Fear The Walking Dead: Yer misin, yemez misin?
Sezon açılışı çok da etkileyici ve bu sezon izleyeceklerimize dair ipuçları vermemiş olsa da, Strand yüzünden ikinci bölüme de baktım. Zaten her bölüm incelikli serpiştirilmiş bir detaya takıl takıla bu sezonu da izleyeceğimden eminim. Ama bu beyanımdan The Walking Dead gibi önlenemez bir heyecanla bölümleri beklediğim anlaşılmasın. Gönülsüzlüğüm bu bölüm sonunda da baki..

We All Fall Down adındaki bölümü de Adam Davidson yönetti; hikayesi Brett C. Leonard ve Kate Barnow'a ait; senaryoyu da Kate Barnow kaleme aldı. İkinci bölüme dair yorumlarıma girmeden önce sezon açılışı için yazdıklarımı şuraya bırakayım, okumak isteyen olursa diye..



Dikkat çit çıkabilir!

Bölümü tatlı ve isyankâr ergenimiz Alicia'nın romantik bir "arkadaş arıyorum" krizi esnasında teknedekilerin başına musallat ettiği tehlikeyi beklerken bırakmıştık. Aynı yerden açıldık.. Lakin henüz açılış sahnesindeyken bölümden tiksindim. İzah edeyim. Olay yerini yani yanan tekneleri gören dalgalı bir kıyıda, kumda oynamaya yeltenen ve deniz kabuğu toplayan iki masum çocuğun sahile vuran zombilerle karşılaşmasıyla başladı bölüm. Sahne çok güzel bir ters ışıkta çekilmişti. Galiba da bölümün en güzel sahnesiydi. Ama hepsi o kadar. Tam koltukta kaykılıp, "oha şimdi başlıyor işte!" dedim ki hevesim kursağımda kaldı. Yıl olmuş 2016, koskoca AMC olup dizi yapacaksın, üstelik dünya devi The Walking Dead'in ekürisi bir hikayeye soyunacaksın ve "açı" ile seyirci sazanlayacaksın. Vay anasını! Resmen zekama hakaret sayarım bu yaklaşımı.. Ama ilk sezonda da söylemiştim, "böö!" yaparak seyircisini korkutmaya çalışan bir ekipten çok da şe'yapmamak lazım.

Anlaşılan yine ilk sezon gibi yine zerre kadar derinlik süzmek için tonla bölüm, dakikalarca sığlık, piksel piksel sıradanlık izleyeceğiz. Arkadaşlarımız, Nick'in geçen bölüm batırılan tekneden canı pahasına kurtardığı seyir defterinden öğrendiler ki güvenli bir kara parası yok. Peşlerindeki "tekne" ya da her ne ise ondan saklanmak için demirledikleri Catrina Adası'nda rastladıkları tuhaf ailenin reisi de hemen hemen bütün şehirlerin Napalm ile yok edildiğini söyledi. Ayrıca o kadın bizim Carol'un erken dönemlerini hatırlattı, nedense.. Madison ilk bakışta kadının bir sıkıntısı olduğunu anladı ve bahçede sebze toplarlarken dilini çözmeyi başardı. Hemen yakınındaki tatil kasabası tonla Walker ve virüs kaynıyordu. Kadın MS hastasıydı. Büyük oğlu Seth ve kocasıyla başaçıkası yoktı ama çocuklarının adadan kurtulmasını istiyordu. Çünkü aile reisinin ölümcül bir B planı vardı.

Madison ve Travis ayak üstü bir "etik" tartışması yaptılar. Elbette Travis adeta Pavlov'un köpeği gibi Madison'a boyun eğdi ve kadının çocuklarını yanlarına almayı kabul etti. Lakin bölümün bombası patladı! Nick'in ilk fırsatta çaresizce hap araması ve esasen de bu arayış yüzünden bir çocuğun ölümüne sebep olduğunun farkına bile varmamış olması ne garip.. Belki haftaya bu konuya girişir yazar kardeşlerimiz, belli mi olur? Nasılsa her an bir bunalım lazım bizimkilere... Zaten 40 dakika dizi yapıyorsun, onun da 10 dakikasında manzara, 5 dakikasında klip izletiyorsun. Yani adanın birinde hayatta kalmaya kasanlara "Doğa ana insanın arsızlığından yıldı ve dengesini sağlamak için frene bastı." dedirtmek ve Nick'i biraz daha karanlığa bulamak için bu kadar masrafa ne gerek vardı a kuzum? Bilemedim... Biz bu felsefelerin ağa babasını altı sezondur tartışıyoruz The Walking Dead sayesinde, tek bir yeni cümle kurmamış olmaktan kimse rahatsız değil mi acaba? Hoş..

Haftaya yeni bir bölümü heyecanla beklemeyeceğim ama neden izleyeceğim? Çünkü Salazar Baba, Strand'ın zulasını patlattı. Ayrıca Strand kime "orada olacağım" dedi ve nerede olacak onu öğrenmek için... Dizi değil, ömür törpüsü yeminle..

Böyle işte..
R.
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER