Aşk Yeniden: Şah Mat!
"Yine evden ayrılmak zorunda kaldığım zamanlardan biri.. Cebimde şimdinin parasıyla yüz lira ya var ya yok, kapıyı vurup çıktığım sırada. O günlerde eniştem yeni vefat etmiş, halam evine gidemiyor. Anahtarı bana vermişti bi' durum olursa diye. Neyse uzatmayalım..

Sekiz on gün boyunca makarna falan irade ettim. Evde haliyle hiçbir şey yok çünkü. Milletten de yardım istemiyorum, zati kendimi bildim bileli bu kavgalar gürültülerden bıkmış usanmışım, insanların sürekli saçma sapan akıl vermelerinden gına gelmiş durumda. Arkadaşları arasam, yine bi' ton rezillik.. Velhasıl benim para bitti.. İki üç gün boyunca resmen kuru ekmekleri falan kemirdim, hem manen hem de madden çökmüş durumdayım, sürünüyorum. En son başlarım dedim baktım ceplere, yalan olmasın beş lira gibi bir şey çıktı bozukluklarla. Dedim öyle de battık böyle de battık, attım kendimi markete..

Gören sanır ki marketin yarısını satın alacağım, araştırma yapıyorum; geçmediğim reyon, bakmadığım etiket kalmadı. Halbuki beş liraya kendimi en fazla nasıl doyurabilirim onun peşindeyim.. Sonunda dondurulmuş pizzaları gözüme kestirdim. Valla Allah'ın gücüne gitmesin, yeminle köpeğin önüne atsan yer mi emin değilim. Beş tane falan üst üste sıkıştırılmış bir şey. Üzerlerindeki sucukların rengi bi' acayip. Hani üç beş ayda bir Uğur Dündar yayınlardı ya; "Tırnaklı hayvan yedirdiler bu millete!" falan şeklinde bazı kesimhaneleri, kesin o kalite yani.. Lâkin açlık gerçekten bambaşka bir şey, dünya umurumda değil. Aldım ben pizzayı..

O fiyatı asla unutmam.. Dört lira yetmiş kuruşluk ücreti ödedim, kalan üç beş kuruşu da cebe attım. Pizzanın yanına kolayı falan geçtim, su alacak param yok. Ama olsun en azından üç gün sonra karnım doyacak! Bildiğin koşa koşa gittim eve, daldım mutfağa.. Bi' hışımla pizzanın jelatinlerini açtım, fırına doğru eğildim ve..

O ne? Fırının kapağının camı yok.. Kırıkmış meğerse! Hani derler ya "Dünyam başıma yıkıldı.." diye, vallahi doğru.. O güne kadar başıma gelmeyen şey kalmamıştı, ama serde erkeklik var ya yiğitliğe zeval gelmemesi için hep sağlam durmuştum. Bir yandan da kaderle inatlaşma durumu var tabii; "Sen mi güçlüsün ben mi!" şeklinde..

Pizzaları tezgahın üstüne öylece bıraktım. Sefil bi' halde salona gittim, oturdum kanepeye. Fakat o an dayanamadım.. Başladım kendi kendime ağlamaya.." *

Hani bazı zamanlar olur insan hayatında; katlanmanız gereken zorluklar ya da ulaşmak istediğiniz bir hedefiniz vardır. Daha iyi ya da en azından daha kötü bir duruma düşmemek için uğraşır, didinir, çabalarsınız. Aylarınızı hatta yıllarınızı harcarsınız, ancak öyle bir an gelir ki tüm süngüleriniz düşer. Belki de hedefinize ulaşmanıza çok az bir zaman kalmıştır. Hatta o güne kadar harcadığınızın %5'i kadar fazladan göstereceğiniz bir çaba bile yılların amacına sizi götürecek kadar yakındır. Lâkin kendinizde o gücü bulamaz ve pes edersiniz.. Aslında o son damla geçmişle ve diğer yaşananlarla kıyaslandığında önemsiz dahi gözükebilir, ancak bardağı taşıran da işte o son damladır. Tükendiğinizi hissedersiniz..

Bugüne kadar Aşk Yeniden ile ilgili herhangi bir eleştiri içeren yazı kaleme alacağım zaman, mutlaka yazının girişine neyi tenkit ettiğime dair örnek teşkil edecek bir içerik ekledim biliyorsunuz ki.. Esasen böyle bir şey yapmama gerek yok, hatta gereğinden fazla duyar kastığım bile söylenebilir. Ama hem kendimi daha iyi ifade edebilmek hem de "Hariçten gazel okuyor.." durumuna düşmemek için bu yolu izledim.. Tıpkı bugün olduğu gibi..

Peki, neden bugün böyle bir hikayeyle giriş yaptım? O son dakikalarda Zeynep'in birden "Bebeğime bir şey olmasın!" şeklinde acıdan çığlık çığlığa bağırmaya başladığı gerilimli sahneler var ya.. Hani çocuğu düşmüyorsa bile; en iyi ihtimalle ya apandisiti patlıyor ya da taş falan düşürüyor herhalde diye düşünerek heyecanla izlediğimiz. Ve ardından doktorun sırıtarak çıkıp, "Zeynep hanımın gazı var!" dediği. İşte orası; hayatımda ilk defa Aşk Yeniden izlerken, "Artık bu kadarı da olmaz.." diye düşündüğüm andır.. Gerçekten yorulduğumu hissettim o saniyede..

Aslında bu hafta konuşacak ve üzerine çıkarım yapılacak detaylar yok değildi.. Özellikle de hem Vahit hem Meryem hem de Ertan'ın birden bire yüz seksen derece tavır değiştirmeleri hakkında ya da Cevat'ın maruz bırakıldığı içler acısı durum hakkında.. Fakat dediğim gibi; "O an." beni yordu.. En azından bu hafta için pes ettim..

* Hikayenin yazarı şahsımdır..

Valandil..

BUNLARI DA SEVERSİN

DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 47
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 19
DİZİ-YORUM : SEZON 2 , Bölüm 33
DİZİ-YORUM : SEZON 6 , Bölüm 10
DİZİ-YORUM : SEZON 1 , Bölüm 15
BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER