Size mutluluğun fotoğrafını çektim:
Çok hassas noktama dokunmuşsun ya bu hafta Kiraz Mevsimi! Baba özlemi konusuna hiç girmeyecektin. Ya da, baba özlemi çekmiş o iki çocuğun karşısına o babayı daha farklı bir hikâyeyle çıkartacaktın :(  


Hasan Şahintürk’ü Meral’in eski eşi, Öykü ve Cem’in babaları Kemal olarak izledik bu hafta. Hasan Şahintürk Kiraz Mevsimi’ne hoş geldi ama sanırım bi ateş alıp gidecek, ya da tam aksi, tüm aileyi yakıp geçecek! Rolü gereği ağır hasta olduğunu öğrendiğimiz ve adı konuk oyuncu olarak geçtiği için üzgünüm. 

Kemal’in Kiraz Mevsimi’nde kaç bölüm yer alacağını bilmiyorum ve durumuna bakılırsa bu çok uzun olmayacak. Ancak, Kemal’in bunca zamandır neler yaşadığı, çocuklarına nasıl bir özlem duyduğu konusunu çok havada kalmış buldum. Kemal, Meral’i ve çocuklarını bir başka kadın için terk etmiş, o kadınla evlenmiş ancak mutlu olamamış ve sonra da Meral, Öykü ve Cem’e geri dönememiş. Neden?

Sebep; cesaret edememiş! Ama Cem’in maçlarının hiç birini kaçırmamış. Öykü’nün çizdiği ilk resmi yıllarca saklamış. Peki, şimdi hasta olduğunu öğrendikten sonra, hatta hastalığının son aşamasına gelmişken, seneler önce terk ettiği çocuklarını görmeye geldiğinde, bu bir öncekinden daha da büyük bir bencillik değil midir? Ben cevap vereyim, daniskasıdır. 

Sağlıklı olduğu her dakikayı çocuklarını gizli gizli takip etmek yerine beraber geçireceğine, sağlığını kaybettikten sonra çocuklarını görmek istemesinin açıklamasını bencillikten ayrı tutarak yapacak olan varsa buyursun beri gelsin. Bu DEV bencilliği iki saat süresince duygusal sahneler eşliğinde izleyince bile ben, bu babayı  kusura bakmayın ama sevemedim.  

Ancak, Cem rolündeki Tamer Berke Sarıkaya’nın yaşı itibariyle de ihtiyaç duyduğu babayı bir anda karşısında bulması ile yansıttığı o mutluluğa bayıldım. Öykü ise babasına olan özlemini terk edilmenin öfkesinin ardına gizlemişti. Ayaz’ın ölen babasına duyduğu özlem bile Öykü’yü yumuşatmaya yetmedi. Ta ki o da babasını tamamen kaybedebileceğini öğrendiği ana kadar. 


Dizilerde en çok ayırılıp barışan çift rekoruna giden Mete ve Şeyma bir defa daha barıştılar. Mete’ye "ailen mi, Şeyma mı?" diye soran baba, oğlunun üzüntüsüne dayanamadı ve bana göre kızı ile oğlu arasında bir seçim yaptı, oğlunu seçti. Her ne kadar Burcu kendi isteği ile evden ayrı yaşamak ve ayakları üzerinde durmak istese de, babasının tüm bunlara sebep olan Şeyma’nın ayağına kadar giderek onu yeniden eve getirmesi son derece abesti. O ev o aile için annelerinden dolayı kutsalsa, Şeyma’nın o eve ısrar edilerek getirilmesine ben abes derim, evet. 

Hatta bir de üstüne Mete Şeyma’ya "evi yeniden dekore et" dediğinde “pes” dedim. Acaba Şeyma Mete’ye büyü yapmış olabilir mi? Kızıl büyü mesela! Yalnız, o ev dekorasyonu konusunda büyük yanlış anlaşılma var, ama ben sesimi çıkartmayayım, yesinler birbirlerini.

On parmağında on marifet Şeyma, bir yandan Mete’ye yaklaşma planları yaparken, diğer yandan aldığı maaşın hakkını vermek için yine Ayaz ve Öykü’nün arasını açmaya çalışmış meğer. Bir çekirge kaç defa zıplayabilir teorisini baştan yazdı Şeyma. Her zıpladığında yakalandı ama her defasında merhamet gördü, ancak hiçbir zaman kendi merhamet etmedi. Hala geçmişte olan bitene bakmadan tam gaz planlarına devam ediyor. Bunun sınırı nerede çizilecek, merak ediyorum. (Bakınız: 25. Bölüm fragmanı, mı acabaaa?)


Sevdiceğinin gözünün içine bakıp, o olmazsa baktığı yere bakıp ne hissettiğini anlayan Ayaz yapmışlar bu bölüm yine. Boşuna demiyorum, Ayaz okullarda okutulsun diye. Bu sanırım üçüncü yazışım, henüz Milli Eğitim’den ses yok ama umutluyum.  

Bölümün geneline bakarsak; aşırı doz duygusallık yüklenmiş bir bölümdü, ve biraz ağır geldiğini söylemeliyim. Diziden olan beklenti “romantik komedi” iken ve "baba ile ailenin dramı"nın alıcısı çok sınırlı iken, bölümde yoğunluklu olarak bu dramı izlemek biraz yordu beni. Bunun bu seviyede kalacağını sanmıyorum, umuyorum bu bölüme özgü bir durumdu. Gelecek haftalarda Şeyma’nın çektirtiği fotoğraflarla patlatacağı bombaları izleyeceğiz görünüyor. Aa bir de kınamız var, Öykü gelin oluyor gibi, fragmanı görmeyen kaldıysa haftanın “EN”lerinin altında bulabilir. İşte bu haftadan seçtiklerim: 

EN güzel mesaj: Burcu’nun kendi çabası ile ayakları üstünde durmaya çalışması. Elbette bu herkesin harcı değil. Her aile çocuğuna bunu başarabilmesi için gerekli donanımı ve özgüveni küçük yaşlardan itibaren vermeye başlamalı.  

EN duygusal anlar: Cem ve babasının birlikte geçirdiği dakikalar

EN romantik dakikalar: Ayaz’ın sürprizin içinden çıkan şarkılı sürprizi 

EN eğlenceli anlar: Burcu’nun gerçek dünya ile imtihanı

EN “yok artık” dediğim sahne: Kemal’in Öykü’nün aklına evlilik fikrini sokması! Ölüm döşeğinde söylenecek söz mü o Kemal amca? Yine bencillik mode on. Bak kız gitti koşa koşa evlenme teklif etmeye! 







BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER