Kendi kalbine dalan boğulur!
Benim bir arkadaşım vardı. İki kere iki beştir deseniz inanacak kadar saftı. Gökyüzündeki bulutlar gibi cebe keseye sığdırılamaz bir ruhu vardı. Sonra bir gün bir şey oldu. Sevdiklerinin ardından nefes nefese koştuğu o yolun sonunda uçurum olduğunu gördü. Çizgi filmlerdeki gibi bir şey işte. Boşlukta olduğunuzu fark edene kadar aşağı düşmezsiniz. Arkadaşım boşlukta olduğunu ve yaşamı boyunca yanlış melodiyle dans ettiğini fark etti. Fark etmek, düşmektir. İnsan mahzenden çıkan sırların ardına düşerse, yorulur. Kendi içinde biriken sırların derinine dalarsa, boğulur. Kendinden düşerse, işte o zaman, kurtulur.

Karagül'ün kanımıza yavaş yavaş saldığı o ölümcül dengenin hastasıyım. Bir yanda dünya yıkılırken, öte yanda her şey kristal yapısına rağmen sapasağlam kalıyor. Tam iyiler ve kötüler arasına sınırı çizebildiğini sandığın anda, çizdiğin kalem gelip böğrüne saplanıyor. Çok fazla sözün büyüyü bozacağını düşünerek söylemek istiyorum; şahaneydiniz! Bunca zamana, bunca yorgunluğa ve aşamaya rağmen bu gecenin hakkını dolu dolu verdiniz.

Şeytanla empati kurulur mu? İnsan hiç ''O şeytan, ama hep mi öyleydi?'' diye sorgular mı? Biz sorgulamıştık. Haftalardır beni Karagül'ün vazgeçilmez takipçisi yapan şey Kendal'ın kötülüğündeki o el değmemiş mücevherdi. Kötüydü, zalimdi, zorbaydı. Ama öylesine, alelade, sokakta omzuna çarparcasına bir kötülük değildi bu. Yavaşça doldurulan bir kadeh gibi, ince ince işlenen bir sır gibi, en sağlam kalenin anahtarı gibiydi. Onda ciddi bir şey gizliydi. Bütün erkeklik vurgusunun altından açık bir yaranın kokusu sızıyordu. Mesut Akusta ise Kendal karakterini ellerini yakmasına rağmen her gün daha sıkı tuttu. Sonuç, böyle şahane ve orijinal bir adamı izleyip ömür boyu hatırlanacak şekilde hafızalarımıza kazımak oldu.


Kefen bezi gibisin, beyaz ve ince...

Melek'in gelinlik sahnesinde fonun doğru duyguyu verdiğinden emin değilim. Hissettiği sıkışmayı İdris Baba sayesinde perçinlediler ama sanki gözlerim daha farklı bir şey aradı. Hani Titanik'te Rose'un korsesi sıkıştırılırken bütün çaresizliğinin mesajı dökülür ya, öyle bir şeydi belki istediğim. Kötü müydü? Bence hayır. Ama daha güzel olabilir miydi? Her zaman.

Sevda Erginci'yi ilk izlediğim zamanları anımsıyorum da, bu sezon gözyaşı döktüğü her sahnede ona daha çok yaklaştığımı hissediyorum. Oyunculukta ağlamak zordur, ağlarken ajitasyona sapmamak çok daha zordur. Karagül'ün her oyuncusu kendilerine yazılan taş gibi replikleri sunmakta ustalaştı. Ama Ayşe'nin yeri sahiden de son zamanlarda bir ayrıydı.

BUNLARI DA SEVERSİN

BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER