Bulacağım demek başka, öldüreceğim demek başka!
Alışkınlar burada karşılaşmaya ne de olsa.

Sezonun ilk bölümü çok acı, nefes aldırmayan ama güzel bir bölümdü. Belki de bu yüzden yani bir önceki bölümün her sahnesinin çok etkileyici olmasından dolayı bu bölüm istediğim tadı alamadım. Sanırım bu bölüm bir geçiş bölümüydü. Evet, o acı hala üzerlerinde duruyor ama günlük hayata yavaş yavaş dönüyor gibiydiler. Aslında bu da biraz garip geldi. Çünkü öylesi birbirine bağlı bir mahallede hele ki mahallenin ağabeysi konumundaki bir adamın evinde cenaze oluyor ama ikinci günden sonra eve kimse gelip gitmiyor. Keşke hiç birimiz cenaze gelenekleri bilmesek ama benim bildiğim bir hafta o evde yemek bile pişmez. Neyse etrafta fazla kalabalık olmasın istediler sanırım.

"Geçen yaz ne yaptığını biliyorum" derken senin onun yanında olmaman gerekiyordu Kerime Hanım'cığım.

Kerime Hanım’ın, kocasının katil olduğunu öğrenip de “Bu insanların ölümüne sebep sensin, şimdi gidip her şeyi Feride’ye söyleyeceğim” diyerek aklının sınırlarını zorlaması bir yana, gayrimeşru bir çocuğu olduğunu öğrendiğimizde bizim de aklımızın sınırları zorlandı ne yalan söyleyeyim. Feride’ye bir kardeş geldi diye mi sevinelim yoksa Mehmet Saim’in yine dört ayak üzerine düştüğüne mi üzülelim bilemedik doğrusu.

Ne yaptım diye sorma! Sen bir şey yaptığın için değil sana bir şey olmasın diye Mahir'in bu tavrı.

Alnımıza ne yazıldıysa o. Benimkine Karadayı yazmışlar,olacağım mecburen.

Fragmanı ilk izlediğimde, nezaret sahnesinde Feride’nin ağlamasını görüp, Mahir’e çok kızmıştım onu öyle ağlatıyor diye. Bölümü izlerken orada kızmadım aksine üzüldüm o hallerine ama savcıyla sorgudaki haline, hadi o adam gıcık biri de, duruşmada hakime verdiği cevaplara sonra adliye çıkışında gazeteciler karşısında kasılmasına çok sinir oldum. Ben Mahir’i kabadayı olarak görmek istemiyorum galiba.

Böyle bir kulüpte assolist çıkmaz ki, olsun ama sizin sayenizde Ayten muradına erdi.

Kabadayı âlemi zaten ilginç bir topluluk olmuş. Franızca aşk adını verdiği bir kulüp işleten sosyete lakaplı bir kabadayı, en albenili haliyle bir sürü kabadayının arasında revü izleyen bir hanım ağa, diğerleri daha kabadayı normlarındalar ama içlerinden en adam öldürmeye meyilli marangoz olan herif gibi geliyor nedense.

Bu gülümsemeyi özlemeyiz umarım.

Mahir’in o adamı öldürmediğini elbette biliyorduk. Hem Mahir suçsuz olduğunu bildiği bir adamı öldürmeyeceği için hem yanında gerçek bir polis olan Yasin olduğu için hem de kendine verdiği tek can alma hakkını Beyefendi’de kullanacağı için. Nitekim öyle de oldu ve adama öldü süsü verip bir yere kapadılar. Daha önce de olduğu gibi acılar yüklendikçe Feride aklını daha iyi kullanmaya başladı, Mahir ve Yasin’in bir şeyler planladığını anladı. Gerçeği öğrendiğindeki gülümsemesi iki bölümdür gördüğümüz tek güzel şeydi.

Etme Mahir! Ardında babanı, kardeşlerini, yarini bırakıp gitme.

Şimdilik tek amacı Beyefendi’yi bulup öldürmek olsa bile intikam Mahir’e göre bir duygu değil aslında. Nazif Baba’nın yetiştirdiği bir evlada yakışan bir duygu değil. Orhan’ı saymıyorum çünkü o Mahir gibi değil. O, Nazif Baba’nın yetiştiremediği evladı. Mahir bu cevvallikle kabadayılar âlemine girer, onlardan biri gibi davranır ama onlardan biri olamaz.

Bu acıyla farkında değil ama Nazif Baba’nın söylediği “Bulacağım başka bir şey, öldüreceğim başka bir şey!” sözüyle ne demek istediğini Mehmet Saim’in karşısına çıktığında anlayacaktır. Sevdiği kadının babasını öldüremeyeceği için onu bulacak ve adalete teslim edecektir.


BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER