Faruk olmak faydalı bir şey mi hocam?
—dizideki favori karakterim Hicabi’nin sorularından en iyisi!

Faruk olmanin faydalarını bilmiyorum ama çakma Faruk olmak Kertenkele’nin epey işine yaradı bu bölüm! Aklı bir gelip bir giden Deli Kenan, oldukça saçma bir şekilde de olsa Faruk olmak ile itham edince Kertenkele’yi, kuyruğu bırakarak kaçmak için fırsat doğdu bizimkine.

Berbat drama örgüleriyle kaynayan yapış yapış Türk dizilerinin aksine oldukça temiz bir düzlemde geçen Kertenkele özellikle 7. bölümüyle beni ziyadesiyle mutlu etti. 40 saat süren karşılıklı göz süzüşler, Hint filmlerine özenen, resmen müzik klibi haline dönen sahneler, kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan, ruh hastası karakterlerle bezeli hikayelerin sağladığı çakma reyting yöntemlerine tamah etmeyip yaratıcı kurgularla tutunmaya çalışan Kertenkele’nin hak ettiği ilgiyi görmesi beni sevindiriyor. Geçen yazımda belirttiğim, mantık sınırlarını zorlayan senaryoların da bu bölümde neredeyse hiç olmadığını gördük. Hatta, hemen şimdi itiraf edeyim, dizinin sonunda Kertenkele’nin Ünsal’ın ağzından kaleme aldığı notu okuyunca tüylerim ürperdi, gözümden bir damla yaş geldi! Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, beklenmedik durumlarda dizinin müziğinin yavaşlayıp duran plak edasıyla durmasına hayranım :) Biraz fazla kullanılıyor ama yine de her seferinde takdiri hak ediyor :)

Standart Türk dizilerinin aksine dimdik duran, onurunu, sevgisini koruyan Kertenkele’nin Zehra’ya yaptığı “naz”ı keyifle izliyorum ve hemcinslerimin örnek almasını umut ediyorum.

İkinci (!) en iyi hırsız Cezmi çok başarılı bir karakterdi!

Bu bölümde işlenen temalara bakarsak, Kenan’ın Zehra’nın annesinin tablosuna takık olmasının arkasından umarım bir gizli aşk hikayesi çıkmaz! Dizi daha fazla karakterler arası bağlantı kaldıracak seviyede değil, çoktan satüre oldu. Ayrıca mahalleli Erol beyin Ziya hocanın hikmetine vakıf olduğunu da ölmeden gördük! Ustaca ve şansının da yardımıyla Kuran okumaktan yırtıpö Erol beyi kendine müteşekkir bıraktı Kertenkele (dizinin karakterler arasında yeni bir bağlantıyı kaldıramayacağını söylemiş miydim? Görünce biraz midem bulanmadı değil). Yalnız tahminimce iki, üç haftadır imamlık yapan Kertenkele’nin, hazır bilgisayarı da varken bir Youtube açıp, bir Yusuf Tavaslı kitabı alıp da iki dua öğrenmesini beklerdim. Bu kadar zeki bir adamın bu tarz durumlarda sık sık kalacağını bilmesi gerekirdi. Nasıl olsa ülkemizde kimse doğru dürüst Arapça bilmiyor (yakında o da değişecek gibi ya!), sesini benzetse, kelimeleri uydursa bile yeter milleti kandırmaya. Ayrıca Kenan’ın hatırlattığı dövme mevzusu üzerine, Kertenkele’nin bir an önce dövmesini sildirmesi gerektiği geldi aklıma! Gerçekten benzer bir durumda kalsa hayatta kurtulamaz :)

Tablo hırsızlığı ile ilgili yegane mutsuzluğum, Deli Kenan ile müzayedede o kadar kapışmış olan Ekrem beyin, Kenan’dan şüphelenmemiş olması idi. Öte yandan, Kertenkele’yi eski mesleğinde görmek de epey hoştu. Cezmi’ye pabuç bırakmayan eski toprak Kertenkele, bir taşla iki kuş vurarak tabloyu Ünsal’a hediye etti. Ünsal’ın Kertenkele’nin ölmediğine işaret eden, tablo ile ilgili zeki çıkarımı ise aptallık akan Türk dizilerinin arasında ışık gibi parlıyordu.

İyi oyunculuklarla, iyi diyaloglarla, yaratıcı enstantanelerle iyi dizi yapılabileceğini görüyor olmaktan her yazıda bir iki defa bahsediyorum, zira yeterince vurgulayamadığımı düşünüyorum. Daha önceden yakındığım, Hicabi’nin sorularının özgün olmadığı, oysa çok iyi bir mizah kaynağı olabileceği durumunun da artık iyiden iyiye düzeldiğini görüyoruz. Herhalde kalbi çok temiz olduğu için olaylar Hicabi’ye malum oluyor, önemli olayların ardından mutlaka o konuyla ilgili bir soru soruyor Hicabi. Kertenkele ise açılan ortalara yaptığı artistik vuruşlarla gollerine devam ediyor.

Hicabi gibi, dizinin tekrarlayan temalarının arasında olan; Deli Kenan’ın adamlarını paraladığı, Ünsal’ın Levent’in torpiline inanamadığı, Şevket’in mütemadiyen yavşadığı, Selin’in “gerizekalı”larıyla donattığı sahneler izleyicilerde alışkanlıklar yaratmaya başladı bile. Tülin’in Ferruh’la ve Melis’le olan her tartışmasında “almıyor burası, almıyor!” diyeceğini öngörmek ve bunun sonradan gerçekleşmesi gibi durumlar sizi diziye daha çok bağlıyor.

Dizinin mizahi öğeleri de başka bir boyutta. Ünsal’ın “oğlum biz Amerikan polisi miyiz?” lafları ve Levent’in parça pinçik muhabbetinden sonra, müştemilatın ne olduğu konusu da uzun süre güldürdü.

Kertenkele: Ne demek lan müştemilat, anlamını biliyor musun?
Şevket: Müştemilat, küçük, huzurlu, hasret kokan yuva demek. Malikâne’nin küçüğü.

Müştemilat tartışması. Şevket camiide uyumaktan rahatsız, huzurlu, hasret kokan yuvasını özlüyor!

Önümüzdeki bölümde muhtemelen Ünsal’ın kabul göreceği, evin hizmetlilerinin Tülin’in oyununu açık edeceği, Seval ile Zehra arasındaki çekişmenin alevleneceği sahneler izleyeceğiz. Bir şekilde, Ünsal’ın Kertenkele’nin sırrına vakıf olduğu ve fakat ona mahcubiyetinden (belki de bu tablo hikayesi gibi bir sebepten) bunu gizlemeye çalıştığı bir senaryo görmek isterdim. Bu bölümün sonunda pek bir cliffhanger olmasa da, önümüzdeki haftayı iple çekecek kadar materyal çıktı. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere diyor, yayında ve yapımda emeği geçen tüm ekip arkadaşlarım adına hepinize iyi haftalar diliyorum efendim, esen kalın!

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER