Aşk Laftan Anlamaz: Gidiyor Yarınım, Gidiyor Evvelim..
Transa geçip susmak bilmeden konuşmadan evvel hepinizden pek çok kere özür dilemekteyim. Bölümü izlemeye ne imkanım ne de zamanım oldu desem yeridir. Kabul ederseniz yeni bölümden hemen önce şeker tadında, akşama beş çayı niyetine biraz muhabbet edelim baş başa. 

Sözlerime Didem'le başlamak mantıklı geliyor. Çünkü tüm bölüm Didem ve entrikaları, Didem ve mahvetme yolunda maratona koştuğu hayatlar ve kırıklı çıkıklı bir Hayat üzerine kuruluydu ki bu benim hiç de hoşuma gitmedi. Geçen hafta şu zamanlar bas bas "Klişe istemiyorum!" diye haykırırken bu bölümün "Ben hamileyim." cümlesiyle şekillenmesi hevesimi kursağımda, umudumu kalbimde bıraktı çok şükür. 



Murat'a öfkeliyim çünkü Murat'ı tanıyorum. Tam da bu düşüncedeyken aklımda yanıp sönen "Uğradığın haksızlığı düşün, öfkene tutun." cümleleriyle Tuval beliriveriyor. İyi ki de beliriyor. Ortalığı toparlıyor, parlatıyor bununla da kalmayıp ileriye ışık tutuyor. Tuval iyidir. Tuval güzeldir. Kimseyi sevmezsen Tuval'i ve Murat'ın kirpiklerini sev. 

Lafı fazla dolandırmadan direkt neden öfkeli oluşuma geçeyim. Benim tanıdığım Murat Sarsılmaz iki kadın arasında kalmaz, bırakılmasına da izin vermez. Onda bir değişim var evet ve bu değişime aşk diyorlar. Benim söylemeye çalıştığım şeye de aptallık. Didem hamileymiş cartmış curtmuş bu konunun Murat'ı büyük derecede sarsmasını mantıksız buluyorum. Henüz baba adayımızın o olduğundan emin bile değilken ve Didem'in istese asansör patlatan, istese manşetleri boyayabilecek kapasitede bir sinsi ruha sahip olduğunu bilirken basit bir test düzenleyip ortalığı karman çorman hale getireceğine dair en ufak bir şüphem yok. Bas entrikayı, kıydır nikahı, getir bebeği. Haydi selametle. 



Öte yandan Hayat'ın en büyük destekçisinin annesi olması içimde bir yerlerde ölü haliyle kanat çırpan kelebekleri uyandırdı ve dünyamın Emine kısmında kuşlar şakıdı. Hayat güzel seviyor, hakiki seviyor. Aynı anda hem hayatından, hem geleceğinden, hem de uykularından fedakarlık ederken sakinliğinden ödün vermeyişi ve hala çevreyi toz şeker tadında, pamuk şeker renginde, vanilya kokusunda zannedişi ruhumu aydınlatırken zihnimi karartıyor. En çok da bu açıdan kızıyorum Murat'a işte. Algıladığım kadarıyla Hayat'ın ne yaşadığını anlamıyor ve istemeden de olsa yarasına tuz basmaya devam ediyor. İnsanı en çok bilinmezlikler, görmezden gelmeler yıkar derler ya çok görmüş geçirmiş büyüklerimiz.. Hakikaten de öyle. Geçmişler olsun. 



Evlilik konusunda yine en mantıklı cevaplar Azime Hanım'dan, altı kebap üstü şişhane kılıklı cevaplar ise Nejat Bey'den geldi. Ve ben o sahnede yine bolca sabır çektim. Artık Derya'nın bunca şuursuz tavrına susulmasının Azime Hanım'ın azarlarından çok daha büyük bir noktası olacağını ve o noktanın içimize soğuk hava dolabı etkisi yaratacağını umut ediyor, entrikaliçe unvanını Derya ve Didem arasında paylaştırıyorum. Ve Didem. Aslına bakarsan seni anlıyorum. Hak da veriyorum ama beni hayal kırıklığına uğratışın, içindeki kini nefreti insanlara bulaştırarak aşkını yaşamaya ve geri kurtarmaya çalışman. Senin bu yaptığın virüslenmiş bilgisayara çamaşır suyu dökmeye çalışmakla aynı eş değerde ve mantıksızlıkta.

Kerem ve İpek ikilisi gün geçtikçe baldan tatlı oluyor. An geliyor aralarında geçen diyalogları ağzım açık, gözlerim gülmekten kısılmış bir vaziyette izliyorum. Ve zaman geçtikçe İpek'in Kerem'in otoritesine olan karşı çıkmalarının azaldığını görüyorum. Bu da bir hayli mesut ediyor beni. 



Peki, şimdi çok önemli bir şey soracağım. Biz neden bir kez daha esas oğlan kötü kadını iyi kadınla takıldığı mekanlara götürür klişesine tanık olmak zorunda kaldık? Fragmanlara bakmadım henüz ama an itibariyle gördüğüm o son sahne midemde yanma hissiyatı oluşturmak için yeterli oldu. 

Bu akşam yeni bölümde görüşmek üzere diyerek her birinizin ruhuna sarılıyorum.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER