Bridgerton: Seni sevmeme izin ver

Bridgerton: Seni sevmeme izin ver
Seviyorum seni, ekmeği tuza banıp banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz
Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni, yaşıyoruz çok şükür der gibi…

Nazım Hikmet Ran, Seviyorum Seni

Sevgili RaniniTv okurları, bir önceki yazımda sizleri birbirine deli gibi aşık ama imkansızlıklar içinde sıkışıp kalmış Benedicth ve Sophie’nin vuslata hasret yüreklerinde bırakmıştım. Bölümler yayınlandı, Mayfair’i yepyeni telaşlar ve dedikodular sardı, çiftimizin aşkı ateşi hiç sönmeyen yakıcı bir tutkuya dönüştü ve benim aklıma da bu anlara tanık oldukça yeni bir şiir düştü, yazıma bu şiirle başlarken sizi yine Bridgerton Malikânesinin kapalı odalarında aşkla, sevgiyle ve tabi ki şiirlerle dolu bir yolculuğa çıkaracağım.

Sophie’ye duyduğu artık benliğinin tüm hücrelerinde hissettiği bu aşk Benedicth’i ailesi, görevleri ve cemiyetin acımasız dedikoduları arasında iyice sıkıştırıp dururken, Sophie’ye belki asla geri dönüşü olmayan bir soru sorar: Metresim olur musun? Bu sorudan sonra hepinizin Benedicth’e sinirle ve hiddetle baktığınızı görebiliyorum ama o dönemde Benedicth gibi soylu, varlıklı ve güçlü unvanlara sahip beylerin bir hizmetçiyle evlenmesi asla kabul edilemezdi. Bu birlikteliğin şehirden çok uzaklarda, taşranın sakin köşelerinde sürdürülmesi beklenirdi ayrıca Benedicth’in ailesine ve ikinci oğul olarak tüm görevlerine de veda etmesi gerekiyordu. Benedicth, Sophie’nin cennetinin bahtsız Adem’i olmadan önce soyadından da görevlerinden de vazgeçmeye henüz hazır değildi ama olanlar oldu. Artık Sophie dışında bir hayat düşünemiyordu. Onunla köşe bucak saklanmak istemiyor adım attığı her coğrafyada bu kadına olan aşkını haykırmak istiyordu. Eline aldığı her tuvale onun kusursuz yüzünü işlemek istiyor, tüm boş kağıtları Sophie ilgili dizelerle doldurmak istiyordu. Sophie sadece ona değil ailesine de bir ışık bir güneş olmuştu. Benedicth cemiyetin ve kuralların dikenleriyle örülmüş bu zorlu yolda ayakları kanayarak yürüse bile ailesinin her daim yanında olacağından hep emindi…

Sekiz çocuğuna da her daim aşklarının peşinden gitmeleri gerektiğini öğreten Violet Bridgerton, ilk başta bu aşka pek de açık kapı bırakmaz, henüz bekar olan ve yakında cemiyete takdim edilecek çocuklarını ve çıkacak dedikoduları düşünerek Benedicth’i yolundan döndürmeye çalışır ama gerçek aşkın sıcaklığı tüm buzları eritir ve onu daha önce hiç dile dökmediği bir gerçekle yüzleştirir, Benedicth artık değişiyordur. Biz ailenin bu ikinci oğlunu hep namı büyük bir zampara olarak izledik. Onu hep beraber sabahladığı sanat ve edebiyat cemiyetleriyle alkolün ve eğlencenin hiç bitmediği masalarda bulduk. Hatta onu kendi yeteneğine, ressamlığına hep sırtını döndüğünü gördük ama artık Benedicth değişiyordu. Bir yerde uzun süre durmayan hep başka zevklere koşmak isteyen bu adam artık hiçbir yere gitmek istemiyor, o masalarda sabahlamıyor, fırçasından çıkan renklerine küsmüyordu. Sophie onu bedeninden ruhuna değiştirmiş hatta onu tüm zehirli sarmaşıklarından arındırmıştı. Ve sevgi dolu annemiz Violet de artık bu aşkın dikenli yollarını artık bir çiçek bahçesine dönüştürmeye hazırdı.

Sophie… Küçükken tutunduğu, korkmadan özgürce açtığı tek dal olan babasını da kaybettikten sonra ve babasının kendisini asla sevmediğine inandırıldıktan sonra Benedicth’in de sevgisinin kalbinin içinde büyümesine izin verdi, bu aşka sıkı sıkı tutundu. Yaşamı boyunca hak ettiği tüm lütuflar ondan esirgenmişti. Üvey annesi ve kardeşleri tüm hayallerini elinden almış, onu hiç bitmeyen bir kâbusun ortasına bırakmışlardı ama Sophie’nin karakteri hep sarsılmazdı. Benedicth’in metreslik teklifini ona duyduğu sevgiye rağmen reddetti, onun metresi olarak ipeklere ve satenlere sarılmaktansa onurlu bir hizmetçi olarak yaşamayı yeğlerdi ve öyle de oldu Benedicth ‘i sevdi ama asla bu sevgiyi elmaslara, içi altın dolu keselere satmadı, Sophie’nin bu kararlı tavrını ve saf sevgisini izlerken aklıma Turgut Uyar’ın şu dizeleri geldi:

“Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş
Sana Sapanca’dan bir sepet elma almışım…”

Bazı aşklar vardır gerdanlıklar, pırlantalar yanında küçük kalır, aşkın büyüklüğü bir sepet elmadır… İşte Sophie, Benedicth’i sahip olduğu tek zenginlikle yani kalbiyle seviyordu bu aşkı diğer kardeşlerin aşk hikayelerinden ayıran da buydu. Sophie’nin bir çeyizi yoktu (aslında vardı ama kendisinden saklanmıştı), güzel elbiseleri, gerdanlıkları yoktu. Sadece kendisi vardı ve Benedicth için bu yeterdi...

Sezonun uyarlandığı kitap da külkedisi hikayesinin daha ilgi çekici ve daha gerçeğe yakın yeni bir yansımasıydı eğer bölümleri izlerken aklınıza külkedisi masalı geliyorsa şaşırmayın zira doğru yerdesiniz ama bu defa prensesimiz daha kendinden emin ve daha aşık…

Bridgerton’un bu sezonunda aşk dışında gözümüze çarpan bazı vedalar da var. Kimliği açığa çıkan Lady Whistledown artık dedikodularıyla ve Mayfair’e bomba gibi düşen haberleriyle artık bizimle olmayacak. Penelophe Bridgerton kalemini artık başka hikayelerin yönüne çevirirken, kraliçenin baş nedimesi Leydi  Danbury’i de cemiyetin sahteliklerinden ve gündemlerinden uzakta yepyeni bir hayata başlamak üzere hem kraliçeden hem de bizden iznini istedi. Bu vedaların yeni hikayelerin başlangıcı olacağını sizlere şimdiden söylemek isterim çünkü artık yeni bir Lady Whistledown’ımız var ve bu defa onun kim olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Bakalım gelecek sezonlarda bu gizemli yeni yazarın varlığı ne gibi skandallara sebep olacak ve kalemi hangi soylu ailenin rahatını bozacak? İzleyip, göreceğiz…

Bir önceki yazımda sizlere bu sezonun kadınları parlatan bir sezon olduğundan bahsetmiştim. Yayınlanan tüm bölümlerde kadınların parlayışı sürdü. Sophie’nin başlattığı bu parlama ve ışık hareketi, kocasının ani ölümüyle sarsılmayan, kendini hemen zengin bir lordun evlilik düşüncesinin içine atmayan aksine sadece kendisi için yaşamayı seçen Francesca Bridgerton ile devam etti. Violet Bridgerton ve Eloise ise tüm kurallara ve yasaklara rağmen aşkın galip gelmesi için her yanlış düşüncenin karşısında durdu, e ne demişler; bir tohum filizlendi mi artık durdurulamaz…

Hep aşk mı izleyeceğiz diyenler, bu sezonda sadece aşk yok, müziğin ve dansın eşlik ettiği balolar da var ve bu defa balolarda kıyafetlere ayrıca özen gösterilmiş. Bridgerton da her aileyi yani her soylu aileyi temsil eden bir renk var. Bridgerton ailesinin rengi İngiliz nezaketini ve zarafetini temsil eden ve ilhamını Wedgwood seramiklerinden alan bir mavi. Bu maviye ve tonlarına da gümüş ve pırlanta takılar eşlik ediyor. Bu sezon Sophie’nin üzerinde açık ve soft birçok tonunu gördüğümüz mavi elbiseler aslında onun Bridgerton ailesine çoktan kabul edildiğinin bir simgesiydi. Kate Bridgerton’un da vikontes olduktan sonra koyu renkli kıyafetlerinin yerini mavilerin aldığını görürüz ve yine Penelophe kendi ailesinin renkleri olan turuncu, yeşil gibi narenciye tonlarına Colin ile evlendikten sonra veda eder, elbiseleri daha sade ve daha mavi olur. Yani Bridgerton da hiçbir renk ve hiçbir ton tesadüf değildir…

Bridgerton’un bu sezonunda da erotizm yine çok dengeli ve bir o kadar da kışkırtıcı. Sophie, Benedicth’e sadece âşık olmaz, ona kendisini hazzın doruklarına çıkarma iznini de verir. Bu sezonun erotizmini de yine kadınların kendi ellerinde tuttuklarını, aşkı erotizmle yine onların birleştirdiğini görüyoruz.

Yazımın sonuna gelirken sizlere Lady Whistledown gibi veda etmek isterim:

Sevgili Nazik Okuyucu,

Mayfair’de yeni bir sezon daha bitti. Yaseminler yine beyaz, bahçeler yine kalabalık ve balolar yine renkliydi. Ama yazarınız bunların hiçbiriyle ilgilenmiyor çünkü o asıl güzelliklerin imkânsız olanda olduğunu biliyor. Siz bu imkansızlığı, kendi kusurlarınıza bakmadan yarlıgayadururken; vuslat hasreti, aşk ise tüm unvanları yendi ve bu eşi benzeri daha önce hiçbir malikanede ve hiçbir bahçede görülmemiş bu hikâyeden geriye aşktan yürekleri taşmış iki aşık ve sevgiyle çoğalan kocaman bir aile kaldı. Darısı bu hikâyeyi okuyan ve kalpleriyle  böyle sevilmeyi dileyen tüm bekarların başına…

 Yeni bir aşkta ve hikâyede tekrar görüşmek üzere…



BİZE YAZIN!
Ad
Soyad
e-mail
Mesajınız
GÖNDER