Ay ve Yıldız'ın kavuşması...

En sonda söylemem gerekeni en başta söyleyeyim. Tabii siz yine okumaya devam edersiniz mutlu olurum. Mevcut şartları da göz önüne alırsak enfes bir Vadi bölümü izledik. Başından sonuna kadar iyi kurgulanmıştı. Başrol oyuncusunu sadece üç dakika kullanabildiği halde dizinin bu performansı ortaya koyabilmesi müthiş bir iş. Emeği geçen herkese helal olsun.

Daha ilk dakikadan artık Süha meselesinin bu bölümde nihayete ereceğini öğrenmek güzel oldu. Dayı gibi resmen şişmiştim artık. Akif ise İstanbul’a doğru yola çıktı. Önceki bölüm dizi-yorum’unda yolda mutlaka bir şeyler olur demiştim. Yanılmadım da ama İngilizler hem bana, hem Siyah Sancak’a çalımı attı.

Brendan’ın planını duyduktan sonra yediğim çalımı umursamadım bile. Akif adliyeye girerken biri basının da önünde Polat Alemdar’ın adamı olduğunu resmen itiraf edecek ve Akif’i öldürecek. Böylece Akif en son ifadesinden önce susturulmuş olacak ama önceden birilerinin hazırladığı ilk ifadeler bir şekilde basına sızdırılacak. Böylece Polat Alemdar’ın terörist olduğu akıllara kazınmış olacak. Bu İngilizlerden korkulur diyorum da boşuna demiyorum.

Daha Akif üzerine kurdukları planın şokunu atlatamamışken bir de baktık ki Süha’yı paketliyorlar. Yine İngilizler...  Kafada deli sorular. Süha’ya nerden ulaştılar? Ya Süha konuşursa?.. Bunları düşünürken peşlerine takılan Timur da paket oldu. İngilizler kargo işlerinde iyi galiba... Neyse ki bulunduğu yerin koordinatlarını merkeze yollamayı başarmış. Timur’da genel bir formsuzluk görüyorum. Bu adam pek becerikli duruyordu. Toplar umarım.

Baltazar'ı baltasıyla gördük nihayet. Kuaför Pittbull’un parmaklarını kesecek sanmadım desem yalan olur ama iyi kullanıyormuş baltayı takdir ettim. Kafaya bir kez daha Pusat’ı koymuş. Pusat “ya bi git” dedikçe Baltazar kaşınıyor. Nasıl ki tahminimce sadakatsiz seksek Mete’nin ölümü Akif’in elinden olacak, Baltazar’ı da Pusat indirecek. Zira bu kadar karşı karşıya gelmesine rağmen ders almayan bir ikisi kaldı.

Asosyal Fehmi nihayet evden çıkmış ama yine kalabalıkların olmadığı bir yere gitmiş. Unutmadan söyleyeyim kötü bir golfçü Fehmi. Vücudu tam olarak kıvrılamıyor. Tabii iyi olmasına da gerek yok. Baktı girmiyor, her devrin adamı Hakkı’ya söyler deliği genişletir. Konsey için ilk adayı Reşat Bey'le konuşmaya başladılar. Aslında Fehmi gayet kibar başladı ama Reşat Bey sadece küstahlık yapmaya gelmiş.

Reşat önce evinden çıkmamasıyla dalga geçti ki buna ben de çok alındım. Neyse ki Fehmi bir Baron’a yakışır şekilde yapıştırdı cevabını, “benim evim İstanbul!” Sonra Reşat Bey “senin başında bulunduğun konsey hiç inandırıcı gelmiyor.” dedi ve bizzat Fehmi’yi aşağıladı. Fehmi hadi buna da belki eyvallah derdi ama laf çocuklara ve babalığına uzanınca orada ipler koptu doğal olarak. Sadece Fehmi’nin değil, kimsenin çocuklarıyla ve ebeveynliği ile ilgili olumsuz yorum yapılmaz. Ayıptır. Fehmi de gücünün sınanmasını bırak, işi kişiselleştiren birine karşı bir Baron’un vermesi gereken net cevabı verdi. Acımasız mı? Çok... Fakat Baronlar böyle yaparlar.

Asker ayakta dikilme camın parasını bırak dibine sonra laf söz olmasın alemlerde..

İngilizler, Süha Bey'i almışlar ama adamın değerine ilişkin zerre fikirleri yok. Nasıl olsun ki? İhtiyarların bile galiba haberi yok. Yasin komutan ise yıldırım gibi bitti oraya. Gayet sessizce diplerine kadar girdiler ve gerçekten güzel bir operasyonla tüm evi ele geçirdiler. İnsan gururlanıyor. Süha Bey, kurtarılma sahnesinde Lions askerinin silahını indirmesiyle bir efsaneye de tanıklık etmiş oldu. Yasin komutanın sadece ölülere gösterdiği o yüz ifadesini gördü. Neyse ki Timur da ucuz atlatmış oldu. Amerikalılar çok pis adam eziyorlardı mesela. İngilizler bu konuda da biraz rahat. Klasik yöntemleri deniyorlar. Timur’u ağzından yere salya düşerken de bulabilirlerdi. Bundan sonra ballı Timur mu desem acaba? Juliet de yine ucuz kurtuldu. Aslında gitmesi iyi oldu. Kalsaydı fazladan Lions askeri olacaktı.

Seksek Mete sayesinde İngilizlerin, Türkiye’deki işlerini kimin üzerinden yürütmeye çalıştıklarını da görmüş olduk. Yeni karakterimiz Can Bey... Onu Kaan Girgin canlandıracak. Benim akranlarım için özellikle sempatik bir isimdir Kaan Girgin. Onu çok keyifli televizyon filmlerinden biliyorum. Yeni rolüne de yakışmış. Orta yaşlı başarılı bir iş adamı. Önce Mete’nin biatını kabul etti. Sonra Fehmi planından bahsetti. İngilizlerin Baron adayı olmasına rağmen diğer gücün Baronuna sözde de olsa biat etmeyi düşünebilen biri. Onun için belli ki sonuçlar önemli. İngilizler doğru bir tercih yapmışlar. Kızı sayesinde medya patronu olduğunu da öğrendik. Ben bu satırları yazarken çoktan diziyi sevenler karakterin gerçek hayattan bir karşılığını bulmuşlardır bile. Biz şimdilik bu kadarını biliyoruz.

Çok sıkılıyordum iyi ki geldiniz.

Süha Bey doğruca Polat Alemdar’ın yeni mekanına götürüldü. Gözlerinin bağlanmasına izin vermeyerek o ana kadar bilmediğimiz ve temsilcisi olduğu topluluğun itibarını korudu. Güzel bir ayrıntıydı. Nihayet Hoca, Süha bey, Polat ve avukat aynı mekana toplanabildi. Beklenen vasiyet açıldı ve sadece boş sayfalar çıktı. Ömer Baba ve Süha Bey’in arkasındaki gücün kimliğini bilmiyoruz ama belli ki tıpkı diğer bazı odaklar gibi güçleri gizliliklerinden geliyor. Vasiyet en nihayetinde bir kanıt olabilirdi. Masa başına toplanmış bu üç adamın artık konuşması gerekiyordu. Onları orada bıraktık...

Tilki’nin profesörüne kurduğu evi görünce bir an Apple Store açacak sandım. Orman’ın içine güzel mekan yapmış. Baltazar Tilki’ye güvenedursun belli ki Tilki her zamanki gibi dağlara kar olmaya gelmiş. Hoş, bizde de “Mevlam dağına göre kar verir” diye bir laf var. Bak sen şimdi çatışmaya... Diziye girdiğinden beri Rascoln’ü avladı ama beklediğimiz Tilki performansının altında. Gerçe kendisi de açıkladı sebebini, “şuan kim, kimdir tanımak istiyorum” diye ama yine de daha etken bir Tilki ormanı felaket karıştırır.

Ben hep belgesel...

Cahit, Akif’i getiren konvoya yapılan baskını duyduktan sonra Erhan'la görüşmek için hayli yüksek bir risk aldı. O kadar konuşmanın sonunda çıkan fikir “Akif’in ölmekten başka çaresi yok” olunca önce biraz kızmadım değil. Geçen hafta da İhtiyarlar hemen adamlarından vazgeçmişlerdi ama kısa süre sonra bi şüphelenmedim de değil hani... Onlar İhtiyarlar, bunlar Polat Alemdar. Adamları cehennemin kapısına kadar bile düşmüş olsa onu oradan almak için her şeyi yaparlar. Yine de hafta içi yayınlanan fragmanda Akif’in vurulduğunu gördüğüm için pek bir şey umut etmedim.

Hazır yeri gelmişken şunu da ekleyeyim. Dizinin büyük bir kısmında, uzayan ve farklı planlardan alınan yürüme sahneleri biraz canımı sıkmıştı doğrusu. Andy Garcia Sultahahmet’e yürüken böyle plan almamışlardı. “Hani evet güç bir durumla karşı karşıyasınız ama seyirci de böyle oyalanmaz ki” diye düşünüyordum ama haksızlık ettiğimi anladım. Eskiden ne zaman vakit kazanmak isteseler uzun bakışmalara geçilirdi. Şimdi yapım o anlarda dahi bir gerilim ve heyecan yaratma derdinde. Bu da bu işe ne kadar gönül verdiklerini ve samimiyetlerini ortaya koyuyor. Etkilenmedim desem yalan olur.

Kim üzmüş bakim benim Rascoln'ümü?! Ah yaparım ben onlara ah ah

Akif gitti gidiyor derken Rascoln nihayet kendine geldi. İlk işi aynaya bakmak oldu ama aynadaki Rascoln gitmiş! Düşünsene yıllarca hastalığından bir haber şekilde başka adamla aynı akılda yaşıyorsun ve bir gün vurulup o adamı kaybediyorsun. Rascoln’de matem var ama yas ilan edilecek zaman değil. Rascoln, Rascoln’ü kim öldürdü bilmek istiyor. İki Rus karşı karşıya... Çekirdeğimi hazırladım bile.

İngiliz tarafı Akif planını öyle ince dokumuş ki onu vuracak adamı bile incelikle seçmişler. Adam geçmişte Savcı Leyla ile çalışmış. Adama “vuracaksın” dediler ve adam zerre itiraz etmedi. “Karşılığını alacaksın” dediklerinde de “benim için önemli olan hizmet” dedi. Sonundaki hizmet kelimesinin geldiği manalara burada hiç girmiyorum zira herkes anladı zaten anlayacağını. Yine de böylesi bir görev için böylesi bir adanmışlık şaşırtmadı değil.

Tutmayın küçük enişteyi!

Akif geldi. Adliyeden içeri girecekti ki onu vuracak adam karşısına dikildi. Silahını çekti. Önce bir el silah sesi geldi. Adam yere yığıldı. Tam seviniyorduk ki bir el silah sesi daha geldi. Bu seferki Akif’e isabet etti. Apar topar ambulansa bindirildi. Biz de o sırada vuranı gördük. Armageddon timinden bir adam. Vuranın Cahit olduğunu maskeyi görünce anladım. Güzel bir planla hemen olay yerinden kaçtı. Akif’i ise Yasin komutan almış. Komutan dizide resmen çözümün yüzü oldu. Onu görünce içimiz rahatlıyor.

Böyle bir planı ancak Cahit kurabilirdi zaten. Hem düşmanı indirdi, hem Akif’in hayatını kurtardı, hem de Akif’e yeni bir hayat verdi. Cahit, Brendan’dan daha İngiliz vallahi... Bırak güneş ışığını ay ışığında dahi fotosentez yapabilen Cahit operasyonu burada bitiremezdi. Bölümün başında Algis’den Armageddon timini istemişti. Bu sefer hesap sordu! Hesap soran suçlu olacak değil ya? Anında kendisini aklamış oldu. Timi zafiyet içerisinde gösterdi. Böylece Algis bir komutana ihtiyaçları olduğunu daha net anlamış oldu. Cahit yine günün kahramanı ve Akif’den sonra en kazançlısıydı. Bizim taraftan günün kaybedeni ise Savcı Leyla oldu. O adamdan dolayı başı epey ağrıyacak...

Bu kadar olay olduktan sonra Brendan’ın yüzünü görmeden olmazdı. Yapım ekibi de bizden esirgememiş sağolsun. Şu dünyada asık suratından keyif aldığım toplasan dört adam yoktur. Onlardan biri de Brendan. Sonrasında “canını yakacağım” konuşması ise net olarak korkuttu. Çünkü artık öğrendik ki İngilizler, Amerikalılar gibi tüm güçleriyle adamın üstüne çullanmıyorlar. Onlar aikidocular gibi adamı öyle bir yerinden yakalamaya çalışıyorlar ki düşman ya hareketsiz kalsın ya da ufak bir hareketle kemikleri kırılsın. Brendan iki dakikalık keyfimizi kursağımızda bıraktı.

Bence Cimbom maçı üst olur ne dersin Fehmi'cim?

Fehmi’ye posta koyan iş adamı akşam gayet keyifle yemeğini yerken değişen televizyon ekranı ve çocuğunun ölümünü izletmeleri beni yıllar önceki Kurtlar Vadisi’ne götürdü. O zamanlar olurdu böyle infazlar ve ağzımız açık izlerdik. Bir Baron’un verdiği emrin gücü, onun yerine getirilmesinde değildir. Emrin gücü onun ne kadar çabuk yerine getirildiği ile orantılıdır. Fehmi güçlü bir Baron olacağının ilk sinyalini vermiş oldu. Can beyle olan konuşmaları ve onu konseye davet etmesi ise ortalığı epey karıştıracak gibi duruyor. İki düşman da cüretkar mantıkla hareket ediyor. Biri, karşı tarafı karıştırmak için düşmanı içinde kontrol etmeyi düşünecek kadar cüretkar iken diğeri karşı tarafı karıştırmak ve kontrol etmek için düşmanın içine girebilecek kadar cüretkar. Fehmi sonunda kımıldadı. Büyük bir merakla takip ediyorum.

Süha Yıldızı’nın ise sonunda sırrı biraz olsun aralanmış oldu. 52 ocaklı bir birlikmiş. 52 neyi simgeler ilerleyen günlerde duyarız elbet. Ömer baba da, onun yerine gelen Süha bey de sır hanesinin sır katipleriymiş. Mekanları çok güzeldi. Mürekkep hokkası ve daha bir sürü detay gerçekten de orada derin ve kadim bir gücün olduğunu hissettirdi. “Bugün 20 Kasım 2014” diye yazdı Süha bey... “Hilalin yıldıza kavuştuğu gün.” Etkilenmemek imkansızdı.

O gizli oluşum, içlerinde o güne kadar uyuyan bir özel bir birlik de yetiştirmiş ve onu Polat Alemdar’ın emrine verdiler. Yeni yüzler göreceğiz galiba. Dahası sırlarını Polat Alemdar’la paylaşacaklar. Hatta paylaşmaya başladılar bile ama sanırım bizim bunları öğrenmemiz biraz daha zaman alacak. Bu arada İhtiyarlar’ın sırlarını anlarım, bu gizli oluşumu da anlarım. Hadi bundan sonra çıkacak başka sırlı bir şeyleri de anlarım ama ondan sonra da başka bir şey çıkarsa Polat Alemdar bana da biraz vakit ayırsın. Ben de ona sırlarımı açmak istiyorum.

Kurtlar Vadisi Pusu bu sefer nadir olarak mutlu bir bölüm sonu yaptı. Akif’in arkadaşlarına kavuşması gerçekten görülmeye değerdi de gidip niye Erhan’a sarılıyorsun yahu. Aynura’ya sarılsana! Yoksa aklın hala İrlandalı güzelde mi?.. Akif’in yuvaya dönmesi resmen içimi rahatlattı. Ha bu arada karizma sıkıntısı yaşayan Sagir de İstanbul’a geliyormuş. Zorla öldürtecek kendini.

Emeği geçen herkesin tekrar ellerine sağlık. Çok güzel olmuş.



BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER