Spector'ın karanlığı

Bu bölüm Paul Spector ve geçmişi hakkında pek çok şey öğrendik. Spector’un annesi, Spector sekiz yaşındayken intihar etmiş. Bu bilgiden daha çok Spector’un bunu ifade ediş şekli etkili idi: “Benim sevgim ona yetmedi.” İç burkan olaylar burada bitmedi. Koruyucu evde iken Paul ve diğer çocukların görevliler tarafından istismar edildikleri gerçeği ile yüzleştik. Sadece bu da değil. Paul koruma görevlilerinin müdürü tarafından “favori” olarak seçilmiş ve bir yıl boyunca diğer çocuklardan daha çok istismara uğramış. Paul Spector'un şimdiki ruh halini bütün bu yaşadıkları oluşturmuş olsa da yaptıklarının sorumluluğu yine de Spector'a ait olmalı. Spector ve o evde yaşayan pek çok gencin başına gelenlerin sorumluları ise elbet ayrı yargılanmalı ve bir daha yaşanmaması için uğraşılmalı. İnsan bir an için Spector ile empati yapmaya çalışıyor. "Tüm o yaşadıklarını "ben" yaşasaydım, nasıl biri olurdum?" Bu soru bölüm boyunca zihnimden çıkmadı. Spector'ın çocukken kaldığı evdeki görevliler tarafından "yılın favorisi" seçilip, istismara uğramasının bedelini öldürdüğü onca genç kadın çekmemeliydi.

 Kahveler de hazırsa başlayalım.

Bu bölüm, sadece Paul için değil ama hepimiz için güven duygusunun ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. İnsan kendini güvende hissetmedikçe içinde bir boşluk oluşuyor ve bir noktadan sonra etrafınızdaki insanlar ne yaparsa yapsın o boşluk dolmuyor. Güvende hissetmek için kendi yollarını buluyorsun ya da başkalarının güvende olduğu gerçeğine öfke duymaya başlıyorsun. Paul da bu boşluğu doldurmak için önce röntgenciliğe başlamış. Sadece cinsel amaçlı da değil. İnsanları güvende tutan şeyin ne olduğunu bilmek için. Daha sonra evlerin içine de girmeye başlıyor ve insanların kendilerini güvende hissetmeye başladıkları an güvenliklerini pek de umursamadığını görüyor. Kendi dolduramadığı bu boşluğa karşı, güvenliklerine özensiz davranan insanları cezalandırmak istiyor. Orada olduğunu göstermek istiyor.

 Avzına çarpmalık!

Spector nereye giderse gitsin garip bir elektrik yayıyor ve bir şekilde etkiliyor insanları. Klinikteki o ürkütücü çocuk da Spector’dan fena etkilendi. Belki de kendini Spector’un varisi olarak görmeye başlamıştır bile. Karanlık da bulaşıcı olabiliyor maalesef. Bir kere ruhunuza sızdığı zaman, siz fark etmeden tüm benliğinizi sarabiliyor. Başkalarının aydınlığında karanlığı ararken buluyorsunuz kendinizi. Spector'un kardeşini öldüren bu sorunlu elemanda sezinlediği ve bulduğu karanlık gibi. Belki de o nedenle, Spector komada iken ışığı değil karanlığı seçmişti. Aydınlıkta ne yapacağını bilmiyor. Ama karanlıkta gölgeleri manüpile edebilir. 

Anderson (Colin Morgan) ve Ferrington’ın (Niamh McGrady) Londra’da öğrendikleri bölümün en rahatsız edici sahneleri idi. Alvarez adında bir adamın Londra’da 2002’de bir kadının öldürülmesi suçundan ömür boyu hapis yattığını öğrendiler. Fakat masum olabilirdi. Dahası Alvarez, Spector ile aynı koruma evindeymiş ve cinayetin işlendiği zamanda Spector da Londra’da imiş. Alvarez, Spector ile yaşadıklarını anlattı. Ömür boyu hapis yatıyor olmak mı? Yoksa bir yıl boyunca bir istirmacının "favorisi" olmak mı? Bu ikisi arasında seçim yapmak zorunda bile kalmadığını ve suçu neden üstlendiğini bize güzel hissettirdi.

Bu da demek oluyor ki, Spector numara yapsın ya da yapmasın, hatırlayabildiği bir zaman diliminden bir cinayete karışmış olduğunu Stella ve ekibi kanıtlayabilirler ve bu durum da diğer olaylar ile Spector arasında bağ kurmalarına yarayabilir. Belki düğümlerin tek tek çözülmesine şahit olabiliriz. 

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER