Acıya dokunacak kadar yakındık
Bu kadar üzülmek için üç ay bekleyeceksiniz deseydiler gülümserdim. Oysa bu gece ağladım. Tek başıma da değilim üstelik Karadayı'ya ne kadar düşkün olduğumu bilen bütün arkadaşlarım, çoğu konuyu hiç bilmedikleri halde mesajlarla bu bölümün çok güzel olduğunu ve ne kadar ağladıklarını anlatıp durdular.




Sezon finalinden sonra hani bomba patladı ve sonra birden kendimizi bir mahkeme salonunda bulduk ya, işte o zaman ben hemen böyle zaman atlaması olmasın, bomba patladıktan sonra neler oldu; Mahir'in, Feride'nin tepkisi nasıldı görebilelim istedim. Aslında düşüncem acıları görmek değil daha çok birbirlerine nasıl destek olacaklarını görmekti. Mesela Feride, o mahkeme suratlı kadın haline gelmeden, bombanın patladığını öğrendiği anda hemen Mahir'in yanına koştu mu, bunu görmek istiyordum. Çünkü ben o zamanlar "Neden ayrıldılar ki, Feride Mahir'i asla bırakmaz!" diye şımarıkça söylenip duruyordum. Bilseydim ki öyle bir acı olacak, bu acı üzerine sevdiğiyle mutlu olmak Mahir'in kalbine ağır gelecek, hiç ister miydim o anları görmeyi? İstemezdim ama, iyi ki de görmüşüz. Yoksa Mahir'in her şeye rağmen, ailesine, babasına, Feridesine rağmen bu yolu neden seçtiğini nasıl anlayacaktık? İlknur'un acısını görmeseydik, -karakteri oynayan Elif Sönmez acıyı gözle görülür, elle tutulur somut bir madde haline getirip, sundu resmen-, Mahir görmeseydi, adam öldürmeyi göze alabilecek biri haline dönüşür müydü hiç?

Yine mi ölmedi lan bu adam? 

Bir dizi için fazla uzun bir bölümdü. Hele benim gibi dizi başladığı andan itibaren yerinden kımıldamayan seyirci için ayağa kalkınca göz kararması, baş dönmesi yapacak kadar uzun, neredeyse iki buçuk saat sürdü. İki buçuk saat boyunca su katılmamış acıyı bize yavaş yavaş içirdiler. Gerçek dünyada yaşadığımı unutmayayım diye dudağımı, parmaklarımı ısırıp durdum bölüm boyunca. Bütün o acının içinde hem de en derin yerinde, Feride olanları öğrendiğinde, Kara Ailesi'nin yanında bir de Feride'nin haline üzülmeye başladığım o anda, mahalleye gelen Mehmet Saim'in, Mahir'in yaşadığını gördüğü andaki yüz ifadesi gülümsediğim tek an oldu. Mehmet Saim, Feride ve Mahir'i ayırmak için yaptığı her planda onlara ve Kara Ailesi'ne acı vermeyi başardı ama ikisini ayırmayı asla başaramadı. Anladı ki Mahir yaşadığı sürece kızı bu adamdan vazgeçmeyecek, Mahir'i yok etmeye karar verdi. Aslında burada takıldığım bir durum da yok değil. Tamam, adam öldür emri vermekte tereddüt etmeyecek kadar acımasız; tamam, Mahir'i öldürmek istiyordu ama ölen bir çocuk ve bir kadın, üstelik öldürmek istediği insanlar da değil. Keşke müzik dinleyip eğleniyor olduğunu değil de "Mahir'i öldüreyim derken çocuğu öldürdük" gibi bir pişmanlık belirtisinin en azından kafasından geçtiğini görseydik. Hiç değilse "Ulan Mahir'i öldüremedik gittik en sevdiklerini öldürdük, bu şimdi gelir bizi bulur sonra da kim bilir ne olur?" konulu bir hayıflanma görebilseydik.

Seni sevmiyorum damat ama bu geceki üzüntümüz ortak. 

Üzüntülerden, acılardan bahsederken en büyük acıyı yaşayan İlknur'a tekrar dönmek isterim. Ölüm acısı nedir, çoğumuz biliriz. Keşke bilmesek ama, biliriz. Ölüm acısına dışarıdan bakanlar sadece gözyaşlarınızı görür; herkes hep ağlar, yakınır zannederler. Ama öyle değildir. Kalabalık diner, insanlar evlerine gider, sen en yakınlarınla baş başa kalırsın ve normal bir şeyler yaparsın. Yemek yersin, tuvalete gidersin, duş alırsın, yürürsün kalabalıkların içinde ağlarken değil de en çok işte o normal anlarında oturur içine acı. İlknur'da bunu öyle güzel gördük ki sonrasında oğlunun eşyalarını toplarken yüzündeki, tebessümden, huzurdan intihara yelteneceğini anlamak zor olmadı. İlknur içimizi çok yaktı ama, en çok hiç sevmediğim Bülent insanı, oğlunun mezarında onunla konuşurken ağladım. Belki etrafımdaki kalabalık tam da o an çekilmiş olduğu için bilemiyorum... Nazif Baba'nın dediği gibi evlat acısı yaşayana konulacak bir sıfat yok.

Etme!

Mahir'e dönecek olursak, Karadayı namına yaraşacak şekilde belli ki onun sezonu olacak bu sezon. Mahir, her ne kadar yaşadığı acının büyüklüğüyle kalbini karartacağını da düşünüyor olsa bunu başaramayacaktır. Etrafına öyleymiş gibi görünecek, belki kendi de öyle olduğunu sanacak ama kendine Nazif Baba'yı örnek alarak yetişmiş, kalbi insan sevgisiyle dolu Mahir, özünde yine eski Mahir olacaktır. Hem de Feride gibi onu asla yalnız bırakmayacak, ne yaparsa yapsın ondan vazgeçmeyecek bir sevdası varken. Mahir kalbinin ne kadar katılaştığını düşünürse düşünsün, Feride'nin sevdasının akışkan hali o kalbi çok sürmeden çözecektir.

Belgin; kabadayılar aleminde av mı, avcı mı?

Yeni gelen oyunculara da birkaç satırla değinmek istiyorum, kadınlara öncelik vererek. Belgin nasıl güzel bir kabadayı -kadın kabadayı da olmadı ama- dır öyle hem güzel hem de bitirim bir şey olduğu ilk sahnesinden belli oluyor. Tabii bizi daha çok bitirimliği değil de güzelliği korkutuyor. Yine de erkek egemen bir dünyaya renk katması güzel bir düşünce tarzı olmuş diyebilirim. Diğerleri ise daha önce de gördüğümüz Kabadayıların benzerleri gibiydi, umarım izledikçe her birini daha iyi tanıyacağız. Dilerim, en az bir kişi de çıkar Mahir'e destek olur; hiç değilse işine yarar da, Mahir de hep tek başına savaşmak zorunda kalmaz.

Mahir, babasına ve Feride'ye rağmen Karadayı olma yolunda gerçekten can alabilecek mi? Ya da dosta düşmana nam salmak için yapmış gibi mi gösterecek? Gelecek bölümlerde bu sorulara cevap bulacağımız aksiyonu fazla, acısı daha az sahneler göreceğimize inanıyorum.


BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER