı şeytanî planlar ise diziye inanılmaz uygun gidiyor. Daha önce birkaç kez eleştirdiğim şekilde, Tülin çok uç kötülükte bir karakter olarak çiziliyordu. Bu bölümde Selin’i dedesinin ilgisini çekecek şekilde konumlamaya başlaması ve bunun için yaptığı hareketler oldukça ılımlı bir kötülük sergiliyor ve dizinin genel iyimser havasını bozmadığı için sırıtmıyor.

Bu arada uzun zamandır düşündüğüm ve bu bölümde iyice garipsediğim bir durumu daha dile getirmek istiyorum; dizilerde küfürler ve bazı kelimeler sansürleniyor. Bunu kısmen doğru kısmen yanlış buluyorum, fakat “anasını satayım” sansürlenmeden defalarca kullanılabiliyorken, örneğin “yavşak” sansürleniyor. Burada konu yavşak kelimesinin sansürlenmesi değil, fakat “anasını satayım” çok daha pis bir küfür gibi geliyor bana. Belki bu noktada bir kültürel arkaplanı kaçırıyorum, fakat bu sözün normalleştirilmiş olmasını anlamakta güçlük çekiyorum.

Bu haftaki bölüm hiç beklenmedik bir şekilde bitti. Mahalleye gerçekten bir imam atanmış! Artık hiç şaşırmadığımız bir tesadüfle, camiiyi ararken Kertenkele ile karşılaşıyor. Kertenkele daha önceki bölüm sonlarında havada kalan durumlardan kısa bir şekilde sıyrılmayı başarıyordu. Denize atlama sahnesi, Ünsal’ın elinden kurtulma sahneleri, Deli Kenan’ın elinden kurtulma sahneleri gibi sahneler ertesi bölümde hemen çözümleniyordu. Fakat yeni gelen imam, Selahattin Taşdöğen gibi oldukça kariyerli bir oyuncu tarafından canlandırıldığına göre, daha önceki bölümlerin aksine bu çok daha uzun soluklu bir tema olacak gibi duruyor. Aklıma ilk gelen şey, mahallelinin yeni imamı kabullenmeyeceği, Ziya hocayı geri isteyeceği yönünde. Öte yandan Ziya hocanın Zehra ile yıldırım nikahı yapması için Ekrem beyin verdiği müddet bir hafta idi. Bu iki konu birleşebilir, belki Ziya hocanın (balayı için?) yıllık izne ayrılması ile yerine yeni imamın geçmesi söz konusu olabilir. Kertenkele’nin yeni imamdan kurtulmak için bir kötülüğe başvurması mümkün değil. Belki ona açılabilir, hani dizi tesadüfî(!) ilişkilere doymuyor ya; kimbilir belki yeni imam Kertenkele’nin son hırsızlığı olan kara kaplı defterin sahibi asıl imamın öğrencisi çıkar, Kertenkele de ben de onun öğrencisiyim ayağına bir yakınlık sağlamaya çalışabilir. Bu o kadar beklenmedik bir değişiklik oldu ki, her türlü olasılık mümkün. Ne olursa olsun, Kertenkele’nin bu sefer ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığını söyleyebiliriz. Bir tarafta Deli Kenan, bir tarafda Komiser Ünsal, bir tarafta Semih derken şimdi bir de yeni imam ortaya çıkınca Kertenkele’nin dört bir tarafının düşmanlarca çevrildiğini söylemek yanlış olmaz. Bakalım Kertenkele gittikçe daralan bu çemberden nasıl çıkacak.

Yeni imam, son derece yakıcı bakışlarıyla usta oyuncu Selahattin Taşdöğen

Dizilerin her bölümü çok iyi olacak diye bir şart yok. Bazen yokluktan, bazen de bir sonraki bölümde olacak büyük olaylara hazırlık için filler episode’lar (doldurma, ara bölüm) yayınlanır. Bu bölümü bir filler episode olarak kabul edelim ve önümüzdeki bölümde tekrar keyifli bir akşam geçirme temennisiyle bu haftaki yazıyı da noktalayalım. Esen kalın efendim, mutlu bir hafta sizinle olsun.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER